3. İddianame kabul edildi

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında 37'si tutuklu 52 şüpheli hakkında hazırlanan üçüncü iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye ilçesinde patlayıcı maddelerin ele geçirilmesiyle ilgili başlatılan soruşturma sonucu ortaya çıkarılan ''Ergenekon'' isimli organizasyonla ilgili hazırlanan üçüncü iddianameyi incelemeyi tamamladı.

Mahkemenin, 1454 sayfadan oluşan üçüncü iddianameyi kabul etmesinin ardından 37'si tutuklu 52 sanık hakkında dava açılmış oldu.

İddianamenin tamamlanmasının ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yapılan yazılı açıklamada, iddianamede operasyon kapsamında 10 Ocak ile 17 Nisan 2009 tarihleri arasında gözaltına alınan ve tutuklanan sanıkların yer aldığı ifade edilmişti.

İddianamenin giriş bölümünde örgüt çerçevesinde daha önce yapılan soruşturmalar ve açılan davaların özetlendiği, örgütün gerçekleştirmeyi planladığı ve gerçekleştirdiği eylemler, suikast planları ve el konulan silahların anlatıldığı belirtilen açıklamada, iddianamenin ikinci bölümünde ise şüphelilerin bireysel durumlarının ele alındığı, isnat edilen suçlar ve uygulanması talep edilen yasa maddelerine yer verildiği bildirilmişti.

Açıklamada, her şüpheli için arama ve el koyma işlemlerinde bulunan delillerin anlatımı, el konulan delillerin incelenmesi, tanık ifadeleri, şüphelilerin emniyet ve savcılık ifadeleri ile hakimlik sorgusu, hukuki durumun anlatımı, netice ve talep konularının ele alındığı vurgulanmıştı.

52 SANIK HAKKINDAKİ SUÇLAMALAR

Operasyon kapsamında 12 Haziran 2007 tarihinden itibaren el konulan, bulunan silah ve mühimmatın dökümünün de yapıldığı açıklamada, sanıklar hakkında da ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'', ''Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'', ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs etme', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme'', ''Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması, bulundurulması'', ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma'', ''özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, amacı dışında kullanma, hile ile çalma'' suçlamalarının yer aldığı kaydedilmişti.

İDDİANAMEDE ADI GEÇEN İSİMLER

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesindeki sanıklar arasında eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve gazeteci-yazar Yalçın Küçük de bulunuyor.

İstanbul Cumhuriyet Savcıları tarafından hazırlanan üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilerek Ulusal Yargı Ağı Projesi'ne (UYAP) konuldu. Buna göre, iddianamede sanıklar arasında eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal ve gazeteci-yazar Yalçın Küçük de yer alıyor.

İddianamede isimleri geçen diğer sanıklar ise şunlar:

''Eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin, eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Rıza Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu, eski Genelkurmay Adli Müşaviri emekli Tümgeneral Muhittin Erdal Şenel, emekli Orgeneral Münür Kemal Yavuz, Yarbay Mustafa Dönmez, gazeteci Engin Aydın, avukat Mustafa Hüseyin Buzoğlu, İstanbul Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı ile Taylan Özgür Kırmızı, Mustafa Abbas Yurtkuran, Ünal İnanç, Muhterem Bağcı, Hüdayi Ünlüer, İlhan Bulayır, Zerrar Atik, Fahri Kepek, İlyas Çınar, Oğuzhan Sağıroğlu, Erdal Şahin, Erbay Çolakoğlu, Cengiz Köylü, Cihandar Hasanhanoğlu, Muhammed Sarıkaya, Fatma Cengiz, Yaşar Oğuz Şahin, Mehmet Koral, Hasan Ataman Yıldırım, Hüseyin Vural Vural, Murat Eke, Cihan Arık, Ali Oktay Şahbaz, Onur Özdemir, Emre Baltacı, Melih Yüksel, Servet Kaynak, Fahri Süslü, Kemalettin Balcı, Bülent Güngördü, Murat Çavdar, Mehmet Dalagan, Ayhan Atabek, Kenan Temur, Mustafa Koç, Ersin Gönenci, Oğuz Bulut ve Mustafa Levent Göktaş.''

KİMLER MAĞDUR VE MÜŞTEKİ OLARAK GEÇİYOR?

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce üçüncü ''Ergenekon'' iddiamesinde, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan ''mağdur'' olarak yer aldı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edildiği Ulusal Yargı Ağı Projesi'nde (UYAP) görülen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, Türkiye Ermenileri Patriği Mesrob Mutafyan ve Minas Durmazgüler ''mağdur'', Ali Balkız ve Kazım Genç ise ''müşteki'' olarak geçiyor.

