"Türkiye darbeye karşı şerbetlendi"

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Türkiye darbeye karşı şerbetlendi, ama belgelere karşı şerbetlenmiş değiliz. Belge atom bombası gibi... Akla, vicdana hükmediyor. Bir belge ile 70 milyonu bir yönden başka yöne çekiyorsunuz. Şimdi bunu keşfettiler ve Türkiye bunu tehlikeli bir şekilde yaşamaya başladı'' dedi.

Baykal, HaberTürk Televizyonunundaki ''Teke Tek'' programına katılarak canlı yayında gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı.

Gazeteci Fatih Altaylı programın başında Deniz Baykal'a Parti Meclisi toplantısı dolayısıyla katılmadığı torunun mezuniyet törenine ilişkin bir fotoğrafı armağan etti.

Baykal, Deniz Feneri soruşturmasına ilişkin soru üzerine soruşturmasıyla ilgili olarak bürokratik uygulamalar bahane edilerek Almanya ile adli yardımlaşmanın yerine getirilmediğini, hiçbir aşamada hızlı hareket edilmediğini savundu.

Baykal, Hükümet'in bu olayda adı geçen kişilere karşı sahiplenme duygusu içinde olduğunu ileri sürdü.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın RTÜK Başkanı Zahid Akman'ın istifa etmesi görüşünü dile getirdiğini, bu görüşün bir çok AK Parti'li tarafından da paylaşıldığını gördüklerini ifade eden Baykal, ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu istifa isteklerini ''şahsi görüş'' olarak nitelendirdiğini aktardı.

''Hükümet görüşüyle şahsi görüş arasındaki fark nedir?'' diye soran Baykal, Akman'ın istifası konusunun bir demokrasi sınavı olduğunu söyledi.

Akman'ın yalnızca RTÜK başkanlığından ayrılmasının yeterli olmayacağını da savunan Baykal, üyeliğinin sürmesinin de yanlış olacağı görüşünü dile getirdi.

''DARBE SİYASET GÜNDEMİNDEN ARTIK ÇIKTI''

Baykal, bir başka soruyu yanıtlarken de ülkenin karşılaştığı krizleri demokrasi dışı yöntemlerle çözme anlayışının yanlış olduğunun artık tüm kesimlerce kabul edildiğini belirtti. Baykal, ''Artık Türkiye'de kimse darbeye bel bağlamıyor. Türkiye darbeye karşı şerbetlendi. Darbe konusunun artık Türkiye'nin siyaset gündeminden çıkmış olduğunu görüyorum'' diye konuştu.

Bazı kişilerin hala darbeyi konuşabileceğini ancak bunun genel bir geçerlilik görmesinin mümkün olmadığını söyleyen Baykal, ''Türkiye'deki Ordu'yu temsil eden, Ordu'nun temel sorumluluğunu üstlenmiş olan bütün kuvvetlerdeki bütün birimlerdeki ciddi unsurların böyle bir tercih içinde olmadığı ortadadır'' dedi.

Baykal, ''Diyelim ki Adalet ve Kalkınma Partisi'ni iktidardan düşürmeye yönelik bir darbe girişimi oldu Türkiye'de siz tankların önüne çıkar mısınız?'' sorusu üzerine Baykal, şunları söyledi:
''Bir askeri müdahale ile Türkiye'de ülke yararına hiçbir sonuç alınamayacağı konusunda benim kafamda olağanüstü net bir tablo vardır. Böyle bir girişimi onaylamayacağım, böyle bir girişimin içinde, önünde, arkasında, yanında olmayacağım, ya da bu girişimden işbirliği içinde partime, kendime, siyasi düşünceme yönelik arayış içinde olmayacağım o kadar açıktır ki... O söylediğiniz, mizaca konjonktüre bağlı çıkarım çıkmam... Bu böyle söylenecek bir şey değildir. Bunu hepimiz yaşayarak görürüz.''
Askere karşı sistematik bir kampanya götürülmesinin de her zaman karşısında olduğunu dile getiren Baykal, askerin kendi işini, siyasetçinin de kendi işini yapması gerektiğini vurguladı. Baykal, ''Bizim asker konusuna çelişkili bir tavrımız yok. Biz demokrasiye inanıyoruz'' dedi.

Türkiye'de ''belgeye dayalı bir siyaset üslubunun geliştiğini'' ifade eden Baykal, ''Türkiye darbeye karşı şerbetlendi, ama belgelere karşı şerbetlenmiş değiliz. Belge atom bombası gibi... Akla, vicdana hükmediyor. Bir belge ile 70 milyonu bir yönden başka yöne çekiyorsunuz. Şimdi bunu keşfettiler ve Türkiye bunu tehlikeli bir şekilde yaşamaya başladı'' şeklinde konuştu.

