Hamilelikte kimler risk altında?

Hamilelikte kimler risk altında?

Çoğul hamilelikler, yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve kronik hastalıklar… Eğer bu saydıklarımızdan en az birine sahipseniz hamileliğiniz risk altında olabilir!

  • Hamilelik
  • Cuma 04.08.2017 11:31

Sanırım kadını kadın yapan en önemli şey olmak… Hem fiziksel hem değişiyor hamilelikte kadın. bir duygusallaşıyor ve çok sorumluluk alıyor. Çünkü dünyaya bir çocuk getiriyor. Tabii bu böyle çabucak olmuyor. 9 aylık hem muhteşem, bir o kadar da zorlu bir süreç bekliyor anne adaylarını. Bu süreçte bazı anne adaylarının, özellikle riskli grupta olanların; kendilerine diğerlerinden çok daha fazla özen göstermesi gerekiyor.

Bunun için hamilelikte tüm kontrolleri zamanında ve eksiksiz yaptırmaları çok önemli. Bebeğim ve Biz ekibi olarak siz okuyucularımızın sağlıklı bir hamilelik süreci geçirmesi ve sağlıklı bebekler dünyaya getirmesi en büyük temennimiz. Bu noktada hamilelikte kimlerin risk grubunda olduğu sorusunun yanıtını her anne adayının bilmesi gerekiyor. Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özgür Öktem, bu sorumuzu yanıtlarken, önerilerde bulunmayı da elbette ihmal etmedi.

Risk faktörleri

Hamilelik pek çok hormonal, anatomik ve biyokimyasal değişimin yaşandığı fizyolojik bir süreçtir. Hamileliğin başlangıcından itibaren doğuma kadarki süre antenatal (doğum öncesi) period olarak bilinir. Bu süreçte periodik olarak hamilenin izlenip, gerekli muayene, inceleme ve testlerle anne ve bebeğin sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Buna antenatal bakım denir. Aslında antenatal bakım bir koruyucu hekimlik hizmetidir. Çünkü bu dönemde anne ve bebekte yaşanabilecek sorunların önceden tespit edilmesi gerekir. Eğer bir problem varsa önlenmeye ve/veya öngörülmeye çalışılmalı, mevcut tedavi seçenekleri hastaya sunulmalıdır. Ve nihayetinde sağlıklı geçirilmiş bir hamilelik sonunda, sağlıklı bir bebeğin doğması hedeflenir. Ancak ne var ki her hamilelik sağlıklı bir seyir izleyip, olması gereken zamanda ve sürede sağlıklı bir şekilde sonlanmayabilir. Bu tip olası hamileliklerin önceden fark edilmesi anne ve bebek sağlığı için kritik önem taşır.

Yüksek tansiyon

Hamilelikte hipertansiyon farklı şekillerde kendini belli eder ve ortalama yüzde 3.7 görülme oranına sahiptirler. Yani her 100 hamilelikten 3-4 tanesinde hipertansiyon ve buna bağlı olumsuzluklar gelişir. Hamilelikte tansiyon yüksekliği önemlidir. Kanama ve enfeksiyonla birlikte hamileliğin en ölümcül üçlüsünü oluştururlar. Ancak bu demek değildir ki hamilelikte görülen her tansiyon yüksekliği kötü seyredecek. Aslında onun da aşağıda gösterildiği gibi çeşitli formları vardır. Preeklampsi (hamileliğin normal dışı seyrettiği bir durum) denilen formunda hamileliğin 20. haftasından sonra kan basıncı 140/90 mm Hg ve üzerindedir ve idrarda protein kaybı vardır. Şiddetli formunda tansiyon 160/100 mm Hg ve üstüne çıkar, idrarda protein atılımı artar. Şayet böyle bir hasta nöbet geçirirse adı eklampsi (preeklampsinin bir adım ötesi) olur. Şiddetli preeklampsi ve eklampsinin çabuk tedavi edilmesi gerekir. Tek tedavi şekli, hamileliğin sonlandırılması, yani doğumun gerçekleştirilmesidir. Hamilelik öncesinde bulunan hipertansiyon hamilelikte preeklampsi haline dönebilir. Hamilelik esnasında düzenli tansiyon ölçümleri ve idrar analizleri yapılarak tanısı kolayca konulabilir. Bu hastalarda plasenta, yani bebeğin eşi, bebek doğmadan rahim içinde kısmen veya tamamen ayrılabilir. Anne ve bebek hayatını tehdit eden bu durumun hemen fark edilmesi çok önemlidir.

