Gebe olduğu otopside çıktı

“Akrabanın akrabaya ettiğini akrep etmez insana” derdi babaannem. Bu sözler bana çok acımasız, abartılı ve manasız gelirdi. Ama gayetle doğruymuş, hatta az bile demiş ilk bunu diyen. Mardin Mazıdağ’da o meşum köydeyim şimdi. Bilge Köyü’nde, Çelebi ailesinin birbirini bire kadar kırmaya uğraştığı yerde yani. Tekrarlıyorum; “Bilge Köyü” ve “Çelebi ailesi.” Nasıl bir ironidir bu tanrım? Adı güya “Bilge” konmuş köyün köylüleri birbirini daladı, gözü dönmüş fertlerin bir kısmı bir kısmı ailenin büyük bir kısmından eşiktekini, beşiktekini, düğündekini, secdedekini, kundaktakini, karındakini katletti. Nerede? ‘Bilge Köyü’nde. Hangi aile ‘Çelebi’ ailesi. Bir laf daha var. “Su içene yılan bile dokunmaz.” Peki ya insan olan, sabi sübyan masuma, gencanlı oğlanlara, filiz gibi kızlara, kocamışlara, namaza durmuşlara, dua okuyan imama nasıl kıyar arkadaş?

ANAM BABAM GİTTİ

Anne babası ve 3 yaşındaki kız kardeşini gözü önünde kaybeden, o an dilleri susan, aklı duran 12 yaşında bir çocuk var yanımda. Sarılmış başını okşuyorum. Ağlaması bile kekeme olmuş yavrucağın. “Kocaman bir adamdı. Boylu kocaman iri. Keleş vardı elinde. Mermisi bitti, şarjörünü değiştirdi bir daha kurşun yağdırdı yerdekilere. Saklandığım yerden çıktım anamı babamı kardeşimi parça parça gördüm.” Giderken köydeki araçların lastiklerine bile ateş etmişler. Hani geride kazara canlı kaldıysa bunlarla hastaneye yetişemesinler diye. Bir de haber var oradan. Hastaneden bir haber var ki ruhuna kezzap dökülür insanın. Otopsi için çevreden de doktorlar gelmiş ki yardımcı olalar. Bir genç doktor orta yaşlı bir kadının ölü bedenine eğilip açmış göğsünü karnını. Sonra düşüp bayılıvermiş oraya. Kadın gebeymiş ve karnını yarınca ölü bir bebek çıkıvermiş ortaya.

KATLİAM EVİ

Ölen öldü, giden gitti oyyy. Geriye bin yığın hüzün, inanmak istemeyen aklımız yüreğimiz kaldı. İşte o kan deryasına dönmüş evin içindeyim. Daha 14-15 saat önce gencecik bir çiftin nişanlılık hayaline maya çalınan yer burası. Kızıllara bürünmüş her yan. Halı, kilim, heybe, yolluk, çerçeve, tencere, dikiş makinesi, televizyon, radyo, okul çantası, bebe beşiği, tespih, seccade, Kuran kabı, leğen, raf, hol, sofa, oda tekmil kana kesmiş. Duvarlara iğnedenlik gibi saplı mermi çekirdekleri. Bebek patikleri iç burkuyor en çok. Çocukların ders kitaplarında böyle hüzün kırmızılarının ne işi var? Sonra yine aşağılara, evveli günün yeşil merasıyken dünün mezarlığına dönüşen yere uzanıyorum. Orada meslektaşlarla omuz omuza karelediğimiz görüntüler dünyanın en kalabalık ağıt korosunun kadınlarıydı mesela. Dahası dün el ele kol kola toy kurup, halay çekip, koyun güdüp yaşayanların çoğunun defnedileceği kabir kazmaları. Gidenler ebediyen gitti köyden. Kalanlar da taş taşıyor, toprak eşiyor ki o mezarları hazırlayalar. Onları gömecekler olanca çabuklukla. Ama katliamın acı anısı kuşaklar boyu gömülmeyecek belli ki.
BİZE ULAŞIN