Doğu'nun 'Kofi Annan'ına son veda

Bir insan düşünün ki çocuklarına bıraktığı miras ne para, ne mal, ne mülk, ne arazi olsun. Tek mirası ölümüyle ilgili, kendisini vuranların affedilmesiyle ilgili olsun. Böyle bir insan olabilir mi ? Bu soruyu soracak kişi mutlaka çok fazla kişi olacaktır. Ancak, Güneydoğu'nun 'Barış Güvercin'i Kasap ve Besiciler Odası Başkanı Sait Şanlı'nın 9 çocuğuna bıraktığı miras aynen şu; "Biri beni öldürecek ola ben hiç kimseden davacı değilim. Beni vuran adamı gidip getirecek ve yasımda yanınızda oturtacaksınız." Bu kendisi de küçük yaşta kan davası mağduru olan, kan davasının, kan davasının yarattığı korku ile yaşamanın acısını en iyi bilen biri olan Şanlı'nın gerçekte hayat felsefesini, dünyaya baktığı pencereyi ortaya koyuyor. Sait Şanlı, 1944 yılında Diyarbakır'ın ekonomi kadar dağlık olması nedeniyle tarımdan da nasibini en az alan ilçelerinden olan Lice'de dünyaya geldi. İlçenin coğrafi yapısı nedeniyle bir çok ailenin uyuşturucu ticareti ile uğraştığı ilçede 'Şanlı' ailesi ise geri kalanlar gibi hayvancılıkla uğraşıyordu. Hayvan besiciliğinin yanı sıra ilçede kasaplık da yapan babasından 14 yaşına kadar bu işin inceliklerini de öğrenin Şanlı'nın, 45 yıllık yaşamının bir kısmı kanlılarından kaçmak, sonrasında ise bölgede alabildiğine çok olan kan davalıları barıştırmakla geçti.

KUYRUK KESME KAN DAVASI NEDENİ

Kan davalıları barıştırmak gibi bir görev üstlendiği için "Güneydoğu'nun Barış Güvercini", "Bölgenin Kofi Annan'ı" gibi değişik isimler yakıştırılan Sait Şanlı'nın kendisi de bir kan davası mağduru. Belki de bu nedenle kan davalarına karşı bu denli hassas. Kan davasının henüz çocuk yaşındayken kendisinde yarattığı psikolojik sıkıntı, korku ve tedirginlik nedeniyle kimsenin kan davası ile, o korku ile yaşamasını istemiyordu. Kan davasının en çok çocukları etkileyeceğini bildiği için çocukları kan davalarının dışında tutmaya çabalıyordu. Sait Şanlı'nın ailesini kan davasının taa içine çeken olay 1958 yılında, kendisi henüz 14 yaşındayken Lice'de yaşandı. Kendi anlatımı ile bir ineğin kuyruğunun kesilmesiyle hayatı kararıyordu Şanlı'nın. Bu korkunç olayın acısını en derinden hisetmeye o yıllarda başladı 'Şanlı' ailesi. Belki de bir incir çekirdeğini doldurmayacak meselelerden çıkan kan davalarından biri de 'Şanlı' ailesinin başına musallat oldu.

