Rekorlar kırıldı, demokrasi kazandı, millet gururlandı

Rekorlar kırıldı, demokrasi kazandı, millet gururlandı

Türkiye’de son yıllarda sayısız olay yaşandı. Siyaset, ekonomi, teknoloji, ticaret ve kültür-sanat gibi alanlarda büyük değişimlere imza atıldı, dev proje ve ödüllerle göğsümüz kabardı. Son 10 yılın en önemli gelişmelerini deneyimli SABAH yazarlarına sorduk. İşte Yeni Türkiye’nin son 10 yılının bilançosu

Büyük SABAH jürisinde kimler var?
Fahrettin Altun, Kerem Alkin, Mahmut Övür, Şelale Kadak, Yüksel Aytuğ, Şeref Oğuz, Rasim Ozan Kütahyalı, Melih Altınok, Okan Müderrisoğlu son 10 yıla damgasını vuran en önemli olayları seçti.

1 Fahrettin Altun kaleme aldı

15 Temmuz'da halkın dirayeti kazandı

15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye hem bir darbe girişimine, hem de bir işgal girişimine maruz kaldı. Amaç, önce bir iç savaş çıkarmak, ardından da ülkeyi bölmekti. Türkiye pek çok askeri müdahaleyle karşı karşıya kaldı. Ancak 15 Temmuz'daki gibi bir girişimle karşılaşmadı. Zira ilk defa devletin içine sızmış, kökü dışarıda bir terör örgütünün darbe ve işgal girişiminde bulunduğunu gördük. Bununla birlikte 15 Temmuz'da bir başka şey daha gördük. Türkiye'de halkın, bütün unsurlarıyla birlikte bu alçak darbe ve işgal girişimini boşa çıkardığını gördük. Hep beraber tankların karşısında durduk. Bir kez daha millet olduğumuzu gösterdik yedi düvele. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliği, halkın dirayetiyle Türkiye tarihinde bir dönüm noktası oldu 15 Temmuz. Bence millet-devlet ilişkisinde bir paradigma değişimi yaşandı o günden sonra. Millet, devletin de, ülkenin de sahibi benim dedi. Ve devletin yeniden yapılandırılması talebini yüksek sesle dile getirdi. Bugün içinde bulunduğumuz süreç, 15 Temmuz'da açılan süreçtir. 16 Nisan'a böyle geldik, daha güçlü ve güzel yarınlara da böyle gideceğiz...

2 Kerem Alkin kaleme aldı

Tarihi büyüme rekoru

AK Parti'nin en önemli başarılarından birisi olan ekonomik dönüşüm, Türkiye ekonomisinin büyüme performansını Asya ekonomileri seviyesine getirdi. 2008 küresel finans krizi dünya ekonomisini ciddi anlamda sarsmasına rağmen, alınan etkin önlemlerle, Türkiye ekonomisi 2009'un son çeyreğinde yeniden pozitif büyümeyi yakaladı. 15 Temmuz hainliğine kadar, Türkiye aralıksız 27 çeyrek dönem pozitif büyüme performansı yakalayarak, dünyada bu rekora imza atabilen sadece beş ülke arasına girmeyi başardı. 28. çeyrek negatif büyüse de, 29. çeyrekte, 2016 yılı son çeyreğinde tekrar pozitif büyümeye döndü. Danıştay saldırısından, AK Parti kapatma davasına, Gezi olaylarından, 15 Temmuz hainliğine, Türkiye, halkın iradesi ve feraseti ile ekonomisine ve siyasetine yapılan saldırıları ve operasyonları püskürttü, bertaraf etti. Büyüme ve kalkınmanın ülkelerin bölgesel ve küresel siyasetteki varlığının ve etkisinin en önemli motor gücü olduğunu unutmayalım.


3 Mahmut Övür kaleme aldı

15 Temmuz'un provası Gezi kalkışması

Yakın tarihimizin en kritik dönüm noktalarından biri Gezi kalkışmasıydı. Masum bir çevre hareketi, bir anda hükümeti düşürmek isteyen bir kalkışmaya dönüştü. Türkiye, tam da o kalkışmaya katılanların deyimiyle gerçek bir karşı devrim hareketiyle karşı karşıyaydı. Bugünden bakınca Gezi aslında 15 Temmuz'un provasıydı. Daha olayın ilk günlerinde 1 Haziran 2013'te tarihe şu notu düşmüştük: "Gezi Parkı'nda başka bir şey yaşanıyor. Bir yanda polisin aşırı şiddet kullanması, öte yanda siyaseti nefret aracı olarak kullananlar olayları, ağaç tepkisinden çıkartıp iç savaş arzusu taşıyanların tehlikeli oyununa dönüştürüyor." Bu gerçeği dört yıl sonra çok daha iyi görüyoruz. Bir de şu gerçek var: O günlerde İstanbul'u yöneten, Vali Hüseyin Avni Mutlu ve Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın FETÖ'den tutuklandı. Gezi'deki o çadırları yaktırarak sokağın fitilini kimlerin ateşlediğini bugün daha iyi anlıyoruz. Bütün olay baştan sona bir projeydi. Tıpkı Mısır, Brezilya ve Ukrayna'daki olaylar gibi... Ancak Türkiye'de başarılı olamadılar. Eğer o ilk tuzak, Tunus dönüşü dönemin Başbakanı Erdoğan'ın direnişi ve meydan okumasıyla bozulmasıydı Türkiye ikinci Mısır olurdu. Ve o tuzağın arkasından gelen 17-25 Aralık yargı darbesi, 6-7 Ekim vandalizmi ve 15 Temmuz kanlı darbe ve işgal girişimi başarısız olduysa, bilin ki bunda Gezi kalkışmasının püskürtülmesinin çok büyük payı var. Dönüp o Gezi'ye umut bağlayanlara bakınca, oradan sivil bir halk hareketi çıkmayacağı belliydi. Bugün de mevcut siyasi tablo farklı değil. Gezi'den geriye acılardan ve siyasi nefretten başka bir şey kalmadı. Bu nedenle sadece kendileri değil, Türkiye'ye de çok şey kaybettirdiler. Bu kısır döngünün değişmesi için 16 Nisan referandumu, uzlaşma ve kucaklaşmaya zemin sunuyor. Bari bunu görelim.



