SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Siz hiç anadilinizden mahrum kaldınız mı?

İçerden konuşmak, hissederek, yani yaşayarak konuşmak. Bence bütün mesele bu!
Bakın memleket "iki dilli yaşamı" tartışıyor günlerdir.
Anlayan, anlamayan, anlamak isteyen, anlamamakta direten bütün insanlar kendi cephesinden bir şeyler katmaya çalışıyor bu meseleye.
Kimi, "İki dilli yaşam da neyin nesi. Türkiye Cumhuriyeti'nin tek bir dili vardır. O da Türkçe'dir" diyor. Kimi de, "Anadil başkadır... Resmi devlet dili başkadır..." diyor!
Gülüyorum... Hem de kahkahalarla.
Çünkü komik! Çünkü bazıları gerçekten bilmeden, hissetmeden konuşuyor! Bakın ben size içerden anlatayım biraz bu konuyu.
Aile büyüklerimin söylediklerine göre bendeniz Türk'üm. Eşim de, büyüklerinin söylediğine göre Şafii mezhebi mensubu Kürtlerden...
Daha 22 yaşındayken sevdik birbirimizi.
Bir yuva kurmak istedik. Ancak bunun için tam 7 yıl uğraştık! Çünkü iki taraf da istemedi. İki taraf da karşı çıktı.
Eşimin ailesi ben Türk ve Alevi olduğum için, benim ailem de eşim Kürt ve Sünni olduğu için onay vermedi bu evliliğe.
İstemiyorlardı beni ama flört ettiğimiz dönemlerde zaman zaman evliliğimize karşı duruşu olan eşimin ailesiyle bir araya geliyorduk.
Ve bazı zamanlar benim o ortamda olup olmadığımı hiç önemsemeden Kürtçe konuşmaya başlıyorlardı.
Bu duruma acayip bozuluyordum. Hatta kompleks yapıyor, sonrasında ona, "Ne konuşuyorsunuz Kürtçe? Yoksa benim hakkımda dedikodu falan mı yapıyorsunuz?" şeklinde sitem ediyordum.
Eşim de garibim, "Ne alakası var? İnsan dayanamıyor işte! Anasını, babasını, kardeşini görünce ister istemez anadiline sarılıyor" diyordu.
Diyordu ama ben bu söylediklerini pek inandırıcı bulmuyordum. Çünkü tüm Kürtçe konuşmalarında benim duymamam, bilmemem, anlamamam gereken bir şeylerden bahsettikleri önyargısına kapılıyordum.
Ve bu önyargı her defasında beni biraz daha uzaklaştırıyordu onunla evlilik yapma düşüncesinden.
Tesadüf işte. Fakülteyi bitirince İngilizcemi geliştirmek için İngiltere'de bir dil okuluna kaydoldum. Kalktım gittim.
Epeyce kaldım. Ve bir insan için anadilini konuşmanın nasıl bir özgürlük, nasıl bir rahatlık ve keyif olduğunu işte orada anladım.
Ramsgate diye bir şehirdeydim evvela.
Az sayıda Türk vardı.
İnanılır gibi değil ama birazcık konuşabilmek, sohbet edebilmek için mumla arardım o Türkleri.
İngilizcem epeyce ilerdeydi. İngiliz arkadaşlarım da vardı ama onlarla sohbet asla bana Türklerle olan sohbet kadar zevk vermiyordu. Acayip mutlu oluyordum.
İşte İngiliz arkadaşların olduğu ortamlarda bile gayri ihtiyari Türkçe'ye sarılma, Türkçe konuşma isteğimin önüne geçmenin bir türlü mümkün olmadığını anlayınca...
Hak verdim ısrarla Kürtçe konuşan eşime ve ailesine. Hele hele İngiliz arkadaşların, Türkçe konuşan biz Türklere karşı aldıkları tavrı yaşadıkça...
Her defasında onlara, "Ne olur alınmayın! Birbirimizi görünce elimizde olmadan ana dilimizi konuşmak istiyoruz. Ne sizin hakkınızda abuk sabuk konuşmalar yapıyoruz, ne de sizin bilmemeniz gereken mevzulara dalıyoruz. Sadece anamızın dilinde, doğduğumuz an itibarı ile bize öğretilen dilin özlemini gidermek istiyoruz" açıklamasını yaptıkça...
Utandım.
Özetle; Kürtlerin ana dili için verdiği mücadeleye karşı gelenlerin, bir an olsun kendilerinin yabancı bir ülkede olduğunu düşünmelerini tavsiye ederim.
Çok başka bir duyguya kapılacaklarından yüzde yüz eminim.
İnsanoğlu 10 dili kusursuz şekilde konuşabilir. Kusursuz şekilde derdini anlatabilir.
Ama inanın hiçbir dil insanoğluna anasının doğduğu an itibarı ile öğrettiği o dilin tadını vermez!
Veremez!!!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.