'Low profile olamayız'

Türkiye'nin dış politikada her zaman high profile (yüksek profilli) olacağını belirten Davutoğlu, "Saddam döneminde Irak muhalefeti Washington ve Londra'da toplanıyordu. Şimdi Suriye muhalefeti için Türkiye merkez" dedi

'Low profile olamayız'
Cumartesi 25.08.2012
Son Güncelleme: Cumartesi 25.08.2012
ABONE OL
Kırgızistan ziyareti göz açıp kapayıncaya kadar bitti. 5 saat uçtuk; arada Gaziantep'e de uğradık. 5 saat gerisin geriye döndük. Kırgızistan'da tek gördüğüm yer, otelimiz Hyatt Regency oldu. Buna mukabil, uçaktaki devlet büyükleriyle uzun uzun sohbet etme fırsatını yakaladık. Bugün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'yla konuştuklarımızı yazacağım. Pazartesi günü de, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in anlattıklarını...

İlk soruyu Milliyet'ten Derya Sazak sordu: "Sayın Davutoğlu, akademik kimliğinizden sıyrılıp, emperyal bir bakan mı oldunuz?"
Davutoğlu'na yöneltilen en önemli eleştirilerden biri bu. Tabii ki bu iddiayı kabul etmesini beklemiyorduk; nitekim öyle oldu. Dışişleri Bakanı, eleştirileri 3 kategori olarak sınıflandırdığını söyledi: "1) Kaygılı iyi niyetliler; 2) Ne yaparsak yapalım bizi eleştiren peşin hükümlüler. Meselâ önce İran ve Suriye politikalarımız dolayısıyla "Eksen kayıyor" diyorlardı; bizi ABD karşıtı olarak ilan ediyorlardı. Şimdi "ABD'nin maşası" diye değerlendiriyorlar; 3) Formasyon eksikliği dolayısıyla konjonktürel düşünenler. Meselâ, "Myanmar'a neden gitti?" sorusunu soranlar var. Oysa, Myanmar'ın önemli bir stratejik aktör olacağını düşündüğümüz için, 2012 yılının Mart ayında orada büyükelçilik açtık. 1. Dünya savaşından kalan şehitlerimiz var Myanmar'da. İngilizler savaş esiri alıp, oraya götürmüş. İlk günden itibaren Büyükelçimizi görevlendirdim; hem bu şehitlerin mezarlarını bulacak, hem de Milli Mücadele sırasında bize yardım eden Arakan'lı Müslümanlarla ilgilenecek. Dolayısıyla, ben zaten Myanmar'a gidecektim. Oraya gitmişken Arakan'ı ziyaret etme iznini de aldık."
'YANLIŞ YAPMADIK'
Davutoğlu, öngörülerinin tuttuğu konusunda ısrarlı. Suriye'de de yanlış yapılmadığını söylüyor:
"Yasemin Devrimi gerçekleştiğinde, bu kalkışmanın Tunus'la sınırlı kalmayacağını tesbit ettik. Yalnız şöyle bir tasnif yaptık: Tunus, Mısır, Yemen gibi Batı yanlısı ülkelerde yönetimlerin meşruiyeti zayıf. Dolayısıyla, ilk önce, oradaki diktatörler gider. İsrail ile ilişkileri bozuk olan Libya, Suriye gibi ülkelerde ise, halkın gözünde yönetimlerin daha büyük meşruiyeti var. Onlarda devrimin sonuçlanması zaman alır, dedik. Bu yüzden Tunus'a, Mısır'a hemen tepki verdik; Libya'da 3 ay bekledik. Hatta Kemal Kılıçdaroğlu, o tarihte Kaddafi'yle ilişkinizi neden sürdürüyorsunuz diye sormuştu. En girift sorunun Suriye'de olduğunun farkındaydık. Nitekim bu yüzden, tam 8 ay gerekli demokratik adımları atması için Esad'ı ikna etmeye çalıştık. Ben, Sayın Başbakan, Sayın Cumhurbaşkanı... 25-26 Ocak 2011'de Esad'la bir araya geldiğimizde, henüz Suriye'de hiçbir olay çıkmamıştı. Yaz aylarında hemen seçim yapmasını söyledik. Nisan ayına kadar reform için bastırdık. Hatta 6 Nisan'da Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın mesajını bizzat götürdüm. 'Suriye ordusunun mezhebe dayalı ağırlığı var, sakın orduyu alana sürme, hadiseler ağırlaşır' dedik. 8 ay müddetle Esad'ı ikna etmeye çalışmamız, bizim mezhep inancına dayalı bir önyargı taşımadığımızın işareti sayılmaz mı?"

