ENGİN ARDIÇ ENGİN ARDIÇ

Huysuz ihtiyarlar

Vurdumduymaz... Kibirli... Ben bilirimci... Egosu soslu... Küstah... Şımarık...
Duyarsız...
Bunlar, "iktidardan umudunu kesmiş" bazı "liberal gazetecilerin" iktidar mensupları için kullandıkları sıfatlardan birkaçı.
Açık konuşup bunları başbakana doğrudan söyleseler gazete yönetimiyle (sonra da savcıyla) başları derde girecek, onun için "genelleme" ve "lafı yuvarlama" yoluna gidiyorlar. ("N'aber lan başbakan" diye posta koyanlar ayrı tabii, onların kişilik sorunları siyasi sorunlarından daha büyük.)
Bilindiği gibi, liberaller iki çeşit: Her iki çeşidi de yazı yazıyor ama maaşı gazeteden alanlara liberal gazeteci, maaşı üniversiteden alıp da gazetede pir aşkına yazanlara liberal aydın deniyor.
Böylece hem liberalcilik oynamış oluyorlar, hem de iktidara giydirip gazetelerinin asıl okur kitlesi olan memur müşterinin yüreğini soğutarak yerlerini muhafaza ediyorlar.
İktidarı "Kemalistlik etmekle" suçluyorlar.
Fakat Çamlıca'ya cami yapımına karşı çıkmakla asıl Kemalistlik edenin kendileri olduğunun farkında değiller.
Bunların çoğu eski solcu, bir kısmı bugün de solcu.
Her ne kadar liberal olduklarını söyleseler de kendileri de sapına kadar Kemalist bunların, çünkü "genlerine" işlemiş. Bilinçaltları elli yıldır aynı kalmış. Can çıkmayınca da huy çıkmıyor.
Liberal, cami yapımına karışmaz, ilgilenmez bile. Onun açısından cami yapılsa da olur, yapılmasa da. "Namaza gidecek Müslüman düşünsün" der, geçer.
Açıkça karşı çıkmaya çekinen de "alay etmek" yolunu seçiyor. Ama düzey, "kırolar tepeye çıkıp yayılacaklar, ayılar operaya gidip perde arasında namaz kılacaklar" düzeyi... Yani, Kemalist'in en hışır türü.
Din özgürlüğünü savunur görünüyorlar ama dinden fena halde rahatsız oluyorlar. Ya da özgürlük anlayışları ancak "Papaz Okulu'nun yeniden açılması" gibi "alafranga özenti" alanında kalıyor. Hayatında hiçbir caminin kapısından girmeden her Noel'de Saint Antoine Kilisesi'ne koşan Cihangir enteli!
Bunların bir kısmı da Türkiye Cumhuriyeti'ne gerçekten düşman.
Başbakana, "cumhuriyeti tasfiye etmediği" için kızıyorlar.
Kürtler gönderilecek, ordu lağvedilecek, Anadolu parçalanacak, sonra?
Sonrasını kendileri de bilmiyorlar. Bir kısmı "devrim yaklaşıyor" masalıyla avunuyor, hayatı boyunca avunduğu gibi.
"Biz hükümete değil rejime muhalifiz" diyorlar. "Madem öyle niçin kendiniz ayrı bir parti kurmuyorsunuz?" diye sorduğumuzda da, "biz parti kurmayız, yalnızca oturduğumuz yerden ahkâm kesmesini biliriz" benzeri bir cevap alıyoruz...
"Halk bizi iplemez" diyecek yüzleri yok.
Çünkü daha önce de iplemedi. Doksanlı yılların ortalarında bir parti kurdular. Bu parti, hayal kırıklığına uğramış eski Marksistler ile kendine şöhret edinme yoluyla yeni pazarlar arayan bazı işadamlarının koalisyonu oldu. Ne deveye ne de kuşa benzediğinden, seçimde de korkunç bir fiyaskoyla karşılaştı. Onun için, artık yürek ister, bir "akademisyenler ve gazeteciler koalisyonu" partisi oluşturmaya...
Şimdilik kendilerini kandırma yoluna gidiyorlar, hep yaptıkları gibi: Başbakanın, kürtaja karşı çıktığı için oy kaybedeceğini sanıyorlar.
Ya da bunu özlemek hoşlarına gidiyor. Öyle olursa kendilerini "haklı çıkmış" sayacaklar.
Peki, öyle olmayınca?