Beni internetten haber okumaya kimse zorlayamaz

SABAH'la birlikte doğan muhabirimiz 25 yaşındaki Merve Yurtyapan, gazetemizde 22 yıldır yazan Hıncal Uluç'la röportaj yapma hayalini, 25. yıl özel ekimiz için gerçekleştirdi

SABAH Gazetesi 22 Nisan 1985'te yayın hayatına başladığında ben henüz doğmamıştım bile... Gazetenin emin adımlarla yayın hayatında yol almaya başlamasının beşinci ayındah sonra ben teşrif etmişim. "Büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında hiçbir zaman beklenen malum cevapları vermezdim. Onlara gazeteci olacağımı söylediğimde yüzüme bakarken yaşadıkları kısa süreli şaşkınlıkları hâlâ hatırlıyorum. Bu şaşkınlığı yıllar sonra SABAH'ta staja başladığımı söylediğimde ailemin yüzünde de görmüştüm. Çünkü "Bir gün SABAH Gazetesi'nde çalışacağım" dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Büyük laflar etmeyi sevmem ama büyük hayaller kurmayı seviyorum. İkinci büyük hedefim Hıncal Uluç ile bir araya gelmekti. İletişim Fakültesi'nde okurken bu mesleği bir de onun gibi bir duayenden dinlemeyi hayal ediyordum. Düşünün ki uzun yıllardır yazılarını hayranlıkla okuduğum bu usta kalemle röportaj yapma hayalime daha mesleğe başladığım ilk yılda ulaşmayı başardım. Hıncal Uluç ile gazetenin 25 yıllık sürecini, o dönemdeki habercilik heyecanını ve anılarını konuştuk.

1985'in nisan ayında SABAH ilk sayısıyla okuyucularla buluşmuş. Sizin yazılarınız da ilk 1988'de Spor ekinde çıkıyor. Gazeteye gelmeseniz de yazılarınızla o dönemlerde destek olmuşsunuz. O süreç nasıl geçti?
SABAH'ın çıkma hazırlığı yapılırken Rahmi Turan (Genel Yayın Yönetmeni) benden gelmemi istedi. Ben de Gelişim Yayınları'nı bırakmayacağımı söylemiştim. 'Ama isterseniz size yazı veririm,' dedim. Sonra ara ara benden yazılar istediler, röportajlar yaptılar. Zaten hepsi arkadaşlarımızdı. 1990'ın sonunda da SABAH'ta başladım.

25 yıl önce habercilikte nasıl bir heyecan vardı?
O dönemde habercilikte atlatma durumu vardı. İki arkadaşı düşünün polis adliye muhabiri... Akşam beraber yemek yiyorlar, ama biri ertesi gün müthiş bir haberle arkadaşını atlatmış. Bir bakıyorlar o gazetede olan haber burada yok. Gazete o zaman konuşulurdu. Bir başlıktan, fotoğraftan, haberden bahsedilirdi.

SABAH'ın ilk sayısının manşetinde 'Varlık içinde yokluk' başlığıyla ihracatın arttığı, dövizin bol olduğu, ancak arpanın satın alma gücünün azaldığının anlatıldığı bir haber yer alıyor. Bu haberden yola çıkarsak, günümüze kadar nasıl bir değişim yaşandı?
Türkiye'de çok fazla şey değişti. Çok büyük devrimler yaşandı. Sosyal yaşantımız baştan aşağı değişti. Kriz dönemlerini de, bolluk dönemlerini de yaşadık. 25 yıl çok hızlı geçti. Büyük şehirlerin gece yaşantısına bakıldığı zaman anlaşılıyor zaten. Kolay ve ucuz para kazanmak, kriz dönemlerinde mümkün değil. Gazeteciliğe başladığım yıllarda ilk yurtdışına gittiğimde üç gün için 30 dolar vermişlerdi. Günlük 10 dolar; otel, yeme ve içme dahil. Sonra senede bir kere yurtdışına çıkmak kaydıyla 200 dolar alma hakkı verdiler. 200 dolar çıktığı zaman biz kendimizi zengin gördük. Şimdi 200 dolar, bir gecelik otel parası.

