Konu evlenmek değil doğru insanı bulmakmış
Sinehane Film Prodüksiyon imzalı Medeni Haller’le sinemaseverlerin karşısına çıkan Özge Gürel, canlandırdığı boşanma avukatı Aylin’in korkularını, sette yaşadıklarını ve evliliğe bakışını anlattı. Eşi Serkan Çayoğlu’ndan aldığı sürpriz evlilik teklifinin eğlenceli hikâyesini de paylaşan Gürel, “Konu evlenmek değil, doğru insanı bulabilmekmiş” diyor
Türk dizilerinin dünyanın dört bir yanında gördüğü ilgi, oyuncularımızı da geniş hayran kitleleriyle buluşturuyor. Bu isimlerden biri de Özge Gürel... Rol aldığı yapımlarla önce Özbekistan'a, ardından Azerbaycan'a ve son olarak Mısır'a giderek ülkemizi temsil eden Gürel, yurt dışında gördüğü ilgiyi Türk dizi sektörünün geleceği açısından da değerli buluyor.
Gürel, şimdi ise romantik komedi türündeki Medeni Haller filmiyle sinemaseverlerin karşısında. Sinehane Film Prodüksiyon'un yapımcılığını üstlendiği, Ebru Aydemir'in senaryosunu yazdığı ve Selçuk Aydemir'in yönettiği film, aşk ve evliliğe farklı bakan iki insanın hikâyesini anlatıyor. Gürel, filmde evliliklerin kötü sonlarına tanıklık ettiği için aşka ve ilişkilere karşı korkuları olan boşanma avukatı Aylin'i canlandırıyor.
Yoğun temposuna rağmen bir araya geldiğimiz Gürel'le yurt dışındaki başarısından set deneyimlerine kadar pek çok konuyu konuştuk. Gerçek hayatta evliliğe bakışının Aylin'den farklı olduğunu anlatan oyuncu, eşi Serkan Çayoğlu'nun sürpriz evlilik teklifinin pek bilinmeyen eğlenceli ayrıntılarını da paylaştı. Anlattıkları, bazen en güzel aşk hikâyelerinin büyük planlarla değil, hayatın en doğal anlarında yazıldığını gösteriyor...
- Yurt dışı seyahatleriniz nasıl geçti?
- Güzel geçti ama sürekli ülke değiştirmenin ister istemez bir yoruculuğu var. Onun dışında alışık olduğumuz bir tempo. Globalde tanınmak müthiş bir şey. İşini yapıyorsun ve beğeniliyor. Ülke sınırlarıyla yetinmiyorsun. Hayallerin ötesinde bir his aslında. Bu aslında sadece kişisel anlamda bir başarı değil. Bizim dizilerimizin satılması sektörel anlamda çok büyük bir başarı. İşlerimizi satıyoruz, talep var yani bizim dizilerimize, müthiş bir şey. Hem kişisel hem de sektör anlamında çok mutluyum. Sektörel olarak mutluyum çünkü bu sektörün devamı için çok önemli bir yer. Bu bilinirlik için televizyon ve sinema adına sektör adına mesleğimiz adına mutluyum.
- Projeyi kabul etme süreciniz nasıl gerçekleşti?
- Ben o dönemde aslında Londra'ya gidecektim. Serkan da yoğun bir tempoda çalışıyordu. Ben de yurt dışına gidip işimle ilgili biraz eğitimler alayım derken Medeni Haller geldi.
- Neden kabul ettiniz?
- Senaryonun kadın diliyle yazıldığı çok belliydi. Bu her zaman bir avantaj. O yüzden çok gerçekti. Arkasında da Selçuk Aydemir ismi vardı. Selçuk'u hem çok beğeniyordum hem de çok çalışmak istediğim bir yönetmendi. Karakteri de çok sevdim. Bütün parametreler bir araya geldi. Bir anda kendimi sette buldum.
NE GÜZEL İŞ YAPMIŞIM
- Filmde Gökhan Alkan ve Burak Çelik'le başrolü paylaşıyorsunuz. Onlarla çalışmak nasıldı?
- Daha önce Gökhan Alkan'la bir günlük sette beraber çalışmıştık. Onun dışında herkesle ilk defa çalıştım. Genel olarak çok tatlıydı. Burak da Gökhan da sağ olsunlar çok kibar ve karşılıklı oynaması çok keyifli insanlardı.
-Medeni Haller kariyerinizde nasıl bir yerde?
- Yıllar sonra bile açıp izleyip ne güzel bir iş yapmışım diyebileceğim bir yerde. İyi hissettirme misyonunu hafife alıyoruz. Önemli olan iyi gelmesi. Medeni Haller benim için böyle bir yerde.
ŞANSLIYIM, BENİ KENDİMLE YÜZLEŞTİREN BİR ÇEVREYE SAHİBİM
- Aylin nasıl biri?
- Çok da huzurlu bir ailede büyümediği için korkuları var. Yani ilişkiyi sevdirecek bir ilişki biçimi görmemiş. Aylin ilişkilerin hep en kötü hallerini, sonlarını görüyor. O yüzden Aylin'in çok korkusu var. Reddedilmekten, sevilmemekten, beğenilmemekten, yalnız kalmaktan korkuyor. Bu korkular beyninde birleşiyor ve kocaman bir duvar örüyor. Aylin'in yaptığı psikolojik self sabotaj.
