'Güneşli günler göreceğiz' tüm kalbimizle inanıyoruz

"Demokratik açılım" kapsamında yazarlarla görüşen Erdoğan, ünlü roman ve şiirlerden alıntı yaptı. Ahmed Arif'in "Hasretinden Prangalar Eskittim" şiiriyle "Prangalardan kurtuluyoruz" diyen Başbakan, Nâzım'ın "Güneşli Günler göreceğiz" dizeleriyle de iyimserlik mesajı vardı

Başbakan Tayyip Erdoğan, Nâzım Hikmet'ten Mehmet Akif'e onlarca yazara atıfta bulunarak, "Daha güzel günler göreceğimize, güneşli günler göreceğimize tüm kalbimizle inanıyoruz" dedi. "Demokratik açılım" kapsamında yazarlarla bir araya gelen Başbakan Erdoğan'ın Dolmabahçe'deki çalışma ofisindeki kahvaltılı toplantıya aralarında Alev Alatlı, Kürşat Başar, Leyla İpekçi, Yılmaz Karakoyunlu, Ayşe Kulin, İskender Pala'nın da bulunduğu çok sayıda yazar katıldı. Erdoğan, 7.5 yıldır Türkiye'nin daha fazla demokratikleşmesi için, hukuk ve adaletin ileri standartlara kavuşması için önemli adımlar attıklarını, yoğun bir gayretin içinde olduklarını söyledi. ''Çetelerle, mafyayla, karanlık güç odaklarıyla yaptığımız mücadele, yaşadığımız demokrasi dalgasının bir parçasıdır'' diyen Erdoğan, sorunu üreten anlayışlara, sorunları karşılayan, provoke eden karanlık odaklara, çözüm çabalarını sabote etmeye çalışan girişimlere karşı kararlı bir mücadele yürüttüklerini anlattı.


'SUYU ARAYAN ADAM GİBİYİZ'
Meseleleri bu hale getiren yanlış anlayışlardan, bildik ezberlerden, milli iradeye ve çözüm arayışlarına vurulmak istenen prangalardan bir bir kurtulduklarını belirten Erdoğan, ''Türkiye'nin yakıcı meseleleri karşısında hissiyatımızı ne kadar ortaklaştırabilirsek, fikirlerimizi ne kadar irtibatlı hale getirebilirsek, ne kadar ortak paydada buluşabilirsek, sadece tespitte değil, çözüm önerileriyle bunu net hale getirebilirsek inanıyorum ki Türkiye için çok daha isabetli ve kucaklayıcı çözümler üretebiliriz'' dedi. "Biz herkesi bir çizgiye çekmeye, bizim gibi düşünmesini sağlamaya asla çalışmıyoruz" diyen Erdoğan, hedefini Cemil Meriç'in "Muhteşem bir maziyi muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim. Kelimeden, sevgiden bir köprü" sözleriyle anlattı. Cemal Süreya'nın Kısa Türkiye Tarihi eserine atıfta bulunan Erdoğan, "Diyor ki o yıllarda ülkemizde çeşitli hükümetlerle 72 dilden ikisi yasaklanmıştı, ikincisi Türkçe. Sadece dillerin değil, fikirlerin yasaklandığı, inancın engellendiği dönemlerden geçtik. Ne mütefekkirlerimiz ne de halkımız ümitsizlik içinde oldu" dedi. Şevket Süreyya Aydemir'in 'Suyu Arayan Adam' eserinin bir yangınla başlayıp, kuşların ötüştüğü bir su başında sona erdiğini hatırlatan Erdoğan, "Bizler de suyu aramaya devam ediyor, ona ulaşacağımıza, orada kendimizle yüzleşebileceğimize inanıyorum" diye konuştu. Namık Kemal'in Vatan Şarkısı eserine atıfta bulunan Erdoğan, şöyle devam etti:

