SEVİLAY YÜKSELİR SEVİLAY YÜKSELİR

Erciş'te hayat nasıl?

Depremin üçüncü günüydü Mahmut'la (Övür) birlikte gittiğimizde... Sanki üzerinde yaşanan bir kente değil, kıyamet gününü tasvir etmek isteyen ressamın yaptığı tabloya benziyordu.
Korkunçtu her şey. Karman çormandı. Bir sokağın nerede başlayıp, nerede bittiğini bile anlamak imkânsızdı. Enkaz kaldırma çalışmalarında görev alan yardım ekiplerinin giydiği o turuncu renk tulumlar olmasa canlı bir renk görmek mümkün değildi Erciş'te.
Kahverengiydi her yer. Kahvemsiydi hava...
Önceki gün bizi havaalanından taşıyan minibüsle yol alırken gözüm hep dışarıdaydı. Çünkü Erciş'e giriş anını kaçırmak istemiyordum. Hâlâ öyle miydi, o kahverengimsi örtü hâlâ üzerinde miydi kentin merak ediyordum.
Girdik yavaş yavaş. Kent ayaklanmış. Canlanmış. Kahverengi yerini yeşile, kırmızıya, sarıya bırakmış. Yıkılan binaların yerleri çoğunlukla otopark dönüştürülmüş. İftar saatiydi. Bir o yana, bir bu yana koşturan ve sıcak pidesini almak için fırınların kapısında bekleyen insanlar. Normalleşmişti Erciş. İnanın eğer deprem zamanı Mahmut'la yazı yazmak için bahçesindeki taburelere oturduğumuz Devlet Hastanesi'ni görmesem, "Burası orası değil!" diyebilirdim.
Ama burası orasıydı! Erciş...
9 ay önce felaketi dibine kadar yaşayan o kent!
Ama şimdi o halinden eser kalmamış.
Arada yıkılmayı bekleyen ağır hasarlı binalar olmasa "Buradan bir trajedi geçti" diyebilmek gerçekten zor.
Kentin girişinde TOKİ'nin kalıcı konutlarını görmüştük.
İçlerini bilmiyorum ama dışarıdan görüntüleri çok güzeldi.
Fakat buna mukabil boştular!
Sonradan depremzedelerin yaşadığı konteynır mahallesine gelince öğrendim sebebini.
Büyük bir kısmı yazı da bitirip öyle geçmek istiyormuş kalıcı konuta. Az da olsa bir kısım ise TOKİ'nin ev sahibi olma şartlarını kabul etmiyormuş. Ağır buluyorlar 75 bin TL bedeli.
Ödeme kolaylığı sağlanmış vatandaşa. 2 yıl hiç ödemeden 18 yılda ayda sadece 347 TL ödeyerek konut sahibi olunabiliyor.
İlk bakışta sunulan bu şartlar kulağa hoş geliyor ama öyle değil kazın ayağı.
Mesela 6 çocuklu Meryem diyor ki; "Kocam asgari ücretle çalışıyor.
Her ay 347 TL'yi TOKİ'ye ödersek peki biz nasıl geçineceğiz?
"
Konteynır kentte epeyce dolandım. Dağdelen ailesinin evine konuk oldum hatta. Çok küçük evler ama gayet düzenli. Hayırseverler içini de doldurmuş. Sıfır hemen her şey. Çamaşır makinesi, buzdolabı, televizyon ve hatta vantilatör bile var. Evin reisi Vedat; "Allah razı olsun devletten. Hızır gibi yetişti imdadımıza ama sonrasında hep ev sahiplerini düşündü. Biz kiracılar için bir çözüm üretemedi. Bayramdan sonra boşaltmamızı istiyorlar. Boşaltalım da nereye gidelim? Evlerin çoğu çürük. Sağlamlarsa iki katı para istiyor. 700 TL'den başlıyor kiralar!" diyor.
Haklı tabii Vedat kardeş. Fırsatçılık ciğerimize işlemiş maalesef.
Ama bu durumda devlet ne yapsın?
"Kiracıyı da ev sahibi yapsın" diyor.
"Yok" dedim artık. Tamam belki bir süre, ne bileyim mesela 1 yıl boyunca kira yardımı yapılabilir depremzede kiracıya ama ötesini istemek biraz abartı olur.
Çok isterdim; "Devlet depremzede olan herkese ev vermeli!" filan diyebilmeyi... Ama demem.
Çünkü benim sorumluluğum olması mümkün olmayanı yazmak değildir.
Olması bi ihtimal olanı yazmaktır.

BİZE ULAŞIN