Yaklaşık 51 yıl öncesinde bir gün besicilik yapan aileye ait bir inek, komşu evin bahçesine girdi. Kimsenin haberi olmadığı bir sırada komşunun ürününe zarar verince de olanlar olmuş. Hiddetlenen komşu, ineği çıkarıp, aileye durumu şikayet edeceği, zarar, ziyanının karşılanmasını isteyeceği yerde olmayacak bir iş yapmış ve ineğin kuyruğunu kesivermiş. Bölgede bu tür olaylar hayvan sahibi olan kişiler için olağanüstü aşağıyalacı bir durum olduğundan, 'Şanlı' ailesinin tepkisi de olağanın ötesinde fazla olmuş. Sait Şanlı'nun amcası ineklerinin kuyruklarının kesildiğini görünce, beyninde vurulmuşa dönmüş ve silahını çektiği gibi komşuyu kurşun yağmuruna tutarak oracıkta öldürmüş. Henüz 14 yaşında olan ve yaşananlar adeta beynine kazınan Sait Şanlı, o günleri yaşamı boyunca bir daha unutmadı. Amcasının işlediği cinayet nedeniyle başlayan kan davası yüzünden yaşadığı ilçeyi, evini terk ettiği gün hayatının geri kalan kısmını barışa, kan davalarını sonladırmaya adayacağına ant içti. GÖÇ Küçük bir mesele yüzünden yaşananlar ve amcanın işlediği bir cinayet nedeniyle başlayan kan davası 'Şanlı' ailesinin Lice'yi terk ederek Muş'un Malazgirt ilçesine göç etmesine neden oldu. Hatrı sayılır bir ekonomik güve sahip olan aile, göç ile birlikte neredeyse tüm mal varlığını da geride bırakmış ve işe sıfırdan başlamaya karar vermişti. Ancak, her şeye sıfırdan başlamak mümkün olmuyordu. Çünkü ailenin peşinde korkunç bir canavar, 'Kan Davası' ve bu davayı sürdürmekte ısrarlı olan kan davalıları vardı. Kan davası gittikleri yerde küçüğünden büyüğüne varıncaya kadar ailenin tüm fertlerini adeta yiyip bitiriyor, yaşama dört elle sarılmalarını engelliyordu. Sait Şanlı, yaşadıklarını yıllar sonra hemşehrisi olan gazeteci Bayram Yaşlı'ya anlatırken "Ben 16- 17 yaşlarındaydım. Evimde gece uyuyamıyordum. Babam abimle beni penceresi olmayan odalara divan çekip yatırıyordu. 'Pencereden biri size ateş etse ne yaparız' diyordu." Şeklinde anlatıyordu.

Ne kendisinin, ne de ailesinin kanlılarının korkusu yüzünden yolda bile rahat yürüyemediğini anlatan Şanlı, bu korkuyu ifade ederken ise "Ailede hiçbir zaman huzur olmaz. Kimse evinde bile güvenli değildir. Çocuklar okulda asla başarılı olamaz. Çünkü çocuk kendisini derse veremez. İlokulu bitirdikten sonra da, kendini derse vermesi çok zor. Can güvenliği yok. Öldürülme korkusu yaşayan bir çocuktan başarı nasıl bekleyeceksin? Mağdur taraf ise, aile bireylerince sürekli öç alma duygusu ile dolduruluyor. Üç-dört ayda bir gelip bizi korkutuyorlardı. Bizi köydekilere sordurup bir anda ortadan kayboluyorlardı. Bizi korku içinde bırakıyorlardı." diyordu.

BARIŞ İÇİN ARABA PARALADI

'Şanlı' ailesi göç ettikleri Malazgirt'te de besicilik ve bunun yanında kasaplık yapmayı sürdürdü. Aile iyi bildiği bu meslekte kısa sürede tutundu ve bölgedeki askeri merkezlere de et satarak ekonomik olarak durumunu düzeltmeye başladı. Bu arada, kendisini her geçen gün barıaş biraz daha adayan, kan davalı aileleri barıştırmak için gözü kara bir şekilde girişimlerde bulunan Sait Şanlı, kırmızı bir Ford Taunus marka otomobil satın alarak, barış gezilerini bu arabayla gerçekleştirmeye başladı. Yıllarca köy köy dolaşan Şanlı, bu yolda o dönemlerde çok az kişide bulunan otomobilini paraladı.

YAPACAK ÇOK İŞİ VARDI

Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle yaşama gözlerini yuman Sait Şanlı, barışa katkılarından ötürü 2006 yılında AFP tarafından Nobel Barış Ödülü'ne de aday gösterildi. Şanlı, ölümünden bir süre önce barış adına yapacağı daha çok iş olduğunu belirtirken ise, şöyle diyordu: ''Daha yapılacak çok iş var yeğen, benim mücadelem insanlar birbirlerine silah sıkmayıncaya kadar devam edecek. İnsanlar arasında ekilen nefret tohumlarını buğday tarlasında yetişen yabancı otlar gibi ayıklamaya karar vermişim, çiftçi tarlasını hiç yabancı otlara bırakır mı? Ya ben, canımdan çok sevdiğim bu toprakları nasıl bırakırım silaha, nasıl bırakırım kana?''