- Peki neye güveniyor Esad?
Davutoğlu:
Güvenmekten ziyade korku. 'Ben önce, olayları bastıracağım, sonra demokrasiye geçeceğim' diyordu. Oysa biz ona, 'Muhalefete alan açın; reformlar yapın, böylece tansiyonu düşürün, o zaman işiniz kolaylaşır' telkininde bulunduk. Hata, onları muhalefetle bir araya getirmek için, hem Esad yanlılarının, hem de muhalefet gruplarının Antalya'da toplantı yapmasına imkân yarattık. Bir baktık, geçen Ramazan ayında Hama'da büyük bir katliam gerçekleşti. 'Orduya söyle hiç değilse bir Cuma kansız geçsin' demişti Sayın Başbakan. Ama, ne fayda! Aslında 9 Ağustos 2011'de 14 maddelik detaylı bir yol haritasında anlaşmıştık; uygulanmadı. Sonra Arap Ligi'yle birlikte çalıştık. O da olumsuz gelişmeleri engelleyemeyince, Birleşmiş Milletler nezdinde arayışa girdik. Katliam daha da arttı.
SURİYE VE PKK
Sorun, aslında PKK; terördeki tırmanış. Türkiye'de bir çok kişi, olumsuz gelişmeleri Suriye politikamıza bağlıyor. Davutoğlu, "Ne yapabilirdik?" diye sorduktan sonra şöyle sürdürüyor sözlerini: "1) Katliama rağmen Esad'ın yanında duracaktık. 2) Hiç karışmayacak ve sınırı kapatacaktık. Mülteciler 70 bin de olsa, sınırda bekleyecekti. Hatta Suriye askeri ateş açarsa, çocuklar, kadınlar ölecekti. 3) Biz bu yolu seçtik; önce telkin yap, sonra pozisyon al. Bugüne değil, Suriye'nin geleceğine yatırım yaptık."