TAKSİ PARAMIZ YOKTU
Gazetenin ilk çıktığı yıllarda Türkiye'de internet kullanılmıyordu. Ancak 2000'li yıllarda internet kullanıcılığı arttı. Artık ertesi gün gazeteye girecek pek çok haberi internet sitelerinden görebiliyoruz...
O zamanlarda bir maç 17.00'de biterdi. Yürüye yürüye Galatasaray Postanesi'ne giderdik. Taksiye binilecek para da yok... Ankara'ya haberi yazdırırdık. Şimdi maçta önlerinde bilgisayar duruyor, bir yandan yazıyorlar. Maçın birinci yarısı bitiyor, ilk yarıya ait yazıyı yazıp ikinci yarı bittiğinde de beş dakika sonra yazılarını gazeteye yolluyorlar. Beş dakika sonra yazı gazetede baskıya girmeye hazır hale geliyor. Biz telefonla yazdırırdık. Oradan bir arkadaş daktiloyla yazardı. Onun yazdığı kurşuna dizildikten sonra sayfaya konulurdu. Hazırlanan sayfanın üstüne bir karton koyulur ve presle o kartondan baskı alınırdı. O kalıba yeniden kurşun dökülür, sayfanın tamamının kalıbı çıkar, o prototipe takılarak üstünden kâğıt geçirilir ve gazete çıkartılırdı. Şimdi benim stadyumdan yazdığım yazı, üç dakika sonra gazeteyi basacak kalıbın içinde oluyor. Kazandığımız hıza bak. O zamanlar İstanbul'daki maçın fotoğrafını foto muhabiri ilk beş dakikada çeker, koştura koştura kendi gazetesi için karta basar, kurumasını beklemeden zarfa koyar, atlar bir arabaya havaalanına gelir, Ankara'ya giden bir yolcu bulur ve zarfı onun eline verirdi. 'Sizi Ankara'da falanca karşılayacak, bu zarfı ona vereceksiniz,' derdi. Şimdi fotoğrafı, baskıya beş dakika içinde hazır hale getiriyorlar. Hem de 300 poz arasından seç seçebildiğini... Teknoloji o kadar ilerledi.

Teknolojideki bu hızlı gelişim, yazılarınızı nasıl etkiledi?
Benim teknolojiyle fazla ilgim yok. Bilgisayarı, daktilo yerine yazımı yazmak için kullanıyorum. Bir de ansiklopedilerim var. Önceden herhangi bir bilgi almak istediğimde kalkıp kitaplığa gelip bakıyordum. Ama yıllardır burada süs diye duruyorlar. Şimdi internette yazıp istediğinden çok daha fazla bilgi alıyorsun. Bana olan katkısı bu. İhtiyacım olan bilgiye çok hızlı ulaşmamı sağlıyor.

SALDIRANLAR DEĞİŞMİYOR
Bu 25 yılda gazeteden ayrılan ve yeni katılan birçok isim oldu. Zaman zaman gazete revizyona uğradı. Peki bu süreçte gazete aynı çizgisini koruyabildi mi?
SABAH hep aynı SABAH... Saldırma şekilleri değişse de bize saldıranlar değişmiyor. Aynı cepheden aynı saldırılar geliyor. Çünkü o cephe SABAH'ı hep rakip olarak görüyor ve yok etmeye çalışıyor. Ama SABAH yine aynı SABAH...

Magazin çok fazla eleştirilmesine rağmen herkes takip ediyor. İnternet sitelerinde de en fazla dikkat çeken haberler magazin ve spor haberleri. Bunun sebebi ne sizce?
Magazinde dedikodu da olsa haber var. Sporda da ne olursa olsun bir haber var. Gazete 'Ne var, ne yok?' sorusunun yanıtı olarak yayımlanmaya başlamıştır dünya tarihinde. Ne var ne yok, sporda ve magazinde var. Ben zaten gazetelerin birinci sayfasını bugünden biliyorum. Bir gün evvel tele - vizyonda görebildiğiniz şey, ertesi gün gazetede çıkıyorsa gördüğüm bildiğim şeyi neden okuyayım? Bunun arkasını yazabiliyorsan, gazetecilik orada başlıyor.

Birçok kişi İletişim Fakültesi'nden mezun olmanın gazetecilikte çok önemli olmadığını savunuyor. Bu işte tecrübenin çok önemli olduğu yadsınamaz bir gerçek, ama işin eğitimini almanın ne kadar önemi var?
Siyasal Bilimler Fakültesi öğrencisiydim. Bu fakülteler, en iyi gazeteci kaynağıydı. Çünkü Türkiye'de gazetecilik okulu yoktu. Şimdi tonla İletişim Fakültesi var. Bir yılda binlerce kişi mezun oluyor. Yabancı dil bilen, bilgisayara çok hâkim gençler var. Bunların yüzde 90'ı medyayla alakası olmayıp, sınav sistemi sonucunda orada olabilirler. Ama yüzde 10 bile çok büyük bir rakam ve hepsi işsiz. 'İletişim Fakültesi diplomasıyla ne yapacağız?' diyenler kapı kapı dolaşıyor. Televizyonların, gazetelerin kadrosu yok. Bu kadar iletişimci niye okuyor? Bugün ben tamamen İletişim Fakültesi öğrencilerinden yaş ortalaması 23 olan bir ekiple Türkiye'nin en iyi gazetesini çıkarabilirim. Öyle arkadaşlarımız var.

Zaman zaman yazılarınızda SABAH'tan neden ayrılmadığınızı da hatırlatıyorsunuz. SABAH'ı sizin için vazgeçilmez kılan ne?
Ben hiçbir yerden vazgeçmiyorum. Benim karakterimde böyle bir şey yok. Ancak SABAH beni kovar ya da kapanırsa, o zaman vazgeçerim. Benim işim okurlarımla... Bugüne kadar da hiçbir patron okurlarımla arama girmedi. Bana 'Bunu yazma,' demediler. Ben okuyucumla baş başayım. Sansür olsa kendimi kovulmuş addederim.

BİZE ULAŞIN