ÜNAL ERSÖZLÜ (EGE)

Cumartesi notları: Bilmek

Birbirinden dağınık notlarla buluşturalım yazıyı...
Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş:
"Ey Ulu Tanrım! Bana biraz şarap parası ver!"
Yanında namazını bitiren diğeri de ellerini kaldırıp dua etmiş:
"Rabbim, bana iman ver!"
İki duayı da işiten hoca, Bektaşi'ye:
"Bak, herkes ne istiyor Tanrıdan! Sen ise şarap parası! Hiç utanmıyor musun?" demiş.
Bektaşi usulca yanıt vermiş:
"Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister."
***
Hayatlarımız da, gerçekten bu Bektaşi fıkrasındaki gibi...
Herkes sonuçta kendisinde olmayanı istiyor...
Bir insan durmadan dürüstlükten dem vuruyor ise örneğin, biraz altını deşeleyin, mutlaka kendi dürüstlüğüyle ilgili sorunu vardır, anlarsınız... Ya da bir toplum, sık sık, hem de olduk olmadık her yerde, "sevgi" kavramının üzerinde duruyor ise bir bakmışsınız ki gerçekte sevgisizlik, bir ıssızlık gibi sarmıştır her yanı... Bu nedenle farkındalık gereklidir, hayatla ilgili... Bakmak, bakar kör olmamak; baktığın yeri görmek, gördüğün yeri hissetmek gereklidir...
Belki de "bilmek" gerekir sevmek için...
Sevgiyi üretmek için...
***
İsviçreli doktor Paracelsus (1493-1541), kimyager yaşamış bir zamanlar...
Modern tıbbın kurucusu olarak kabul edilmiş...
Akademik üsluplara meydan okumuş...
Aklına güvenmiş, aklıyla yürümüş...
Yaşadığı çağda, o günün tedavi şekillerine, otoritelerin tıbbi kuramlarına karşı çıkmış, biraz da çılgın tavırlarıyla tarihsel bir sembole dönüşmüş Paracelsus.
Aynı zamanda farmakolojinin de babası kabul edilen bu adamın, yaşamı sürekli "bilmek" üzerine dayandığı için, şu düşündüren sözleri söylemiş asırlar önce:
***
"Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez.
Hiçbir şey yapmayan, hiçbir şey anlamaz.
Hiçbir şey anlamayan, değersizdir.
Oysa anlayan kişi, aynı zamanda sever...
Anlayan kişi farkına varır, görür...
Bir şeyin aslında ne kadar bilgi varsa Onun özünde daha fazla sevgi vardır..."
***
Güzel değil mi! Modern tıbbın kurucusundan, vurucu, çarpıcı, günümüzde de sahiciliğini koruyan bu sözler...
Sevgi özünde, insanlığa dayalı bir sezgi işi olduğu kadar, bilmeye de dayanır çünkü...
Nasıl da algılamış asırlar önce Paracelsus bunu...
Zihinsel algının, aklın, sevginin, bilincin yansıyışı; işte bir insan portresinin "kıymeti..."
"Kıymet" sözcüğünü tekrarlayınca, aklıma Mevlana'nın bir sözü geldi. Şöyle ki:
"Arpa ile altın aynı terazide tartılabilir.
Bu, arpanın da, altın gibi kıymetli olduğu anlamına gelmez."
Öyle değil mi!