OKAN MÜDERRİSOĞLU OKAN MÜDERRİSOĞLU

Tezkeredeki o detay

Suriye'nin kuzeyinde YPG terör örgütünü kullanarak, homojen Kürt bölgesi oluşturma yolunda ilerleyen ABD'nin, elleriyle büyüttüğü Erbil'in bağımsızlık referandumuna karşı çıkması ilk bakışta tuhaf duruyor. Aslında, Barzani ile Pentagon arasındaki temel fark "zamanlama ve liderlik" hesaplarından ibaret. Washington, DEAŞ'la mücadele bahanesi ile Suriye'de sürdürdüğü askeri işleri bitirmeden, Kuzey Irak'ta ileri adım atılmasını istemiyor. Meseleye daha uzun vadeli bakan ABD yönetiminin, "Yeni bir Kürt devleti formatı" üzerinde çalıştığı anlaşılıyor. Ve bu denklemde Barzani öncelikli yer tutmuyor. Neden? Çünkü Körfez Savaşları serisi boyunca ABD'nin yanında konuşlanan Barzani ailesi, Bağdat'la yaşadığı problemlerin çözümünde başına buyruk hareket edebileceğini gösterdi. Bugün Barzani, yitirmekte olduğu siyasi ve ekonomik ağırlığını yeniden kazanmak, muhtemel Kürt devletinin kurucu aktörü olmak için uğraş veriyor. İç sorunlarıyla boğuşan, Kuzey Kore'ye odaklanan Beyaz Saray'ın askeri seçeneği gündemine alabileceğini düşünmüyor. AB'nin, diplomasi dışında güç gösterebilecek kartları olmadığını biliyor. Rusya'nın, Ortadoğu'ya yerleşme stratejisine kapı aralarken İsrail'in, İran'a karşı kullanacağı tampon devlet yatırımına güveniyor. Geriye, bu denklemi değiştirebilecek tek ülke olarak Türkiye kalıyor. Barzani; Ankara'nın yaptırım alternatiflerini, müdahale planlarını ve hatta daha ilerisini de öngörebiliyor. Hal böyle olunca, önümüzdeki 48 saatte Barzani ya Kerkük'ü de kapsayacak şekilde harita garantisi alarak referandumdan vazgeçme pazarlığını bağlayacak ya da tüm risklerine rağmen referandumu yapıp, uygulamasını erteleyerek, statüsünü zamanla hukuki temele kavuşturmaya çabalayacak!
***
Böylesine karmaşık ve sıcak çatışma boyutu içeren tablo karşısında Hükümet'in, bugün TBMM'de görüşülecek tezkeresinde iki kritik ayrıntı dikkat çekiyor. Türkiye, "etnik temelli ayrılıkçılığa yönelik girişimlere" kayıtsız kalmayacağını ilan ediyor. Aynı zamanda, Irak'ın toprak bütünlüğünü bozmaya ve sahada "gayrimeşru oldubittiler" yaratmaya dönük her türlü risk, tehdit ve tehlikeye karşı askeri önlemler de dahil olmak üzere kararlılığını gösteriyor.
Bakanlar Kurulu Prensip Kararı, Irak ve Suriye'yi birlikte ele alıyor. DEAŞ, PKK-PYD-YPG terör örgütlerini tek tek sayıyor, BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıfta bulunuyor, olası askeri harekâta uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları ve meşruiyeti kazandırmayı hedefliyor.
***
İşte bu noktada, "Başika Eğitim Kampı"nın, yani askeri üs bölgesinin önemi, gerekliliği daha iyi anlaşılıyor. Türkiye'nin yenilenen "Güvenlik Doktrini", milli çıkarlarına yönelik tehditleri, kaynağında yok etmeyi esas alıyor. Böylece güvenlik sınırları, siyasi sınırların çok ötesine taşınıyor. Başika'daki Türk askeri varlığı, milli güvenliğimizi tehlikeye sokabilecek gelişmelere karşı, bilhassa Kerkük'ü korumaya yönelik politikaların icrasına sağlam dayanak oluşturuyor. Unutulmaması gereken bir detay da Başika'da eğitilen güçlerin, Musul'u kurtarma operasyonuna verdiği ciddi katkı. Bir başka ifade ile Musul'daki tecrübe, Kerkük için çok şeyin göze alınabileceğini cümle âleme gösteriyor.
Umarız, Erbil'de sağduyu ağır basar. Zira bu bölge, tek taraflı kararları yaşatmayacak kadar gergin ve çatışmaya açık konumda!