''BALIKLAMASINA ATLAMIŞLARDIR''

Baykal, Taraf Gazetesi'nde yayımlanan belgeye ilişkin soruyu yanıtlarken de konuyla ilgili açıklama yapmak için 3 gün beklemesinin nedeninin durumun netleşmesini görmek olduğunu söyledi.
Başbakan Erdoğan'ın belgenin ortaya çıkmasının hemen ardından aceleyle bir açıklama yaptığını savunan Baykal, ''Başbakan ve onun etrafındaki sistem, pek çok kişi balıklamasına atlamışlardır ve yanlış yapmışlardır. Şimdi toparlamaya çalışıyorlar'' dedi.

Başbakan Erdoğan'ın belgeyle ilgili konuyu yargıya götürecekleri açıklamasını yaptığını hatırlatan Baykal, yargıya belgenin gerçek olduğunu kabul ederek gidilebileceğini söyledi. O durumda yargıya gitmenin de yeterli olmayacağını savunan Baykal, ''Doğrudan meseleye el koyacaksın sorumlular hakkında karar alacaksın. Eğer doğruluğuna inanıyorsan, onu yapacaksın'' diye konuştu.

Belgenin sahte olması halinde davanın ne olacağını soran Baykal, gerçeklerin bir an önce ortaya çıkmasının gereği üzerinde durdu.

Belgenin ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında ortaya çıktığını bu nedenle zaten yargıya konu olduğunu da belirten Baykal, AK Parti'nin konuya ilişkin suç duyurusunu ''siyasi bir gösteriş, belge karşısında hiç bir şey yapmadılar demesinler'' anlayışı olarak nitelendirdi.

Baykal, belgenin aslının nerede olduğunun da netlik kazanmadığını ifade ederek, gerçeklerin ortaya çıkması için bir an önce aslının hukuk süreci içine sokulması gerektiğini kaydetti.

''ÖZ ELEŞTİRİ İHTİYACI ORTAYA ÇIKAR''

''Belgenin Ordu mensubu kişilerce hazırlanmış olması halinde Genelkurmay Başkanı'nın gereğini yapmasına'' ilişkin açıklaması olduğu kaydedilerek yöneltilen ''Nedir gereği, istifa mı etmeli?'' şeklindeki soruya Baykal, ''Gereğini yapmalıdır demedim, bir değerlendirme yapmaya ihtiyaç vardır dedim. Herhalde bu değerlendirme de yapılır, bir idari soruşturma, öz eleştiri ihtiyacı ortaya çıkar'' karşılığını verdi.

Baykal, şöyle konuştu:
''Eğer Genelkurmay'da, Genelkurmay'ın Harekat Dairesi'nin 3. bölümünde sorumlu bir albayın ve çalışma arkadaşlarının hiyerarşi, emir-kumanda söz konusu olmadan, kendi inisiyatifleriyle, kendi özel ilişkileriyle böyle bir ilişkinin içinde oldukları ortaya çıkar ise elbette bunlar bu davranışlarının yargı süreci içinde hesabını verirler, gereken elbette hukuk tarafından yerine getirilir, ama Genelkurmay'ın bu kritik noktalarında bu anlayışla, böyle gevşek yaklaşım içinde hangi amaca nasıl hizmet edeceği belli olmayan insanların görev yapıyor olmasının ortaya çıkması da sükunetle, sessizlikle geçiştirilecek bir durum olmaz. 'Bu söz konusudur', 'böyle olacak' anlamında söylemiyorum. Öyle midir değil midir bilmiyorum, ama böyle bir şey olursa bunu o zaman konuşuruz.''

Belgenin sahte çıkması halinde bunun da çok vahim bir durumu ortaya çıkaracağını kaydeden Baykal, şöyle devam etti:
''Bence Genelkurmayda ortaya çıkan bulaşıklık, hiyerarşi içinde olmadığı ortada, elbette vahimdir, ama öbürü ondan daha vahimdir. Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmaya yönelik bu kadar gerçeklerden kopuk, insafsız, acımasız, tahrip etmeyi göze almış bir husumet, düşmanlık duygusu içinde böyle bir plan yapacaksın... Bunu anlamak mümkün değil. Bu ortaya çıkarsa hemen şunu sormak gerekir; bunu yapanlar kimlerdir? Bunu yapma iradesini nereden buluyorlar, gücünü nereden alıyorlar? Onları böyle bir büyük tezgah kurma, komplo kurma, bir büyük milli fitne yaratma noktasına getiren olanakları kimler sağladı. Ortaya çıkarsa bunları konuşacağız, şimdi kimsenin günahını almak istemiyorum. Bu belge sahte ya da doğru hükmü güvenilir bir şekilde verilir ise her şeyi oturup yeniden konuşacağız. O zaman sorular çıkacak ortaya.''