- Ama bu iç işlerine karışmak olmuyor mu? Neticede orada bir iç savaş yaşanıyor.
Davutoğlu: İçişlerine karışmak, olaylar çıkmadan Türkiye müdahale etseydi doğru bir tesbit sayılırdı.
Davutoğlu, iktidarın Suriye politikası hakkında kamuoyunda yanlış bir imaj yaratıldığını vurguladı: "Sanki biz, sadece Batı, Suudi Arabistan ve Katar'la işbirliği halindeyiz, İran ve Suriye'yi ihmal ediyoruz. Oysa İran ve Suriye ile çok yoğun ilişkilerimiz var. İran'a ilk günden itibaren bölgede soğuk savaş istemiyoruz dedik. Katiyen tek kanallı bir dış politika gütmedik. Esad'la görüştük; 8 ay onu ikna etmeye çalıştık. Sonuç alınamadı. Bu durumda, tabii ki zalimle yan yana duramazdık. Esad'ı sertlik politikasında devam etmeye kararlı görünce, yarının Suriye'sinde Esad'ın kalamayacağını anladık, sonrasını düşünmeliyiz dedik. Elbette Suriye'de bu çalkantılar sürdükçe, kaos doğacaktır. Geçiş dönemi ne kadar kısa tutulursa, kaos, kargaşa o kadar çabuk sona erer." Davutoğlu, doğru bir noktada durduklarından çok emin. Ona göre Suriye ve İran farklı sebeplerden dolayı yanlış politikalar ürettiler. Ayrıca, İran ve Rusya ile aramızın bozulmayacağına da güveniyor. Çünkü, bölgenin önemli devletiyiz ve bu ilişkiler herkes için faydalı. Ben, Davutoğlu'nun eleştirenleri sınıflandırdığı tabloda 1. sırada yer alan "kaygılı, iyi niyetli"ler kategorisine dahilim ve artan terörle, Suriye-İran arasında bir ilişki kuruyorum. Dedim ki: "Onlar ki lâf ile verir dünyaya nizamat/ Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde... Yani, PKK meselesini halletmeden, büyük devlet rolüne soyunmak doğru mu?" Davutoğlu eleştirileri sükûnet içinde dinliyor ama, cevaplandırmak için bir o kadar sabırsızlanıyor; bu her halinden belli. Ben cümlemi, "Biraz daha low profile (alçak profilli) olamaz mıydık?" diye tamamladım:
'HİGH PROFİLE'
Davutoğlu:
Hayır, low profile olmayacağız, o zaman bize 'hasta adam' gözüyle bakarlar; her zaman high profile (yüksek profilli) olacağız. Geçtiğimiz yıllarda bu kadar devlet adamı gelir miydi Türkiye'ye? ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bir yıl içinde 5 kere Türkiye'ye ziyaret etti. Eskiden Türkiye açısından Irak demek, Kuzey Irak demekti, Kuzey Irak da Kürt sorunu demekti. Olaylara at gözlüğüyle bakılırdı; tek bir noktaya odaklanılırdı. Oysa biz Irak'ın bütün aktörleriyle, Tarık Haşimi, Maliki, El Nuceyfi (Meclis Başkanı), Talabani, Barzani, Ayetullah Sistani, Mukteda El Sadr, temas kurduk. Saddam döneminde, Irak muhalefeti Washington ve Londra'da toplanıyordu. Şimdi, Suriye muhalefeti için, Türkiye merkez; Türkiye'den geçmeyen yok. Yarının Suriye'sinde rol alacaklarla, bizim çok sağlam ilişkilerimiz mevcut. PKK terörü diyorsunuz... Önce de vardı. Türk dış politikası hep tek konuya odaklandı. Irak'a, Suriye'ye, daima PKK açısından baktı. Ya da bütün dış politikayı bir Kıbrıs sorunu esir aldı.

- Peki bundan sonra ne olacak?
Davutoğlu:
Mülteci sayısı 70 bine vardı. Mazlum insanlara kapımız açık. Bu yüzden dünyada itibarımız var. Birleşmiş Milletler'in 'Mülteciler sorunu' başlığıyla toplantı yapması için girişimde bulunduk. ABD ile konuşuyoruz. Rusya ile görüşüyoruz. Suriye'de tampon bölge, Türkiye'nin tek başına inisiyatifiyle gerçekleşmez. Birleşmiş Milletler devreye girmeli. Bugün yaşanan insanlık dramını, tek başına Türkiye ve Ürdün göğüslüyor. Suriye, Mısır, Suudi Arabistan ve İran'ın bu meseleleri görüşmek amacıyla bir toplantı yapması üzerinde duruyoruz. Suriye'de, etnik ya da mezhep kimliğine dayalı otonom bölgelerin ilânına karşıyız. Seçimler olur, Suriye'de bir parlamento toplanır, onun alacağı karara elbette saygı duyarız. Şunu da ifade edeyim... 911 kilometrelik Türkiye- Suriye sınırının güneyindeki geniş sahada, yeknesak bir etnik kimlik yok. Araplar, Kürtler, Türkmenler, hepsi mevcut. Hemen bu bölgenin güneyindeki vilâyetlerde de yeknesaklık söz konusu değil. Suriye topraklarında bir Kürt devletinin kurulmasını ihtimal dahilinde görmüyorum. Bu istikametteki teşebbüsler sadece kaos doğurur.
***

Davutoğlu'ndan şu mesajı aldım: Doğru yoldayız; terör Suriye olaylarından önce de vardı. Hadiselere at gözlüğüyle bakmıyoruz; tek boyutlu düşünmüyoruz. Gelişmeleri önceden görüp, politikalarımızı kuruyoruz. Türkiye dünyanın önemli bir merkezi haline geldi; uluslararası camiada itibarımız var. "Yoğurdum ekşi" demesini beklemiyordum ama, doğrusu, "kaygılı, iyi niyetli" olan bendenizi de ikna ettiğini söyleyebilirim. Ama bakalım, önümüzdeki günler nelere gebe.