SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Bir Nihal, bir de Gülnur varmış gerisi yalanmış...

Uzun zamandır içimde tuttuğum bir konuyu açık açık dile getirdim huzurlarınızda. Cumhurbaşkanı Gül'e, "Neden gündem yaratan, siyasi ağırlığı olan gezilerinize kadınları da davet etmiyor, bunun yerine etrafınıza sadece bir kamyon bıyıklı adamı toplamayı yeğliyorsunuz?" diye sormuştum. Ardından da eklemiştim; "Eğer demokrasiye inanıyor, 'kadın-erkek eşittir'i savunuyorsanız lütfen Sayın Cumhurbaşkanım artık biz kadın gazetecileri de görünüz" diye...
Ha bir de "Ola ki bu çağrı karşılık bulur" düşüncesinden hareketle kendilerine davet edilmesi mümkün olacak çok şık bir kadın gazeteciler listesi takdim etmiştim...
Ama keşke etmez olaymışım...
Olaymışım da yazı sonrası karşıma çıkan manzara üzerine, İbo'nun şu meşhur parçasını hatırlayıp hatırlayıp, "Ben nerde yanlışşşş yaptımmm? Allahımmmm!" diyerek, kendi kendimi sorguya çekmek zorunda kalmayaymışım...
Çoğunuzun, "Hayırdır bacım? Ne oldu da sen bu arabesk durumlara gömüldün?" dediğini duyar gibiyim buradan...
Ey sevgili okur söyle bana! Şu aşağıda yazdıklarımı okuyunca ve kendini benim yerime koyunca sen de gömülmez misin benim gibi arabesk şarkılara?
Ne oldu biliyor musunuz o yazıdan sonra?
1) Cumhurbaşkanı'na sitemime ve çağrı yazıma destek mesajları sadece erkek okurlardan geldi...
Onlarca mesaj arasında adının Gülnur olduğunu belirten tek bir kadın okura rastlayınca haliyle şu kanıya varmak durumunda kaldım; "Ya Türk kadını gazete okumuyor ya da onların ilgilendiği konular Halis Ağa'nın 17'lik kızla evliliği, Hüseyin Üzmez'in torunu yaşındaki çocukları tacizi, Beren Saat'in son sevgilisi ve ikoncanların Bodrum günleri...
(Dipnot 1: Bu arada sağol Gülnurcuğum... Bil ki, sen de artık benim kadın ikonumsun!)
2)
Takdim listeme isimlerini özene bezene yazdığım meslektaşlarımın arasından bu çağrıma şahane bir yazı ile sahip çıkan tek kalem Habertürk'ün başörtülü yazarı Nihal Bengisu Karaca oldu. Dedim ki; "Diğerleri ya uyudu, ya da, "Amannn canımmmm. Ne diye şimdi bu meseleye sahip çıkıp bu kadının adını köşeme konduracağım. Onun başlattığı bu konuyu ne diye gündeme taşıyıp durduk yerde prim yaptıracağım" diyerek mevzuyu görmezden geldi! Her ne ise, hangisiyse, bu vurdumduymazlık aslında şunu göstermiştir bendenize: Türk medyasında kadının neden bir halt olamadığını ve kadın gazetecilerin bu ülkenin politikasına yön verenlerin gözünde neden hep ikinci sınıf muamelesine maruz kaldığını!
(Dipnot 2; İkili üçlü sohbetlerimizde, "Ayyy gerçekten bu kadın gazeteciler açısından kabul edilemeyecek bir yaklaşım" diyen siz meslektaşlarım neden bu konunun bir ucundan tutma gereği hissetmedi anlayamıyorum! Arkadaşlar, farkında mısınız bilmiyorum ama biz bu konuda bir direniş göstermedikçe bu devran böyle sürüp gidecek. Adamlar güruh halinde binecekler uçağa, Bitlis'e, oradan Kuzey Irak'a sonra da Brüksel'e geçecekler, biz de uzaktan uzağa seyredip, onların imzalarının itibarı için aşağıda cila yapmaya devam edeceğiz. Bakın ben diyorum ki, kadın gazeteciler artık cilacı değil, cilalatan olacak. Şimdi tekrar soruyorum sevgili hemcinslerim. Siz bu mücadelede var mısınız, yok musunuz?)
Okudunuz işte asıl sahipleri tarafından meselenin nasıl ortada bırakıldığını. Eminim şimdi diyorsunuzdur ki; "Durumun öyle içler acısı ki Sevilay! Bırak İbo'dan filan alıntı yapmayı en iyisi mi sen Ahmet Kaya'dan bir parça söyle. Mesela, "Kafama sıkar giderimi..." Bu yaşadığın yalnızlıktan ancak öyle kurtulursun!"
Hiççç boşuna uğraşmayın, gaza gelmem arkadaşlar. Ne kafama sıkarım, ne de çeker giderim! Emin olunuz ki, bizim ahalinin bıyıklıları, bizim adam gibi işlerde önümüzü açıp, ardından da imzamızı cilalayıncaya kadar daha ben buralardayım...
BİZE ULAŞIN