Deniz Baykal, affın terörle mücadelede bir yöntem olmadığını, ancak terörün tamamen gündemden düşmesi halinde söz konusu olabileceğini belirterek, ''Toplumlar kritik anlarda af konusunu gerçekten bir ihtiyaç, bir çözüm olarak düşünme durumunda kalabilirler, ama bunu her iki yılda bir, canımız sıkılınca, köşeye sıkışınca 'Hadi bir miktar da af çıkaralım'... Böyle bir şey olmaz'' dedi.

HaberTürk Televizyonunundaki ''Teke Tek'' programına katılarak canlı yayında gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtlayan Baykal, ''Ergenekon'un avukatıyım'' sözünün hatırlatılması üzerine, bir siyasetçinin, bir davanın avukatı olmasının çok doğal olduğunu ifade etti.

Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise davanın savcısı olduğunu söylediğini hatırlatarak, savcılığın ise bir siyasetçinin yapacağı iş olmadığını kaydetti. Baykal, ''Hükümet üyesinin savcı olması hiç bir şekilde tasavvur edilemez. Olayın bu tarafını Başbakan kavramadı. Bu dava önce Başbakanın zihninde şekillenmiştir ve AKP'nin üst yönetiminin zihninde şekillenmiştir. Ortada hiç bir şey yokken onlar bunu kullanmışlardır'' diye konuştu.

Dava ile ilgili çok şeyin tartışıldığını ifade eden Baykal, birbiriyle bağlantısı olmayan konuların ve kişilerin dava kapsamında birbiriyle ilişkilendirilmesine tepkisini dile getirdi.

Dava kapsamında tutuklu bulunanların bir çoğunun hala neyle suçlandıklarını bilmediklerini ifade eden Baykal, ''Benim buradaki meramım; insan haklarının ihlal edildiği her yerde mağdur herkesin avukatıyım dedim ben. Haksızlığa maruz kalmış herkesin avukatıyım ben kardeşim'' diye konuştu.

Baykal, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın da tutuklanmasına tepki göstererek, ''Bana söyler misiniz Mehmet Haberal'ın tutulmasının makul sayılabilecek nedeni ne? Ne yapmış o? Bütün bu teşkilatı o mu kurmuş?'' diye sordu.

Toplumu aydınlatmanın, rahatlatmanın yürüyen bir davanın meşru, makul kabul edilebilir dayanakları olduğu duygusunun verilmesinin şart olduğunu vurgulayan Baykal, Ergenekon Davası'nın bu nitelikte olmadığını ileri sürdü.

''AF, TERÖRLE MÜCADELEDE BİR YÖNTEM DEĞİL''

Baykal, terör örgütü silahlarını tamamen bırakırsa genel affın düşünülebileceği yönündeki açıklamalarının hatırlatılması üzerine, şunları kaydetti: ''Aslında bunun söylenmesi zamanın da gelmediği anlaşıldı. Keşke o noktaya gelinseydi. Cumhurbaşkanı 'Tarihi fırsat eşiğindeyiz' diyerek sanki bir büyük, somut, bizim bildiğimizin ötesinde bu konuyu rahatlatacak, çözümü sağlayacak bir aşamaya gelindiğinin izlenimini verdi, ama bunun herhangi bir dayanağını duyamadım. Herhangi bir şey yok. Bu tartışmanın yaşandığı noktada hepimiz sanki böyle bir şey olabilir, olacakmış gibi bir bekleyiş içine sürüklendik. Doğal olarak medya da bize 'Bu olursa ne olur?' diye sordu. Ben de hiç tereddüt etmeden anlayışımı ifade ettim.''

Affın terörle mücadelede bir yöntem olmadığı görüşünü yineleyen Baykal, ancak terörün gündemden düştüğünün net bir şekilde görülmesi halinde söz konusu olabileceğini kaydetti.

Baykal, ''Toplumlar kritik anlarda af konusunu gerçekten bir ihtiyaç, bir çözüm olarak düşünme durumunda kalabilirler, ama bunu her iki yılda bir, canımız sıkılınca, köşeye sıkışınca 'hadi bir miktar da af çıkaralım...' Böyle bir şey olmaz. Ben bunu anlatmaya çalıştım. Bu doğru bir politikadır, ciddi bir politikadır, ama maalesef bulunduğumuz noktada bunun şartlarının tam olmadığı anlaşılıyor. Çünkü teröre yönelik teorik tavır dahi netleşmiş değil, bırakın onun güvenilir noktaya gelmesi, inandırıcı kanıtlarının ortaya çıkması...'' diye konuştu.

Baykal, bir başka soruyu yanıtlarken de 29 Mart yerel seçimlerinden sonra çalışmalarına hız kazandırdığını söyledi. Gelinen noktada Türkiye'de demokratik siyasi sürecin etkin olacağının, işleyeceğinin, sonuç vereceğinin görülmeye başlandığını ifade eden Baykal, bunun memnuniyet verici olduğunu ifade etti. Baykal, ''29 Mart sonrasını belirleyen ana nokta iktidarın gidici olabildiğinin anlaşılmış olmasıdır'' dedi.

BİZE ULAŞIN