HİLMİ ÖZKÖK'ÜN İFADESİ İDDİANAMEDE


İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün ''tanık'' sıfatıyla verdiği ifade de yer aldı.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca hazırlanan iddianamenin giriş bölümünde, Özkök'ün ''tanık'' sıfatıyla alınan ifadesinde, Genelkurmay Başkanlığı yaptığı dönemde kuvvet komutanlarının bir araya geldikleri ve toplantı yaptıkları yönünde kendisine bilgiler geldiğini belirttiği, ancak doğrudan soruşturma yapılmasını gerektirecek mahiyette bilgilerin elinde bulunmaması nedeniyle bu konuda herhangi bir yasal işlem başlatmadığını kaydettiği belirtildi.

Özkök'ün ifadesinde, kuvvet komutanlarının her zaman toplanabileceğini, bunda bir sıkıntının olmadığını, idareci olarak komutanları ve ordunun sürekli güçlü ve koordinasyon içinde bulunmaları konusunda elinden gelen gayreti göstermeye çalıştığını dile getirdiği kaydedilen iddianamede, Özkök'ün birçok kez ihbar, mektup, CD ve benzeri bilgilerin kendisine ulaştığını belirttiği anlatıldı.

İddianamede, Özkök'ün, zaman zaman da toplantılarda açıkça gündeme getirmeksizin üstü kapalı mesajlarla bu hususları dile getirdiğini söylediği de belirtilerek, o günlerde, özellikle kamuoyunda jandarma istihbaratın yasal olmayan dinlemeler yaptığına ilişkin değerlendirmelerin olması ve bu yönde gelen duyumlar üzerine Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Mehmet Şener Eruygur'a İstihbarat Daire Başkanı ile Teknik Daire Başkanını yanına göndermesini söylediğini, İstihbarat Daire Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ile Teknik Daire Başkanı Albay Hasan Atilla Uğur'a makamında jandarma teşkilatının teknik takip ve dinlemeler konusunda ciddi imkan ve kabiliyetlere sahip olduklarını, bu işlemlerin yasal çerçevede yapılması gerektiğini söyleyerek bu konuda uyarıda bulunduğunu kaydettiği vurgulandı.

İddianamede, Özkök'ün ayrıca bu işlemlerin nasıl yapıldığı ile ilgili kendilerinden bilgi aldığını, buradaki temel amacının şayet yasal olmayan dinlemeler yapılmakta ise kendilerini bu konuda uyarmak olduğunu kaydettiği de belirtildi.

ÖZKÖK'E MUHTIRA SORUSU

Özkök'e ''Genelkurmay Başkanlığı yaptığınız dönem içerisinde görev yapan kuvvet komutanlarından dönemin yürütme organına yönelik muhtıra verilmesi yönünde telkin ya da teklifte bulunan oldu mu? Oldu ise kimler tarafından, ne amaçla ve nasıl oldu?'' şeklinde bir soru sorulduğu ifade edilen iddianamede Özkök'ün bu soruya verdiği yanıt şöyle aktarıldı:

''2002 yılının Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığı görevine getirildiğini, kısa bir süre sonra iktidar partisinin değiştiğini, Şura toplantıları öncesinde adet gereği orgenerallerin Ankara'ya geldiklerini ve orada çeşitli toplantılar yapıldığını, bu toplantılarda Şura'da görüşülecek konular ile TSK ile ilgili çeşitli konularda görüş alışverişi yapıldığını ve aralarında müzakere ettiklerini, iktidara gelen parti ile ilgili olarak geçmişteki bazı söylemleri sebebiyle çekincesi olanların açık açık fikirlerini beyan ettiklerini, usul olarak en kıdemsizden başladığı için herkesin görüşlerini aldıktan sonra kendisinin de görüşlerini belirttiğini, herkesin şahsi görüşünün yanında kimsenin, kendi yanında muhtıra verme şeklinde bir teklifte bulunamayacağını, kendisinin de böyle bir şeye fırsat vermeyeceğini, görevde bulunduğu dönem ve daha sonraki dönemlerde de bu şekilde bir teklif gelmediğini, Kıbrıs konusunda çalışma yapmaları hususunda tüm kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı'na birlikte bir çalışma yapmaları talimatı verdiğini, normal usulde bu tür çalışmalarda herkesin görüşünü beyan ettiğini ve bu görevi kıdemli olana verdiğini, kıdemli olanın da bu tür çalışmaları elden arz ettiğini veya bir kapak yazısı ile gönderdiğini, daha sonra da Genelkurmay Karargahı'nda değerlendirildiğini ve Genelkurmay Başkanı'nın görüşünü alarak ilgili makama verildiğini, kendisinin böyle bir çalışma beklerken birden 4 imzalı alışılmış usullerinin dışında yazılı bir belge önüne gelince usul olarak rahatsız olduğunu, ayrıca daha sonraki dönemde Kıbrıs Büyükelçisi'nin kendisinden habersiz bazı bilgileri Jandarma Genel Komutanı'na ilettiğini duyması üzerine bu konuyu ilgilisine usulüne uygun bir şekilde söyleyerek, bu yapılanın uygun bir davranış olmadığını, bundan sonra tüm bilgileri kendisine getirmesini ilettiğini anlattı.''