'SEVDALARI AYNIYDI'
"Âmâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır. Serhadimize kal'a bizim hâk-i bendedir diyen şair, sürgün edildi. 'Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker, gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer' diyen Mehmet Akif, Mısır'da memleket hasreti çekti. 'Zindan iki hece mehmetim lafta! Baba katiliyle baban bir safta! Halimi düşünüp yanma mehmedim' dedi Necip Fazıl Kısakürek. Nâzım Hikmet, Çankırı Hapishanesi'nden mektuplar yazdı. 'Yalnız bize mahsus bir imtiyazdır: Kış günleri hapishanede, sade hapishanede değil, bu kocaman, bu ısınası, bu ısınacak dünyada üşüyüp, kederli olmamak' dedi. Sabahattin Ali, 'Dışarda mevsim baharmış, gezip dolaşanlar varmış, günler su gibi akarmış, geçmiyor günler geçmiyor' diyerek, 'Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma' diyerek bu toprakların aşkına, sevdasına bir ömrü feda etti."

'TORNA MAKİNESİ YOK'
Ahmed Arif'in "Hasretinden prangalar eskittim" dizesine atıf yapan Erdoğan, "Bu ülkenin Kemal Tahir'i, Orhan Kemal'i, Mehmet Uzun'u, Said Nursi'si, Musa Anter'i, Ahmed Arif'i, Rıfat Ilgaz'ı, Nihal Atsız'ı sadece ve sadece yazdıkları için, düşündükleri için hürriyet hasretinden prangalar eskiterek göçüp gittiler. Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Abdi İpekçi, Metin Altıok, Muhlis Akarsu, Hrant Dink, sadece fikirlerinden dolayı kurşunların hedefi oldular. Her birinin memleket meselelerine bakışı farklıydı, ama en önemlisi sevdaları aynıydı. Hepsi karanlık senaryoların, emellerin kurbanı oldu. Komplolar, insanımızı birbirine düşürmek için yapıldı, karanlık senaryolar, milli iradeyi vesayet altına sokmak için devreye konuldu" dedi.

PAMUK'A REVA GÖRÜLENLER

Bu ülkede tek tipçiliğin, hoşgörüsüzlüğün zorlama olduğunu, bu topraklarda ancak sevgi çiçeklerinin yeşerebildiğini belirten Erdoğan özetle şunları söyledi: "Ama diyorsa ki bir kalemin sahibi, 'Ben AK Parti'ye kökten karşıyım, onun için bu davete katılmıyorum', bu bizi incitir. Zaten sıkıntı burada. Burada bu kahvaltıda bulunmak kimseye bir şey kaybettirmez. Konuşabildiğimiz kadar konuşuruz, buradan dönüşte kimsenin geleceğe yönelik tavrı değişsin diye bir şey yok. Burada torna makinesi yok." Eşber Yağmurdereli, Şanar Yurdatapan, Fikret Başkaya, Şamil Tayyar'ı, Hakan Albayrak'ı unutmuyorum. Bu ülkenin Nobel ödüllü yegane yazarı Orhan Pamuk'a reva görülenleri elbette hatırımdan çıkarmıyorum. Düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda devasa adımlar attık. Birçok yasalar değişti, eksiklerimiz var. Ama bunlarının giderilemiyişi önündeki engelleri anlatmaya ne zaman yeter. Hani 'Ağlarım ağlatamam hissederim söylemem. Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım' ifadesi var ya. Alacak çok yolumuz olduğunu biliyorum. Düşünce ne zaman tehlikeli görüldüyse, Türkiye o kadar geri gitmiş, demokrasi ve milli egemenlik o kadar sıkıntı yaşamıştır. Hakkari'de hiç onaylamadığımız muameleye maruz kalan çocuk, İstanbul'da molotof kokteyli sonucu hayatını kaybeden kız yavrumuz, Samsun'da, Van'da saldırıya uğrayan siyasetçi bizim gündemimizin uzağında değil. Atilla İlhan'ın dediği gibi, yaraya tuz basarak, Aşık Veysel'in ifade ettiği gibi uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece diyerek menzile ulaşmanın mücadelesi içinde olduk. 'Dert adamı yollara düşürür' diyen Mevlana'ya, 'Derdim vardır, onun için inilerim' diyen Yunus'a kulak vererek bu uzun yolculuğa çıktık. Kitapların yakıldığı, yasaklandığı, suç delili sayıldığı, şiir okumanın mahkûmiyet getirdiği günlerden bugünlere ulaştık. Ama dün konuşulmayanların serbestçe konuşulduğu Türkiye'nin her meselesinin demokratik bir olgunluk içinde tartışılabildiği bir sürecin içindeyiz. Tanpınar'ın da söylediği gibi, 'Devam ederken değişen, değişirken devam eden' bir evreden geçiyoruz.