Şeker hastalığı

Hamileliğin getirdiği hormonal değişimin bir parçası olarak kan şekerini düzenleyen insülin hormonuna karşı nisbi bir direnç aslında vardır. Bu sebeple hamileliğin 28. haftasında şeker yükleme testleri yapılır. Gestasyonel diyabet olarak da bilinen hamilelik şeker hastalığının fark edilmesi ve kan şeker düzeylerinin ayarlanması çok önemlidir. Zira kontrol altına alınmamış şeker hastalığı hamilelikte sorunlara yol açar. Fetal makrozomi denilen normalden iri 4 kilogramın üzerinde doğum ağırlıklı bebekler en sık diyabetik annelerden doğarlar. Bu bebeklerde akciğer olgunlaşmasının gecikmesi nedeniyle, doğumda solunum sıkıntısı, konjenital kalp hastalıkları, uzamış sarılık, kan elektrolit anormallikleri gibi problemlere de sıklıkla rastlanır.

Plasenta anormallikleri

Bebeğin eşi olarak bilinen plasentanın rahim içinde doğum kanalının çıkışına yakın yerleşmesi (plasenta previa) veya tamamen kapatması normal vajinal yolla doğumu imkansız kılar ve doğum eylemi başlayınca şiddetli kanama başlar. Bu durumda hamilelik, sezaryenle sonlandırılmalıdır. Bazı durumlarda ise plasenta, rahim duvarına kısmen veya tamamen yayılır, doğum sonrası ayrılmaz ve şiddetli kanamaya sebep olur. Bu durum rahmin operasyonla alınmasına, yani sezaryen histerektomiye kadar gidebilir.

Çoğul hamilelikler

Pratik olarak söylenebilir ki rahim içinde ne kadar bebek varsa erken doğum riski de o kadar artar. İkiz hamileliklerin yaklaşık yarısı 35. haftada doğarken, üçüzlerin yüzde 92'si 31. haftasında doğar. Çoğul hamileliklerde, doğum sonrasında rahmin yeterince kasılamaması sonucu aşırı kanama gibi riskler, tekil hamileliklere nazaran daha fazladır.

Rahmin yapısal anormallikleri

Doğuştan gelen yapısal rahim anormalliklerinde, yapısal bozukluğun şekli ve derecesine göre hamilelik mümkün olmuşsa düşük ve erken doğum gibi riskler taşırlar.

Hamilelik öncesinde de var olan kronik hastalıklar

Hipertansiyon, diyabet, obezite (aşırı kilo), kronik kalp-damar-akciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları (özellikle kan filtrasyon yeteneğinin azalıp, hipertansiyonun geliştiği hastalıklar), karaciğer hastalıkları, epilepsi (sara), ailesel geçişli ve genetik metabolik hastalıklar, kanama pıhtılaşma sistemi ve diğer kan hastalıkları hamileliği riskli kılabilir.

Dr. Özgür Öktem: "Bazı alışkanlıklar da risk faktörünü artırır"

Kronik hastalıklar veya çoğul hamilelikler dışında, bir takım alışkanlıklar da hamilelikteki riskleri artırabilir. Özellikle; alkol, sigara ve uyuşturucu madde kullanımı sorunsuz bir hamilelik seyrine izin vermeyebilir. Alkol teratojen'dir. Yani bebekte kalıcı yapısal hasara ve deformasyonlara sebep olur. Bu, kullanılan alkolün miktarıyla direkt orantılıdır. Sigara bir teratojen değildir, ancak kullanımıyla orantılı olarak bebekte büyüme-gelişme geriliği, zarların zamanından önce açılmasıyla erken su gelmesi, erken doğum, plasenta previa (önde gelmesi) ve ablasyon'a (erken ayrılması) sebep olabilir. Yine açıklanamayan ani bebek ölümleri, sigara içen annelerin bebeklerinde daha sık görülür. Sigaranın akciğerler üzerindeki olumsuz etkileriyle de, olası bir genel anestezi altında sezaryen operasyonu sonrası solunum problemleri, akciğerlerin tam genişleyememesi ve sönmesi (atelektazi), balgam, ateş vs. de görülebilir.

Hazırlayan: Başak DOĞRU

BİZE ULAŞIN