ÖZKÖK'E YÖNELTİLEN DARBE PLANLARI SORUSU

İddianamede, Özkök'e ''Sarıkız'', ''Ayışığı'', ''Yakamoz'' ve ''Eldiven'' isimli darbe planlarından bilgisinin olup olmadığı, oldu ise bu darbe planlarını kim ya da kimlerin hangi maksatla hazırladığını öğrenip öğrenmediğinin sorulduğu da belirtilerek, Özkök'ün darbe planlarından sadece ''Ayışığı'' ve ''Yakamoz'' kod isimli darbe planlarından 2004 yılı bahar ayları içerisinde haberinin olduğunu ifade ettiği yer aldı.
Özkök'ün bu bilgilerin kendisine bir slayt sunumu şeklinde geldiğini, geldiği zamanın da söylentilerin azaldığı zamanlar olduğunu, ''Eldiven'' kod isimli darbe planını ve ''Cumhuriyet Çalışma Grubunu'' duymadığını ifade ettiği kaydedilen iddianamede, Özkök'ün bu slaytlar kendisine geldiğinde isimleri geçen kişilerden bazılarının emekli olacaklarını, bu bilgilerin kendisine ilk geldiğinde karargahtaki arkadaşlarıyla dahi paylaşmadığını, çünkü bazı şeylerin şüyu vukuundan beter olduğunu söylediği belirtildi.

Özkök'ün ifadesinde, 19 Ekim 2003 tarihinde Jandarma Genel Komutanlığı'nda rektörlere yönelik bir brifing verildiğinden haberdar olmadığını, ancak Jandarma Dinlenme Tesisleri'nde sivillerle zaman zaman yemek yendiğini duyduğunu, bunların da olağan şeyler olduğunu söylediği yer alan iddianamede, Özkök'ün kendisine ''Genç Subaylar'' başlığı altında herhangi bir mektup gelmediğini, ancak o dönemde basın ve yayın organlarında bu tür mektupların gönderildiği yönünde duyumlar aldığını, emekli generallere Jandarma Genel Komutanlığı'ndan gönderilen mektuplardan haberi olmadığını belirttiği kaydedildi.

İstanbul Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün tanık sıfatıyla verdiği ifadesinde belirttiği bazı konuların, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e atfedilen günlük ile gazeteci Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlükte yer alan bazı hususları doğrular nitelikte olduğu kaydedildi.

İddianameye göre, Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadesinin alınması sırasında Özkök'e, ''3 Mart 2004 tarihinde Ankara'da ATO tesislerinde düzenlenen 'Hilafetin İlgası' isimli panel hakkında bilginiz var mı? Bu panelin Cumhuriyet Çalışma Grubu tarafından düzenlendiğini biliyor musunuz? Özden Örnek'in günlüklerinde belirttiği gibi Kuvvet Komutanlarının bahse konu panele size sormadan gitmelerine tepki gösterdiniz mi? Panelin düzenlenmesi, desteklemesi ve katılım sağlanmasının amacı nedir? Sizin bu konuda tepkiniz ne oldu?'' soruları soruldu.

