Hukukçu değilim. Bu nedenle bu yazıda, detaylı bir hukuki yorum yapmam olası değil.
Ama özel mahkemelerle ilgili yeni düzenlemeler, hukukçuların bir bölümünün öne sürdüğü 'eksiklik var' eleştirilerine rağmen, çok nefes aldıracak, ülke için çok olumlu açılım. CMK 250-251 ve 252 maddelerin kalkıyor olması, yeni bölge mahkemeleri düzenmeleri çok olumlu.
Her ne kadar 'Özel Yetkili Mahkemeler', ellerindeki tüm davaları bitirmekle yükümlü kılınsa da, artık 'hukuk gözüyle' hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

OLUMLU ETKİLENECEK

Her zaman 'yargıçların ve savcıların' derin bir vicdan sayfasında, 'hukukun üstünlüğü' gözetilerek alınan kararlar; bu yeni düzenlemelerden yine 'adaletin ince terazisinde' mutlaka 'hukukun üstünlüğü' penceresinden, olumlu etkilenecektir.
Ayrıca Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, birkaç gün önce "yargıda uygulamalar büyük sorun" saptaması yapması; buna örnek olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik operasyonu göstermesi, devletin en üst düzeyinde de "kamu vicdanı" açısından hissedilen çok 'ciddi duyarlılığın' ifadesi. Aynı konuda benzer duyarlılığı, İzmir milletvekilleri 'Ulaştırma, Haberleşme ve Denizcilik Bakanı Binali Yıldırım' ile 'Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da, daha önce samimi söylemleriyle göstermişti.

İKİNCİ DURUŞMA
İşte bu hafta da İzmir için kritik. Önümüzdeki perşembe günü (5 Temmuz) 18'i tutuklu, 130 sanıklı İzmir Büyükşehir davasının ikinci duruşması yapılacak.
İddianame konusundaki görüşlerimizi daha önce yazmıştık.
Bugüne kadar aslında dışarıdan bakıldığında, rahatlıkla normal bir mahkemede görülmesi daha uygun olan bu davada, hiçbir zaman kamusal alanda 'kişisel menfaate' yönelik bir tablo ortaya çıkmadı; 'çete olarak değerlendirilebilecek', özellikle 'cebir ve şiddete' yönelik bir unsur yansımadı. Bu dava, doğal olarak, hukuk açısından bakıldığında, kamu vicdanının hırpalandığı bir görünüm kazandı.
Elbetteki iddianamede görüldüğü gibi 'görev ihmali' olarak yorumlanabilecek, eksiklikler var. Elbetteki yargı süreci, bu yönde ilerlemelidir.
Ama dikkatle bakıldığında, ortada bu insanların tutuklu yargılanmaları yönünde mecburiyet görülmüyor. 'Çete' diye tarif edilen ise zaten belediyenin yasalarla çizilmiş kendi örgütlenmesi. Belediyenin kanun ile belirlenmiş yönetim şekli, idari yapısı, iddianamede örgüte dönüşmüş. Bu durum da insana 'mantık dışı' geliyor.
Amacımız kesinlikle yargıyı etkilemek değil.
Zaten biz ne yazsak, yargı kendi hür vicdanıyla, hukukun ışığında karar verecektir.

İKİ DİLEĞİMİZ
İzmir'in kamu vicdanı ise perşembe günü gerçekleşecek duruşmada, bu düzenlemelerin de ışığında, başta Pervin Şenel Genç, Ali Sabuktay, Tülay Azeri gibi isimler olmak üzere, bu insanların tahliyelerinin gerçekleşmesi ve artık hepsinin tutuksuz yargılanması beklentisinde. Geçtiğimiz duruşmada binlerce insan "özgürlük" talebiyle, adliye çevresine toplanmıştı.
Bu duruşma öncesinde ise "sessiz sağduyu" hakim.
Kanımca duruşmanın normal sürmesi için, 'sağduyulu ve sessiz bekleyiş', çok daha sağlıklı yol olarak görülüyor. Aynı hassas çizgi üzerinde, bu dava için oluşturulan 'siyasal söylemi', artık terk etmek, kesinlikle işin 'hukuki savunma boyutuna' yoğunlaşmak, çok önem taşıyor.
Dileriz adalet yerini bulur, aylardır, ailelerinden, çocuklarından, eşlerinden, yakınlarından, dostlarından uzakta, duvarların arkasında yaşam sürdüren bu insanlar, tahliye olurlar. Elbette ikinci dileğimiz de tutuksuz yargı süreci sonunda, masumiyetlerinin mahkeme önünde tespit edilmesidir.
Buna da karar verecek olan, adaletin süzgecinden geçen, yargılandıkları mahkemedir.