OKUMA YAZMASI YOKTU

Barışa olan katkısı nedeniyle adı önce bölgede, ardından ise ülke genelinde duyulan Sait Şanlı, ardından dünyaca tanınan biri oldu. Şanlı BM tarafından bölge barışına yaptığı katkılardan ötürü teşekkür plaketi ile ödüllendirildi. Ardından da AFP 2006 yılında Sait Şanlı'yı Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterdi. Bu olaylar Şanlı'nın dünya genelinde de popüleritesini artırdı. Sait Şanlı artık sadece Güneydoğu'da tanınan bir barış elçisi değil, dünyanın tanıdığı bir barış güverciniydi. BU gelişmelerin ardından dünyanın değişik yerlerinden Diyarbakır'a gelen gazete ve TV muhabirleri o'nunla röportajlar yaptı, hayat hikayesini işlediler.

Ancak bir çok kişi Şanlı'nın bunca iyi işler yaparken okuma yazma dahi bilmediğini bilmiyordu. Duyanlar ise, "Yok canım olamaz" diyordu. Buna rağmen sait Şanlı 45 yıllık yaşamı süresince büyük çoğunluğu Güneydoğu'da yaşanan 448 kan davasını barışla sonuçlandırdı. Kız kaçırma, alacak verecek meselelerinin yoğunlukta olduğu 651 olayda ise arabulucuk yaparak iş kan davasına varmadan tarafları barıştırdı.

TEK DEĞİLDİ

Sait Şanlı, barış adına bu denli büyük işler başarırken tek başına değildi. Arkasında aralarında öğretmen, imam ve muhtarların da bulunduğu 'Barış Komisyonu' adı verilen bir gurup vardı. Tüm barış girişimleri bu komisyonun çabalarıyla şekil buluyor ve Sait Şanlı'nın şahsında sonuca ulaşıyordu.

YÖNTEMİ

Şanlı, kendine özgü yöntemi kendisi ile gerçekleştirilen mülakatta şöyle anlatıyordu: "Ben biniyorum arabaya, ailenin kapısına gidiyorum. Gerekirse ağlıyorum, sızlıyorum. Annelerinin, babalarının elini öpüyorum. Ayaklarına bile kapanıyorum, yeter ki kan akmasın. Bunun dışında, benim 'Barış Komisyonu' adlı 5 kişilik bir grubum var. Aileyle ilk önce onlar temasa geçiyor. Bu grupta, bir köy imamı var. Ahiret için Kuran-ı Kerim'in emirlerini, hadislerini onlara söylüyor. Bunun dışında, muhtar var, devleti temsil ediyor. Bir de hukukçu var. Avukat, 'Siz intikam almaya kalkarsanız, bu kadar ceza alırsınız, aileniz mağdur olur' diyor. Öğretmen, çocukların eğitiminden söze giriyor. 'Kan davasıyla birini öldürürsen, senin çocuğun gidip başka bir şehirde okuyamaz' diyor. Ben ikna turlarına bacımı da beraberimde götürüyorum. Eşim de gidip bayanları ikna ediyor. Mesela, kız kaçırma olaylarında, eşim kızın ifadesini alıyor. Eğer kız rızasıyla gittiyse, çiftlere ev tutuyor, gencin iyi bir işe başlamasını sağlıyorum. Kocası vurulmuş ve dul kalmış çocuklu kadınlara 18 tane daire aldım."

BİLGE KÖYÜNE GİDECEKTİ, OLMADI

65 yıllık hayatı boyunca bir çok kan davası gören Sait Şanlı, son yaşanan Bilge köyü katliamı ile adeta sarsılmıştı. Rahatsızlığına denk gelen dönemde yaşanmıştı Bilge katliamı. O tarihte Şanlı'ya Bilge köyüne gidip gitmeyeceği sorulduğunda, "Tabii ki gideceğim. Onlar yaptı, siz yapmayın diyeceğim. Bu aile, gidip karşı taraftan 500 kişiyi de vursa, bunlar geri gelmez. Babaları, anneleri gitmiş. Ama çocuklarını kurtarmak için elimden geleni esirgemem. Ama bugün hemen değil, 3-5 ay sonra onları görmeye giderim. Acının birazcık dinmesini beklerim." yanıtını vermişti.

GÖNÜLLÜ BARIŞ ELÇİSİNİ BİNLER UĞURLADI

Güneydoğu'daki husumetli ve kan davalı aileleri bir araya getirip barıştırdığı için "Barış elçisi" diye tanınan ve önceki gün hayatını kaybeden Diyarbakır Kasaplar Odası Başkanı 65 yaşındaki Sait Şanlı, sevenlerinin gözyaşları arasında son yolculuğuna uğurlandı. Şanlı'nın cenaze törenine yaklaşık 3 bin kişi katıldı.