Hilmi Özkök de ''toplantının yapıldığı tarihte İsveç'te resmi bir ziyarette olduğunu, döndüğünde böyle bir toplantının yapıldığını ve bu toplantıda AB aleyhine bazı konuşmaların olduğunu öğrendiğini, ancak böyle bir konuşmanın gerçekleştiği yerde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bulunmasından üzüntü duyduğunu, ancak bu durumu onlara ifade edip etmediğini hatırlamadığını, ayrıca kendisi yokken yerine Kara Kuvvetleri Komutanı vekalet ettiği için bu tür faaliyetler kendisinin takdiri olduğunu'' söyledi.
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e, Mustafa Balbay'ın günlüklerine ilişkin olarak ele geçirilen dijital verilere de işaret edilerek, ''Mustafa Balbay ile irtibatınız var mı? Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde irticai faaliyetlerle mücadele eden bir birim var mıdır? Var ise bu birimin görev ve sorumlulukları nelerdir?'' soruları da yöneltildi. Özkök ''Balbay ile herhangi bir irtibatının bulunmadığını, gazeteciler vasıtasıyla hükümet görevlilerine haber iletmeyi hoş karşılamadığını, yüz yüze görüşmeyi tercih ettiğini, bilindiği gibi Batı Çalışma grubu gibi bazı uygulamaların yapıldığı iddialarının bulunduğunu, Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu zamanında 2. Başkan olduğunu ve bu uygulamaların bazılarına gerek kalmadığı gerekçesi ile terk edildiğini ve kendi zamanında da aynı düşünce ile bu tür uygulamaların sonlandırılması gerektiğini düşündüğünü ve uygulamadan kaldırttığını, bu konuda yapılan hususları not almış olabileceklerini'' ifade etti.

İddianamede ayrıca, Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital veriler içerisinde yer alan ''opera-son'' isimli word belgesi içeriğinden ''aralarında Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına, Hurşit Tolon, Fevzi Türkeri, Oktar Ataman ile emekli Orgeneral Çetin Doğan ve bazı korgeneral, tümgeneral ve tuğgenerallerin bulunduğu çok sayıda generalin, önce Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ü istifa ettirmek, daha sonra da AKP İktidarını düşürmek amacıyla uygulanacak bir strateji belirlediği ve uygulamaya koyduğunun tespit edildiği'' kaydedilerek, ''Herhangi bir kimse sizi istifaya zorladı mı? Sizin tepkiniz ne oldu?'' şeklinde soru yöneltilen Hilmi Özkök'ün de ''bu konudan bilgisinin olmadığını'' söylediği belirtildi.

İddianamede, Ahmet Hurşit Tolon'dan ele geçirilen dijital verilerde yer alan ''Demokrat Generaller'' adı altında yazılan ve ''Sayın Generalim'' diye başlayan mektup ile 24 Mayıs 2003 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan ''Dört Yıldızlı Tepki'' başlıklı habere de işaret edildi. Özkök'e bunlara yönelik olarak ''Görevli olduğunuz dönemde darbeciler ve faaliyetleri ile ilgili size herhangi bir bilgi geldi mi? Geldiyse sizin tavrınız ne oldu?'' şeklindeki sorunun da yöneltildiği belirtilen iddianamede, Özkök'ün ''Görevli olduğu dönemde çok çeşitli bilgi, belge ve duyumların geldiğini, fakat bunların resmi delil mahiyetinde olmadıklarını, bu nedenle sadece bilgi mahiyetinde okuyup değerlendirdiğini, bu nedenle resmi bir işleme koymadığını, bu bilgileri bir süre muhafaza ettirip sonra imha ettirdiğini, o dönemde medyada, kendisi hakkında yıpratmak amaçlı birçok haksız yazı yazıldığını, kendisi ve ailesinin o dönem itibariyle bu tür haksız yazılar sebebiyle ciddi üzüntüler duyduklarını ve bu konuda o dönemde açıklama yaptığını'' beyan ettiği yer aldı.

İddianamede, ''tanık Hilmi Özkök'ün ifadesinde belirttiği bazı konuların, Özden Örnek'e atfedilen ve Mustafa Balbay'dan ele geçirilen günlüklerde yer alan bir kısım hususları doğrular nitelikte olduğunun görüldüğü'' değerlendirmesine de yer verildi.


ERUYGUR'A UYARI

İddianamede, Özkök'ün kuvvet komutanlarının harp okullarının açılış ve diploma törenlerinde yapacakları konuşmalara ilişkin hazırladıkları yazılı metinleri Genelkurmay Başkanının görmediğini ve bu metinleri bu amaçla da istemediğini, ancak o dönemde Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman'ın konuşma yaptıktan sonra veya önce bu metni görmüş olabileceğini, ancak hatırlamadığını ifade ettiği belirtilerek, Özkök'ün ''Özellikle 'Ayışığı' ve 'Yakamoz' olarak isimlendirilen darbe planları yapıldığı yönünde 2004 yılının bahar aylarında gelen duyum üzerine Şener Eruygur'a Genelkurmay makamında olduğu bir sırada böyle bir plan ve çalışma olup olmadığını sorduğunu, Eruygur'un da böyle bir çalışma olmadığını söylediğini, ancak bunlara rağmen özellikle sık sık gazetecilerin, rektörlerin Jandarma Genel Komutanlığı'na çağrılarak görüşülmesinin yanlış anlaşılmalara neden olacağını söylediğini ve kendisini uyardığını, görevli olduğu dönemde MİT Müsteşarı'nın zaman zaman tarafına bazı bilgiler ve kayıtsız belgeler verdiğini, ancak hatırladığı kadarıyla kendisine 'Ergenekon' olarak sözü edilen örgütle ilgili arşivlere geçecek mahiyette kayıtlı bir evrak verilmediğini'' söylediği yer aldı.