- Aylin'e benzer yönleriniz var mı?
- Ben de kendimi sabote edebilirim. Benim de zaman zaman o çukura düştüğüm oluyor. Şanslıyım, beni kendimle yüzleştiren bir çevreye sahibim. Güvendiğim insanların uyarılarına çok açığım. Hiçbir şey yüzde yüz doğru olamaz. Ben de yüzde yüz doğru olamam. Hatalarım var, göremediklerim görmek istemediklerim var. Bunların hepsinden oluşan bir insanım. Kendini kusurlarıyla kabul etmiş bir insanım.
ÇOK ÇALIŞMADAN SETE GİRMEM
- Sete girmeden önce yaptığınız toteminiz var mı?
- Benim sete girmeden önce kafamı rahatlatmam lazım. Kafamı rahatlatmak nasıl oluyor? Konuya çok hakim olmam gerekiyor. Ben çok çalışmadan sete giremem. Kendimle kalmak isterim. Benim senaryoyu altından üstünden dökmem lazım. Döküm yapmadan sete girmem. Kostümlerime kadar döküm yapmam lazım. Ama sonra sete girdiğimde kafam çok rahattır. Konuya hakim oldukça konuyla ilgili dışardan gelen yorumlara da böylece açık olursun. Temel sağlam olunca yönetmende üstüne bir şey koyabilir ben de üstüne bir şey koyabilirim ve kafam karışmaz.
BİZİ GÜLDÜREN ÇOK TATLI BİR HATIRA
- Siz nasıl evlenme teklifi aldınız?
- Evlilik teklifi benim gözümde çok büyüttüğüm bir şey değildi. İlişkimizde zaten evli gibi hissettiğimiz bir yerdeydik. Nasıl bir evlilik teklifi istediğimi de bilmiyordum.
Evliliğe de "Bir gün illa ki evleniriz" diye bakıyordum. İşin sonunda konu evlenmek değil, doğru insanı bulabilmekmiş. Evlilik üzerine hiç konuşmadığımız bir dönemdi. O hafta biz Serkan'la çok vakit geçiremedik işlerimizden dolayı. Tabii gün içinde konuşuyoruz 'Ne yaptın, neredesin?' gibi... 'Kardeşimleyim' diyor, akşam en yakın arkadaşıyla görüyorum. Bir anlam yüklemediğim için sorgulamıyorum da.
O sabah uyandık çıktık arkadaşlarımızla buluştuk, alışveriş yaptık, sonra eve geldik. Yaz sonuydu. "Yedik içtik, artık yediğimize dikkat edelim" diye konuştuğumuz dönemdi. O gün de aşırı sıkıldık. Bir yere sığamadık. Akşam oldu, bir şeyler izliyoruz. O kadar sıkıldım ki maske falan yapayım dedim. Gittim saçıma Hindistan cevizi yağları, ellerime maske yaptım, eldivenler taktım. Hatta Serkan'a dedim "Sana da süreyim mi?", "Sür" dedi. Buradan şüphelenmem lazımdı, normalde hayatta sürdürmez. Üzerimde ev kıyafeti... Sonra Serkan dedi ki, "Dondurma mı yesek?" Ben de "Yemiyoruz artık, sonumuz iyiye gitmiyor" dedim. Ortadan kayboldu, buzdolabının oradan ses geliyor. Kalktım onu yakalamaya gittim. Buzdolabının orada küçük bir tabure vardı, onu oraya oturttum. "Yemeyeceksin" diyerek şakalaşmaya başladık. Sonra bir anda beni oturttu tabureye, ışığı ve kapıyı kapattı. Beni korkutacak, şaka yapıyor sanıyorum.
Sonra kapıyı açtı. Evlilik yüzüğü kutularına da ışık koyuyorlarmış, bilmiyorum. Bütün ev de karanlık olunca, o ışıkta bir patladı. Ben de sandım ki evde birileri var. Yüzüğü de gördüm ama insanlar gelecek sandım. Sinirlerim bozuldu, gülmeye başladım. Serkan "Evet demeyecek misin?" dedi. Sonra sarıldığımızı hatırlıyorum. Salona geçtik. Yağlı yağlı yan yana oturuyoruz. Yüzüğüme bakıyorum, "Saçlarımızı yıkayalım mı?" dedim. O bir banyoya gitti ben bir banyoya gittim. Sonra salonda buluştuk. Aileleri aradık. Bizi hâlâ çok güldüren tatlı bir hikâye oldu. Sonra Serkan, "En doğal halimizle olsun istedim her şeyi" dedi. Hakikaten beğenileri, kriterleri değil de bizim için en güzeli olması
EN SON HABERLER
- 1 Yarım kalan hayallerinizi çocuklarınıza yüklemeyin
- 2 Kas yapayım derken kısır kalabilirsiniz
- 3 Okumadığın gün karanlıktasın
- 4 Her şeyi konuşuyoruz duygularımız hariç
- 5 İskoçya havası moda dünyasını sardı
- 6 Yeni şarkılar eskilere yeniliyor
- 7 Modern dünyanın ortasında bir hakikat arayışı
- 8 7/24 şehirde yaşam
- 9 Aşkın arasına iş ve ekranlar giriyor
- 10 Akdeniz diyetinin etkisi kilo kaybıyla sınırlı kalmıyor