Sait Şanlı aslında Diyarbakır Kasaplar Odası Başkanı'ydı. Ama bambaşka misyonlar, sosyal projeler de üstlenmişti. Bölgesinin kanayan yarası kan davasına el attı, kan davalı ve husumetli aileleri barıştırmakla geçirdi ömrünün büyük bölümünü. Ünü yurtdışına kadar yayıldı. Hem de 2006 yılında Fransız Haber Ajansı (AFP) tarafından "Nobel Barış Ödülü"ne aday gösterilecek kadar. Son dönemde sağlık sorunları yaşayan ve tedavi gördüğü Ankara'da hayatını kaybeden Şanlı, gözyaşları arasında uğurlandı son yolculuğuna. Cenazesi önceki akşam Diyarbakır'a ulaşan Şait Şanlı için dün Ulu Camii'de öğle namazının ardından cenaze töreni düzenlendi.

CENAZESİNDE "HERKES" BULUŞTU


Cenaze törenine Diyarbakır DTP milletvekilleri Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, AKP İl Başkanı Baki Aksoy, Diyarbakır Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam ve çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı. Şanlı ile birlikte kan davalı aileleri bir araya getirip barıştıran eski DEP milletvekili ve Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak da son yolculuğunda yalnız bırakmadı onu. Törene Başbakanlık Müsteşarı ve eski Diyarbakır valisi Efkan Ala da çelenk gönderdi. Birçoğu barıştırdığı ailelerden yaklaşık 3 bin kişilik topluluk hep birlikte uğurladı, barış adamını.

KÜRTÇE AĞITLAR YÜKSELDİ

Cenaze namazının kılınmasından sonra Şait Şanlı'nın cenazesi omuzlara alınarak Mardinkapı Mezarlığına doğru yola çıkarıldı. Yol boyunca esnaflar da kepenklerini kapatıp Şanlı'nın cenazesine katıldı. Mezarlığa kadar gerçekleşen yürüyüşte kalabalık arttıkça arttı. Şanlı'nın gelinleri ve kızları mezarı başında fotoğraflarını elinden düşürmedi, Kürtçe ağıtlar yaktı. Okunan duaların ardından Şanlı'nın cenazesi sevenlerinin gözyaşları arasında toprağa verildi. Şanlı'nın yakınları, kendilerini yalnız bırakmayan ve telefonla başsağlığı dileklerini ileten Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve DTP Genel Başkanı Ahmet Türk'e teşekkür etti.

448 AİLEYİ BARIŞTIRDI

Akciğer yetmezliği nedeniyle 2 aydan beri tedavi gören ve 2 ameliyat geçiren Sait Şanlı'nın son olarak 2 damarı değiştirilmişti. Bölgedeki husumetli ve kan davalı aileler ve aşiretler arasında arabuluculuk yaptığı için "Barış elçisi" diye Diyarbakır'ın kanaat önderi olarak anılan Şanlı'nın kalbine stent takıldığı ve damar nakli sonrasında iç kanama geçirdiği bildirildi. Son 10 yılda Güneydoğu'da 448 kan davalı aileyi bir araya getirip barıştıran Şanlı, ayrıca 97 kız kaçırma ve adam yaralamayla başlayan 106 husumeti de tarafları bir araya getirip sona erdirdi.

TÖRE CİNAYETLERİ İÇİN MECLİS'E RAPOR SUNDU

Sait Şanlı, TBMM Töre ve Namus Cinayetleri Komisyonu'na yönelik de bir rapor sunmuş ve önlem alınmasını istemişti. Kan davalarının yanı sıra töre ve namus cinayetlerine karşı çabalarıyla da tanınan Şanlı, töre ve namus cinayetlerinin, bölgede okuma-yazma oranının düşük olmasından kaynaklandığı, bu cinayetlerin önlenmesi için aşiret liderlerinden destek alınması gerektiğini ifade etmişti. Şanlı, aşiret reislerinin bölgedeki kan davalarını ve töre cinayetlerini önlemede önemli bir role sahip olduklarını belirtmişti. Ayrıca 'Aşiretler arası kan davaları için Barış Komitesi' kurulması yönünde TBMM İnsan Hakları Araştırma Komisyonu'na da rapor sunmuştu.

BİZE ULAŞIN