Manipülasyon dönemi bitiyor

Pazar 26.09.2010
ABONE OL

Bu yazı dizisini hazırlarken Oktay Ekşi, Ekrem Dumanlı, Ahmet Altan, İsmet Berkan, Nuray Mert, Ruşen Çakır, Umur Talu, Okay Gönensin, Haşmet Babaoğlu, Yasemin Çongar'ı da arayarak görüş istedik. Ancak çeşitli nedenlerle görüş bildirmek istemediklerini söylediler.


Nazlı Ilıcak (Sabah Gazetesi Yazarı): Eskiden fikir gazetelerinin yanı sıra bizim bulvar gazeteleri dediğimiz gazeteler vardı. Bunlar bir siyasi partiyi, bir fikri savunmazlardı. Biraz ondan, biraz bundan ve çokça magazin kullanılarak hazırlanırdı. Merkez medya diye adlandırılan gazeteler bunlardı. İçlerinde her türlü fikir olan ama fikir gücü, ağırlığı olmayan gazetelerdi. Zaman içinde tiraj artırdıkça bu tirajın getirdiği ağırlığı ve gücü taşımaya ve zaman içinde taraf tutmaya başladılar. Bugünkü duruma baktığımızda yine kutuplaşan bir Türkiye'de Hürriyet gazetesinin 28 Şubat'tan itibaren laiklik ve Kemalizm'den ödün vermeyen bir ideolojik tabana oturduğunu görüyoruz. Böyle bir okur kitlesi inşa etmiş oldu. Farklı bir kitle vardı, siyasete bu kadar ilgi duymayan bir kitle vardı. Şu anda Hürriyet'in bulunduğu nokta, farklı düşüncedeki bir yazarı kabul edemeyecek bir noktaya geldi. Ama 28 Şubat sürecinde ben bunun başladığını düşünüyorum ve bu referandum bunun son halkasını teşkil eder. Sabah gazetesi daha liberal bir çizgide yer alıyor. Ama karşı taraftan bakıldığında onlar da bizi bir taraf gibi görüyorlar. Bunu da kabul etmemiz lazım. Ama Sabah'ın bir ideolojik yapılanma içinde bulunmadığını düşünüyorum.
Prof. Dr. Hayati Tüfekçioğlu (İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi): Merkez medya, her zaman halkın dışında ve halktan kopuktu. Resmi devlet kurumu olmamasına rağmen devletin en temel kurumlarından birisiydi. Yeri geldiği zaman devletin savcısı, yeri geldiği zaman devletin polisi rolünü üstleniyordu. Resmi ideolojinin geniş kesimlere aktarım araçlarından biriydi. Türkiye'deki ulus-devlet örgütlenmesinin en temel kurumlarından birisi medyaydı. Mevcut sistemi koruyandeğişmesini engelleyen en muhafazakâr, statükocu kurumlardan birisiydi. Ancak referandum göstermiştir ki en klasik devlet örgütlenmesinin temel kurumları artık aşılıyor ve bununla birlikte merkez medya dediğimiz medya da bundan etkileniyor. Daha şeffaf, daha özgür bir toplumsal yaşam biçimine kavuşacağına inanıyorum. Merkez medyanın toplumu şekillendiren, manipüle eden bir rolü vardı. Artık bunu yapamayacak. Teknolojinin geldiği nokta da insanların tek yönlü enformasyona maruz kalmasını engelliyor.
İsmail Küçükkaya ( Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni): Son dönemde pek çok kavram gibi merkez medya kavramının da içeriği ve anlamı değişti. Yeni bir toplumsal merkez ortaya çıktığı gibi bunun karşılığında yeni bir merkez medya oluşumu sürmekte. Yaşadığımız sancılar, ağırlıklı olarak bu dönüşüme uyum sağlamakla ilgili. 1980 sonrası yeni bir orta sınıf oluşmuştu; apolitik, tüketim kültürüne odaklı ve life style ağırlıklı bir sınıf. Medya o kültüre uygun bir yayın politikasına yöneldi. Merkez medya eskiden toplumun belirli katmanlarını yok sayıyordu ama siyasal iktidardaki değişim bu stratejinin sonunu getirdi. Bundan böyle hiçbir medya organı toplumun kimi kesimlerini görmezden gelemez.
Ali Saydam (Akşam Gazetesi Yazarı): Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarından bu yana bir devinim, dönüşüm içinde. 1950 Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi, 1983 Turgut Özal döneminin başlaması (arkasında 24 Ocak kararları var), 2002 AK Parti'nin iktidara gelişi. Kapitalizmin ve liberalizmin damgasını hayatın yavaş yavaş bütün alanlarına giderek daha güçlü vurması, bireysel hak ve özgürlüklerde ve tüm diğer insanlık kültür mirası meselelerinde AB standartlarının toplumda yeşermesi ve en azından tartışılır olması... Şimdi bu transformasyon rüzgârından medyanın nasibini almaması, hâlâ Simavi kardeşler, Ercüment Karacan ve Dinç Bilgin anlayışının sürmesi mümkün müdür? Kitle iletişim araçlarında, toplum dinamiklerini yakalayan ve anlayan onlara ayak uyduran yayınlar yaşamlarını sürdürürler; diğerleri 'sermaye mezarlıklarındaki' yerlerini alırlar. Aynı şey yazarlar için de geçerlidir. O nedenle bakılması gereken yerin adı 'merkez' vs değil, 'ilerlemeci', AB standartlarında yaşam kalitesinden yana, toplumun gelecek tasarımı içinde sosyal, ekonomik ve kültürel kodlarını doğru "tasvir eden, açıklayan, anlayan, anlamlandıran ve yönlendirebilen" bir pozisyon alıp almama meselesidir. Çünkü toplum bu pozisyonu çoktan almıştır bile...