Bu arada, iddianamede sanık İbrahim Şahin'e bağlı 12 suikast timinin bulunduğu belirtiliyor. İbrahim Şahin'le bir muvazzaf subay arasındaki diyaloglar şu şekilde iddianamede yer alıyor:

Muvazzaf subaya telefon açan İbrahim Şahin: Yeraltına çekilmeye hazır mısın?
Muvazzaf subay: Emredersiniz komutanım.

Mahkemece kabul edilen üçüncü ''Ergenekon'' iddianamesinde, tutuksuz sanıklarından eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'ın 25 ile 49 yıl, eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün 18,5 ile 35,5 yıl, emekli Orgeneral Münür Kemal Yavuz'un da 12 ile 27 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması istendi.

İddianamede, tutuksuz sanık eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz'ün ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'' ile ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme'' suçlarından 18,5 ile 35,5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması talep edildi.

Tutuksuz sanık eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç'ın ''silahlı terör örgütüne üye olma'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'', ''devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma'' suçlarından 25 ile 49 yıl arasında hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, tutuksuz sanık emekli Orgeneral Münür Kemal Yavuz'un ''silahlı terör örgütüne üye olma'' ve ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme'' suçlarından 12 yıldan 27 yıla kadar hapisle cezalandırılması talebinde bulunuldu.

TUNCEL KILIÇ HAKKINDA ŞU SUÇLAMALARA YER VERİLİYOR

"-Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme

-Bıcak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma satın alma taşıma veya bulundurma

-Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme amacı dışında kullanma hile ile alma çalma

-Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme

-Hukuka aykırı olarak kişiler verileri kaydetmek

-Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek

-Pek az sayıda mermi bulundurma veya taşıma

-Ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma

-Sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması taşınması bulundurulması

-Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme

-Silahlı terör örgütüne üye olma

-Tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme

-Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

-Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

-Örgüte bilerek isteyerek yardım etme

-Özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek

-Özel hayatın gizliliğini ihlal etmek."

AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET

İddianamede, eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in ''Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırılması talep edilirken, ayrıca ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması, taşınması, bulundurulması'', ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme'', ''devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından 30,5 ile 61 yıl arasında hapisle cezalandırılması istendi.

ŞAHİN, GİZLİ BİLGİ TEMİN ETMEKLE SUÇLANIYOR

İbrahim Şahin hakkında ise 3. iddianamede yer alan suçlamalar ise şöyle:

-"Açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme

-Bıcak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma satın alma taşıma veya bulundurma

-Devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme amacı dışında kullanma hile ile alma çalma

-Devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme

-Hukuka aykırı olarak kişiler verileri kaydetmek

-Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek

-Pek az sayıda mermi bulundurma veya taşıma

-Ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma

-Sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması taşınması bulundurulması

-Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme

-Silahlı terör örgütüne üye olma

-Tehlikeli Maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme

-Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

-Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme

-Örgüte bilerek isteyerek yardım etme

-Özel hayata ilişkin görüntü ve sesleri ifşa etmek

-Özel hayatın gizliliğini ihlal etmek."

Tutuklu sanık Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın ''Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Haberal'ın ayrıca ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'' suçlarından da 15 yıldan 22,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması talebinde bulunuldu.

İddianamede, tutuksuz sanık Yalçın Küçük'ün ''Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'' ve ''adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs'' suçlarından da 15,5 yıldan 27 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenildi.

Tutuksuz sanık İstanbul Üniversitesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Erol Manisalı'nın ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ''silahlı terör örgütüne üye olma'' ve ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından da 8 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.

İddianamede, tutuklu sanık Yarbay Mustafa Dönmez'in, ''Türkiye Büyük Millet Meclisini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' ve ''Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme'' suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edilen iddianamede, Dönmez'in ayrıca ''silahlı terör örgütüne üye olma'', ''sayı ve nitelik bakımından vahim olan silah veya mermileri satın alınması, taşınması, bulundurulması'', ''bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma, satın alma, taşıma veya bulundurma'', ''tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'' ve ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından ise 46,5 yıldan 91 yıla kadar hapse mahkum edilmesi talebinde bulunuldu.