BAŞTAN BAŞLAMA ZAMANI

Biz artık Sayın Alev Alatlı gibi, "Ağlanmayı kesip, baştan başlamanın zamanıdır" diyoruz. Sayın Elif Şafak, "Karalar bağlamaya alışkın birine gökkuşağını kolay kolay sevdiremezsiniz. Sürekli siyahlara ve grilere bakan birinin renkler gözlerini kamaştırır" diyor. Biz, bu ülkenin siyah beyaz olmadığını, gökkuşağı kadar renkli ve coşkulu olduğunu anlatmak istiyoruz. 'Hüzün ki en çok yakışandır bize' diyen Sayın Hilmi Yavuz'a, bu topluma artık neşenin de, sevincin de, huzurun da fazlasıyla yakışacağını ispat etmek istiyoruz. "Yaşananlar her ne idiyse, bu geçen yıllar boyunca Kürt, Türk her kim incindiyse, ancak birbirimizi anlamakla iyileştirebiliriz yaralarımızı" diyen Sayın Bejan Matur'a, "Anne, senin yüreğin taş olsa dayanır mı" diyen Sayın Haydar Ergülen'e kulak veriyoruz. Sayın Ayşe Kulin gibi "Biz aynı toprağın çocuklarıyız" diye haykırıyoruz. Sevgili Murat Menteş gibi, "Korkma, ben varım" diyoruz. Sevgili İskender Pala gibi "Sevgi, gelecek günler adına affetmektir" diyoruz. Değerli üstad Yılmaz Karakoyunlu'nun "Salkım Hanım'ın Taneleri" kitabıyla anlattığı acıların tekrar yaşanmaması için emek sarfediyoruz. Bugünkünden çok daha müreffeh bir ülkeye inanıyoruz. Sanatçılarımız olmazsa, bu süreç eksik kalır. Anlatmaya çalıştığım hikâye, göreceksiniz ki, isimlerin yerini değiştirdiğinizde sizin hikâyenizdir, bizim hikâyemizdir. Merhum Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken adlı eserini şu sözlerle bitirmişti: 'Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?'

İNSANLAR ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMALI Kİ...
Alev Alatlı: Medeni bir çağrı. İşleri olduğu için bazı yazarların katılmamasını hoş bulmuyorum. Bırakın bu hükümeti, hangisi olursa olsun Deniz Baykal dahil gelir dinlerdim. İnsanlar ellerini taşın altına koymalı ki bu taş da değil, naif bir çay bardağı.
Mario Levi: Süreçten umutluyum. Sonuçtan fazla umudum yok.

AÇILIM SÜRÜYOR, BU KARARLILIK GÖSTERGESİ
Mehmet Metiner: Demokratik açılıma devam edildiğini düşünüyorum. Bir kararlılık göstergesi. Bundan sonra yapılacak şey bunun ete kemiğe büründürülmesi.
Gani Müjde: Hiçbir insanın burnunun kanamaması, her insanın kendini birinci sınıf vatandaş olarak göreceği bir ülkenin hayali içindeyiz. Umarım bunların bir nebze faydası olur. Bu ülkenin yazarlarıyla Başbakan'ın konuşması önemli bir gelişme. Genel olarak ülkemden umutluyum. Bu ülkenin süreci tamamlayacağını düşünüyorum. Tamamlayamazsa çok kötü olur.

BİZE ULAŞIN