YÜKSEL AYTUĞ YÜKSEL AYTUĞ

Taş devrine dönüyoruz

Öncelikle size minik bebeğimiz Ela hakkında doktorumuzla yaptığımız konuşmayı nakledeyim:
Doktor Bey, yoğurdu nasıl verelim?
Kesinlikle evde kendi yaptığınız yoğurdu vereceksiniz. İçine süt yerine kendi mamasından katacaksınız. Mayalamak için size sadece iki yoğurt markasını tavsiye edebilirim; diğerlerine pek güvenmiyorum da... Kahvaltıda vereceğiniz peynir için de size önereceğim iki markanın dışına çıkmayın.
Balık vereceğiz değil mi?
Tabii, balıksız olmaz. Ama sadece bizim körfezden çıkan (Edremit) balıkları yedirin. Körfezin dışında tutulan balıklarda cıva gibi ağır metal kirlenmesi var. Bir de dip balıklarını kesinlikle vermeyin.
Peki ya tavuk?
Sadece köy tavuğu verebilirsiniz. Köyde serbest olarak gezinen ve kendi yemlenen tavuklardan olacak. Market tavuklarını kesinlikle önermiyorum. Ayrıca sadece organik köy yumurtası vermelisiniz.
Bal yedirmemizin bir sakıncası var mı?
Hayır, bal yiyebilir tabii. Ama gerçek bal olduğundan mutlak surette emin olmalısınız.
Ya ekmek?
Sadece ve sadece evde kendinizin yapacağı ekmekleri tavsiye ediyorum. Yakında size kendi tarlanızda buğday yetiştirmenizi bile önerebilirim... (Acı acı gülümsüyoruz)
İşte dünyamızın gelip dayandığı son nokta budur. Teknoloji gelişti de ne oldu? Topyekun taş devrine doğru ilerliyoruz. İnsanlığın ilk dönemlerinde olduğu gibi 'avcı/ toplayıcı' bir toplum olmak üzereyiz. (Baksanıza yazıp çizmek için bile yeniden 'tabletlere' muhtaç olduk!) Ürettiğimiz hiçbir gıdaya güvenemiyoruz. Market raflarında duran 'işlenmiş' hiçbir gıda maddesi güven telkin etmiyor. Yakında ya besinlerimizi kendi bahçemizde yetiştireceğiz ya da marketler yerine sadece çiftliklerden ve tarlalardan alışveriş edeceğiz.
Yüce Allah'ın insanlığa 'topraktan geldiklerini' hatırlatması için bu yaşadıklarımızdan daha çarpıcı bir 'ders' olabilir mi?