İddianamede, eski Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek'in de ''silahlı terör örgütüne üye olma'', ''açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme'', ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' ve ''hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek'' suçlarından 11,5 yıldan 31,5 yıla kadar hapse mahkum edilmesi istenildi.

''Ergenekon'' soruşturması kapsamında hazırlanan üçüncü iddianameyi kabul eden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince avukatlara dağıtılan tensip zabtında, tutuklu sanıklardan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, Albay Cengiz Köylü, Albay Mustafa Levent Göktaş ve eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin'in, ''silahlı terör örgütü kurma veya yönetme'' suçundan yargılanacakları bildirildi.

Tensip zabtında, sanıklar Haberal, Köylü, Göktaş ve Şahin'in, işledikleri iddia edilen diğer suçlar ise şöyle sıralandı:

''Sanık Mehmet Haberal; TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,

Sanık Mustafa Levent Göktaş; Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, özel hayata ilişkin görüntü veya sesleri ifşa etme, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri tahrip etme amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma ve hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme,
Sanık İbrahim Şahin; Silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, sayı ve nitelik olarak vahim olan silah veya mermilerin satın alınması, taşınması, bulundurulması, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme, TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,

Sanık eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu; Silahlı terör örgütüne üye olma, TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme,

Sanık Türk Metal-İş Sendikası Başkanı Mustafa Özbek; Silahlı terör örgütüne üye olma, açıklanması yasaklanan gizli bilgileri temin etme ve hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetme.''

Tensip zabtına göre, bir kısım tutuklu sanıkların ve müdafilerinin ''tahliye ve adli kontrolün kaldırılması'' konusundaki taleplerini reddine karar veren mahkeme heyeti, hastanede tedavi gören Mehmet Haberal da dahil tüm tutuklu sanıklara iddianamenin tebliğ edilmesi ve duruşmada kendilerini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacaklarının, bulunacaklarsa da ''neden ibaret olduğunun'' sorulmasına hükmetti.

DURUŞMAYA GELMEYECEKLERE ''ZORLA GETİRİLME'' YAZISI

Tutuklu sanıklardan eski 19 Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ferit Bernay ve Muhterem Bağcı'nın, mevcut delil durumu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, suç vasfının değişme ihtimali ve tutuklulukta geçen süreleri dikkate alınarak tahliye edilmelerine karar veren mahkeme heyeti, aralarında Yalçın Küçük, Prof. Dr. Erol Manisalı, eski Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran, eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, Rıza Ferit Bernay ve eski MGK Genel Sekreteri Tuncer Kılınç'ın da bulunduğu 17 tutuksuz sanığa savunmaları alınmak üzere iddianame ve duruşma gününün tebliğ edilmesi, duruşmaya gelmedikleri takdirde de ''zorla getirilecekleri'' hususunun yazılmasını kararlaştırdı.

Heyet, davanın müştekileri Ali Balkız ve Kazım Genç ile mağdurlar Minas Durmazgüler ve Mesrob Mutafyan'ın sanık sayısının çokluğu nedeniyle daha sonra duruşmaya çağrılmalarına ve dava tanıklarının dinlenilmesinin de yine sanık sayısının çokluğu nedeniyle daha sonra düşünülmesine hükmetti.
Tutuklu sanıkların tutukluluk durumlarının 30'ar günlük süreler halinde resen incelenmesine karar veren mahkeme heyeti, bu dava dosyasının birinci ''Ergenekon'' dava dosyası ile birleştirilmesi talebi bulunduğunu belirterek, bu hususun ileriki aşamalarda düşünülmesi kararı aldı.

Sanık sayısının çokluğunu dikkate alan ve duruşmanın 7 Eylül 2009'da yapılmasına karar veren mahkeme heyeti, duruşma uzadığı taktirde devam eden günlerde duruşmanın saat 09.00'dan itibaren devamına tensiben hükmetti.

3. İDDİANAMEDE 1 VE 2 NUMARALI SANIKLAR

Ergenekon davasının 3. İddianamesi'nde Yalçın Küçük 1. sırada yer alırken, Mehmet Haberal ikinci şüpheli olarak yer alıyor.

MEHMET HABERAL KİMDİR?

