ADALET CİNGÖZ

Sanatçının haklarını koruma zamanı

Küratör sanat taciri Seth Siegelaub, 24 Şubat 1971'de New York'ta bir sözleşme yazdı.
Sanat dünyasının benzerini daha önce görmediği bir sözleşmeydi bu... Sanatçının saklı hakları devir ve satış sözleşmesi, 500'ün üzerinde sanatçı, tacir, avukat, koleksiyoner, müze çalışanı ve eleştirmenin işbirliğiyle New York barosu avukatlarından Bob Projansky tarafından hazırlandı. Sözleşme, sanat dünyasında genel olarak gözlemlenen bazı eşitsizliklere; özellikle de, sanatçıların kendi işlerinin kullanımını kontrol edememeleri ve bunların satış sonrası ekonomisinde yer almamaları sorununa çözüm getirmek amacıyla tasarlandı.
İşte bu sözleşmeyi, SALT'taki (Beyoğlu) 'Sanatta Özgünlük Belgeleri' sergisinden edinmek mümkün. Aradan geçen onca yıla rağmen, sanatçının koşullarının buralarda değişmediğini görmek ise üzücü. Fakat bu sözleşmeden hareketle Türkiye sanat ortamının kendine mahsus erken ve vahşi kapitalist özelliklerini tespit ederek, bir sanatçı hakları devir ve satış sözleşmesi yapmanın tam da zamanı. Galericilerin sayfa sayfa hazırladıkları sözleşmeleri gördükten sonra sanatçıların hâlâ bir sözleşme yapmakta ne kadar geciktiklerini hatırlatmanın da.
Siegelaub'un öncülüğünde hazırlanan bu anlaşmaya ilk tepkiler genelde son derece olumlu olmuş. Sanat dünyasındaki insanların büyük bölümü, sözleşmenin adil, makul ve pratik olduğunu düşünmüş.
Ama elbette bazıları çekincelerini ifade etmiş. Onların bu çekinceleri kulağımıza küpe olmalı... Örneğin bir grup insan, sanat alıp satmanın ekonomisinin ne kadar kırılgan olduğundan dem vurarak bu tip sözleşmelerle koleksiyonerleri ürkütmemek gerektiğini vurgulamış. Bazıları da herkes sözleşme kullanırsa ben de kullanırım diyerek mahalledeki tek deli olmak istemediğini belirtmiş. Ve aslında bizim bugün sanat dünyasında yaşanan iki büyük zaafın neticesine dikkat çekmiş.

KOLEKSİYONCULAR GALERİCİ OLDU
Bizim sanat dünyamızda -giderek tamamen piyasa koşullarının egemen olduğu bu çarkta-, sanatçılar o kadar koleksiyoncuları ürkütmek istemediler ki... Sonunda bu büyük engelsiz; yasasız, koşulsuz vahada koleksiyoncular sadece koleksiyon yapmaktan vazgeçti. 'Niye galeri açmıyorum? Hem alırım, hem satarım,' dediler. Koleksiyoncular, galerici oldu. Ve ne zaman galerici oldular, sanatçıyı kısıtlayan, kuşatan sayfa sayfa sözleşmelerle sanatçının karşısına dikildiler.
Onunla çalışacaksan bu sözleşmeyi imzalayacaktın. Ondan bir sürü eser alırken oysa o hiçbir evraka imza atmamıştı.
Siegelaub, sözleşmesinde sanatçının hakları içeren anlaşmaya imza atmakta tereddüt eden koleksiyonere açıklamanız gerekenleri şöyle özetliyor: "Birincisi, işiniz değer kazanmazsa bu sözleşme ona hiçbir maliyet getirmeyecek. Bu işe yaramazsa ve işinizden elde edeceği kârın tümünü kendine saklamak istiyorsa, işin değerini daha yüksek gösterin, böylece öngördüğü değer artışının ilk kısmı için kendi alacağınızdan feragat etmiş olun."
Sergide çoğaltılmış bir biçimde sergilenen belgede, bu ve bunun gibi pek çok akıl fikir bulunuyor. Müzayedelerde eserleri satılmasına rağmen bu satıştan kayıtsız satış yaptığı için yüzde alamayan Türkiyeli sanatçının, hakları üzerine düşünmesi ve harekete geçmesi için bulunmaz bir fırsat yaratıyor...