HINCAL ULUÇ HINCAL ULUÇ

Gece Yarısı Ekspresi gene gündemde..

Köşemizin gönüllü Los Angeles/ Hollywood Yazarı Safter Yılmaz'dan ilginç bir haber geldi..
"Gece Yarısı Ekspresi/ Midnight Express" 39 yıl sonra gene gündemde.. Ama bu defa, bizim lehimize..
Safter "1978'deki Türkiye'yi aşağılayan filmin tamamen gerçek dışı ırkçı bir yapım olduğunu anlatan 'Midnight Return: The Story of Billy Hayes and Turkey/ Gece Yarısı Dönüyor /Billy Hayes ve Türkiye'nin Öyküsü' adlı, bir buçuk saatlik belgesel Beverly Hils'de bir sinemada gösterime girdi" diyor, mailinde..
Filmin ödüllü yapımcısı Sally Sussman "Türkiye'de uyuşturucu kaçakçısı olarak yakalanan ve ömür boyu hapse mahkûm edildikten sonra kaçan Amerikalı Billy Hayes aslında filmde gösterildiği gibi masum bir turist değildi. Daha önce üç defa Türkiye'ye gelerek uyuşturucu kaçakçılığı yapan profesyonel suçluydu" diyor..
1978'deki filmin senaryo yazarı olarak Oscar kazanan Oliver Stone belgeselde "Hiçbir zaman Türklere hakaret ettiğimi düşünmedim. Bu bir yanlış anlama.. Filmi her zaman savunurum" diyor.
Filmin yapımcısı ve yeni kurulan Los Angeles FC kulübünün başkanı Peter Gruber "Hiçbir zaman Türkiye aleyhinde bir film yapmak istemedik" diye konuşuyor..
Yönetmen Alan Parker sadece "Bu film bir sanat eseri" demekle yetinmiş.
Bunlara karşılık belgeselde,o zaman Cannes Festivalinde Fransız kritiklerin "Bu ırkçı bir şiddet" filmi" dedikleri ve zamanın Başkanı Jimmy Carter'in bir basın toplantısında Midnight Express'le alay ettiği naklediliyor..
Safter, "Oliver Stone ile senaryo, Giorgio Moroder ile de müzik olmak üzere iki Oscar kazanan filmin gerçek dışı oluşundan en çok Billy Hayes üzüntü duydu" diyor ve ekliyor..
"Gece Yarısı Ekspresi'ni çekenlerin yapanların, onun bir uyuşturucu kaçakçısı olduğunu saklayarak, Türk-Amerikan ilişkilerine ve Türk turizmine büyük zarar verdikleri bu belgeselde açıklanıyor" diyor..
Gece Yarısı Ekspresi'ni Türkiye'de yasaklandığı için Yunanistan'da izlemiştim. Gerçekten nefes kesen, çarpıcı bir filmdi.
Amerikalıların kendi hapishanelerini eleştiren çok daha ağır filmler yaptığını bildiğim için işin o yanına bakmamıştım.
Ama Fransızlar başta, pek çok dünya, bu arada Amerikalı eleştirmenin dediği gibi film, hapishane eleştirisinin ötesinde "Irkçı"ydı. Çünkü filmde Türk olan kim varsa, "Sokaktaki adam, polis, jandarma, gardiyan, hapishane müdürü, savcı, yargıç, hapishanedeki mahkum" Türk olan herkes, ama herkes kötüydü. Irkçılık başka nasıl yapılırdı ki?.
Ama biz de büyük hata yaptık.
Filmi oynatan her ülkeye "Yasaklayın" baskısı yaptık..
Uygulaması imkânsız bu isteğimiz filmin en büyük reklamı oldu. Seyirci rekorlarını filme biz kırdırdık sanki..
Turgut Özal döneminde, New York Long İsland'da yaşayan bir arkadaşım bana telefon etti. "Billy Hayes bizim buraya taşındı. Onunla konuştum. Büyük pişmanlık içinde..
Tutuklanmama garantisi verilirse Türkiye'ye gelip, televizyonda filmin olayları nasıl saptırdığını anlatmaya hazır" dedi. Hemen Adnan Kahveci'yi aradım. Özal'ın sağ koluydu.
"TRT'de filmi gösterelim. Sonra da Billy Hayes çıksın ve gerçekleri anlatsın" dedim.
Kahveci "Harika olur" dedi.
Sonra Kahveci'yi bir kazada kaybettik. Billy Türkiye'ye gelemedi ama orda bir basın toplantısında gerek kendi imzası ile yayınlanan kitabın, gerekse bu kitaba dayanarak yazılan senaryonun nasıl saptırma olduğunu açıkladı.