1967 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu ve 1971 yılının Ekim ayınına Genel Cerrahi Uzmanı oldu. Daha sonraki yıllarda Galveston, Teksas 'da Shriner's Yanık Enstitüsünde ve John Seally Hastanesinde fellow olarak çalıştı. 1974 ve 1975 yıllarında Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi Transplantasyon Merkezinde fellow olmak üzere 1 Ocak 1974'den 30 Haziran 1975'e kadar çalıştı. Aynı yıllarda Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahı Bölümüne bağlı olarak Yanık ve Transplantasyon Ünitesi'ni kurdu. 3 Kasım 1975 tarihinde Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Bölümü'nde, Türkiye'de ilk kez annesinden 12 yaşındaki bir çocuğa, akrabalararası böbrek naklini gerçekleştirdi. 1976 Hacettepe Üniversitesi Genel Cerrahi Doçenti olan Haberal, 10 Ekim 1978'de Avrupa Transplantasyon Birliği'nden (Eurotransplant) sağlanan ölü böbrek ile Türkiye'de ilk defa kadavradan böbrek transplantasyonununu gerçekleştirdi. Alanında birçok ilke imza atan Haberal, 2238 sayılı "Organ ve Doku Alınması , Saklanması, Aşılanması ve Nakli" yasasının hazırlanıp, 3 Haziran 1979'da yürürlüğe girmesine de öncülük etti. Eylül 1980'de Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı'nı kurdu ve 2 yıl sonra Mart 1982'de, Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı'na bağlı Hemodiyaliz Merkezi'ni açtı. 8 Aralık 1988'de Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Türkiye'de ilk kadavradan karaciğer naklini gerçekleştirdi. 1990 Ekim ayında Türkiye Organ Nakli Derneği'nin kurucu üyesi ve başkanı oldu.[1] Alanında birçok ilk gibi 1990 yılı 15 Mart'ında Kuzey Afrika, Ortadoğu, Avrupa ve Türkiye'de ilk kez çocuklarda canlıdan segmental karaciğer naklini gerçekleştirdi. 24 Nisan 1990'da Dünya'da ilk kez yetişkinlerde canlıdan segmental karaciğer naklini gerçekleştirdi. 16 Mayıs 1992'de Dünya literatüründe ilk kez yapılan bir uygulamayla aynı vericiden, aynı anda hem kısmi karaciğer naklini, hem de böbrek naklini gerçekleştirdi. 1992 Nisan ayında "New York Academy of Sciences" üyeliğine seçildi. Haberal, Dünya Yanık-Tedavisi camiasında tanınan bir bilim adamıdır. Eylül 2006'da ISBI (International Society of Burn Injuries/ Uluslararası Yanık Derneği)'nin Brezilya'daki Uluslararası Yanık Kongresinde bu kuruluşa başkan seçilmiştir. 1999 seçimlerinden sonra koalisyon hükümeti kurarak başbakan olan Bülent Ecevit, 4 Mayıs 2002'de rahatsızlanarak Mehmet Haberal'ın sahibi olduğu Başkent Hastanesine kaldırıldı.[2] Tedavisi sırasında durumu gittikçe kötüleşince [3] eşi Rahşan Ecevit tarafından apar topar hastaneden çıkartılarak[4] evine geri getirildi. Bundan sonra sıhhati gözle görünür şekilde düzeldi ve Başbakanlık görevine devam etti. Ecevit'in rahatsızlığı sırasında hükümete yönelik tartışmalar ve erken seçim talepleri de siyasi gündeme damgasını vurmuştu. Ecevit'in koruma müdürü Recai Birgün, Haberal'ın gözetiminde Ecevit'e iş göremez raporu verilmek istendiğini ve böylece siyasete müdahale edilmenin amaçlandığını iddia etmiştir. 13 Nisan 2009 Pazartesi günü, Ergenekon ile bağlantılı olmak şüphesiyle göz altına alındı. Bu soruşturma ile ilgili olarak İstanbul'a sevk edilirken dokuzuncu cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından Ankara'dan yolcu edildi. Mehmet Haberal 17 Nisan 2009 tarihinde tutuklandı. Tutuklandıktan sonra rahatsızlanan Haberal İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı.

YALÇIN KÜÇÜK KİMDİR?


Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1960 yılında bitirdi. 27 Mayıs 1960 Darbesi sonrasında Devlet Planlama Teşkilatı'nda görev aldı. 1966'da ODTÜ'de öğretim üyeliğine başladı. Yön, Emek, Ant dergilerinde, sanılanın aksine, Milli Demokratik Devrim değil, Sosyalist Devrim yanlısı yazılar yazdı. 1971'de doçentliğe yükseldi, 12 Mart 1971 Muhtırası'ndan sonra görevden alındı. 1973-76 yılları arasında Cumhuriyet Gazetesinin ekonomi servisini yönetti. 1970'lerde, Türkiye İşçi Partisi'nin ikinci kez kuruluşu için çalışmalara katıldı, 1975'ten itibaren yayınlanan ve partiye yakınlığıyla bilinen Yürüyüş Gazetesi'nin editörlüğünü yaptı, ancak 1978'de partiden ihraç edildi. 1979'da kendisiyle beraber TİP'ten ihraç edilenlerle birlikte Sosyalist İktidar Dergisi'ni çıkarmaya başladı. Aynı yıl Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde öğretim üyesi oldu. 12 Eylül Darbesi'nden sonra üniversiteden uzaklaştırıldı. 1983'te Bir Yeni Cumhuriyet İçin adlı yapıtından ötürü tutuklanarak, cezaevine girdi; daha sonra aklandı. 1987'de Gazi Üniversitesi'nde profesör oldu ve 1994'te emekli oldu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra aydınların cunta yönetimine karşı örgütlenmesinde büyük çaba göstermiştir. Aziz Nesin ile birlikte Aydınlar Dilekçesi Hareketi'ni örgütlemiştir. 1987-1992 yılları arasında Toplumsal Kurtuluş adlı sosyalist bir aylık dergi çıkarmıştır. Daha sonra bu dergi kapanarak yerine Hep İleri adlı bir dergi çıkmıştır. Özgür Üniversite adıyla bilinen Özgür Ekin Derneği'nin kurucusudur. 1993'te Süleyman Demirel'in Cumhurbaşkanı olmasını ve Matild Manukyan'ın vergi rekortmeni olmasını öne sürerek Fransa'ya gitti. Daha sonra gene 1993 yılında Suriye'de Bekaa Vadisi'ne giderek PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüştü. Bu görüşmeyi "söyleşi" adıyla kitaplaştırdı.[Çeşitli sol dergiler çıkarttı. Bu arada PKK'nın medya uzantısı olan MED-TV'de programlar yaptı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller tarafından emredilen Abdullah Öcalan'ın yok edilmesi istihbaratını, dönemin muhalefet lideri Mesut Yılmaz'dan öğrenerek PKK'yı bilgilendirdiği ve olayı engellediği iddia edilmektedir. 28 Şubat sürecinden sonra 1998'de Türkiye'ye geri döndü ve "Kürtçülük Propagandası" yapmaktan suçlu bulunarak iki yıl hapis cezasına çarptırıldı. 2000 yılında tahliye oldu. 2000'li yılların başından itibaren Türkiye'nin yakın tarihiyle ilgili önemli sayılabilecek iddialar ve eserler sunarak isimbilim araştırmalarına yöneldi, bu yolla devlet ve toplumlar içindeki art niyetli gizli yapılanmaları gün ışığına çıkarmaya çalıştı. İslami sağdaki muadili Mehmet Şevket Eygi gibi fakat sol bir bakış açısıyla "avdeti" kültürü ile ilgilendi. Kendilerine "avdeti" diyen Sabetay Sevi müritlerinin, Türk kimliğini kullanarak Türkiye yakın tarihinde her alanda önemli mevkilere gelen, takiyye yapan "Sabetayistler" olduğunu savundu.[kaynak belirtilmeli] Yalçın Küçük Kuzey Irak'ta kurulan özerk Kürt yönetimini Kürdo-Judaik bir devlet olarak nitelendirmekte[kaynak belirtilmeli] ve Türkiye'nin Musul ve Kerkük'ü alarak genişlemediği müddetçe Diyarbakır'ı bu Kürt devletine kaptıracağını iddia etmektedir.[kaynak belirtilmeli]Sky Türk adlı televizyon kanalında Kalemler ve Kılıçlar programını yaparken, program Sky Türk İcra Kurulu tarafından sonlandırıldı. Yayının sonlandırılmasında Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının rahatsızlığı kadar, Küçük'ün programlarında genç subayları askeri darbe yapmaya teşvik etmesinden endişe duyan eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da etkili olduğu ileri sürülmüştür.[kaynak belirtilmeli] 7 Ocak 2009 tarihinde, 2008 yılından beri duruşmaları devam eden Ergenekon soruşturması kapsamında Ankara'da gözaltına alınarak mahkemeye çıkarılmak üzere İstanbul'a sevk edilen Yalçın Küçük 11 0cak 2009 tarihinde tutuklandı. 23.01.2009 tarihinde tahliye edildi. 2009 Sonbaharında yayımlamayı planladığı kitaplarıyla ilgili çalışmalar yapmak üzere Ankara'daki evine kapanmıştır.

ÜÇÜNCÜ İDDİANAME SANIKLARI 7 EYLÜL'DE HAKİM KARŞISINA ÇIKACAK

Ergenekon soruşturması kapsamında hazırlanan 3. iddianamede yer alan sanıklar, 7 Eylül 2009 tarihinde hakim karşısına çıkacak.

BİZE ULAŞIN