4 Rasim Ozan Kütahyalı kaleme aldı

Türkiye'yi dönüştüren Erdoğan ihtilali

Son 10 senede en önemli olay ülkede bir Erdoğan ihtilali olduğu gerçeğidir. Türkiye'de son 10 senede Erdoğanist bir sosyal ve siyasal devrim olmuştur. Bu devrimi destekleyin ya da desteklemeyin bu objektif bir realitedir... Aslında diğer olaylar da temelde bu devrim süreciyle alakalıdır...



5 Şeref Oğuz kaleme aldı

Dev projelerle boğazlar birleşti

Yarının dünyasının dev projesi kuşak-yol kapsamında, Boğaz, yerin üstünden üçüncü kez, yerin altından Marmaray, Avrasya ile iki kez geçilmekle kalmadı, çok katlı tünel ve Boğaz'ın altından yaya geçişi projeleri ile Çanakkale Boğazı köprüsü başlatıldı



6 Melih Altınok kaleme aldı

Sloganlaşan 'One minute' çıkışı

Davos Zirvesi'nde Erdoğan'ın çıkışı yalnızca İsrail yönetimine değil, yeni dünya düzeninin tüm aktörlerine karşıydı. Pek çok yurtseverin uyanışında etkili olan bu itiraz, uluslararası kurumların ve geçmiş yüzyılın diplomatik teamüllerinin en üst düzeyde sorgulanışıydı. Ve "One minute" kısa sürede, siyaseten doğruculuk klişeleriyle sömürüye mahkum edilmiş tüm halkların sloganı haline geldi.



7 Şelale Kadak kaleme aldı

Kültür ve sanatta göğsümüz kabardı

Kültür, sanat ve spor söz konusu olduğunda Türkiye'nin dört bir yanındaki insanlar aynı duyguda buluşuyor. Hepimizin göğsü kabarıyor. Duygusallaşıyoruz ve çok ama çok seviniyoruz. İşte bu duyguyu bize, dünya sinemasının kalbinin attığı Cannes Film Festivali'nde, 2014 yılında Kış Uykusu filmiyle Altın Palmiye'yi kazanan Nuri Bilge Ceylan yaşatmıştı. Türkiye'ye bir önceki Altın Palmiye Ödülü, tam 32 yıl önce yani 1982 yılında, Yol filmiyle usta yönetmen Yılmaz Güney tarafından hediye edilmiş, sonra uzun yıllar Türk sineması böylesine önemli ödüllerle taçlanamamıştı. Derken 1959 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi'nde elektrik elektronik mühendisliği okumasına rağmen gönlünü sinemaya kaptıran Nuri Bilge Ceylan ortaya çıkmış ve son derece düşük bütçelerle birbirinden çarpıcı filmler yapmaya başlamış ve Türkiye'de ve dünyada pek çok önemli film festivalinden en iyi yönetmen, en iyi film gibi önemli ödüllerle dönmeyi başarmıştı. Tabii hiçbir festival, bütün dünya filmlerinin ilk kez eleştirmen karşısına çıktığı Cannes Film Festivali'nin yerini tutamazdı. Dünya filmlerinin ilk kez görücüye çıktığı en önemli festival ve Nuri Bilge Ceylan, 2008'deki Cannes Film Festivali'nde Üç Maymun'la En İyi Yönetmen, 2011'de Cannes Film Festivali'nde Bir Zamanlar Anadolu'da isimli filmiyle, Jüri Büyük Ödülü ve nihayet 2014'te Cannes Film Festivali'nde Kış Uykusu filmiyle Altın Palmiye'yi kazandı. Üstelik sadece ödüllerle değil yaptığı konuşmalarla da hafızalarımızda unutulmayacak bir yer edindi.

8 Yüksel Aytuğ kaleme aldı

Yüreğimizi dağlayan Soma faciası

Soma'da 301 işçimizin ölümüyle sonuçlanan büyük facia, yarattığı sosyolojik, psikolojik ve ekonomik etkisiyle sadece ulusal değil, uluslararası ölçekte de büyük yankı uyandırdı. Özellikle iş güvenliği için alınacak önlemler konusunda adeta bir "milat" teşkil etti. Sıradan vatandaşlar, 'yaşam odası' denen bir teknik olgudan haberdar oldular. Madenlerdeki tüm iş güvenliği tedbirlerinin ve yasaların baştan sona gözden geçirilmesine ve bazılarının iyileştirilmesine vesile olması açısından da büyük bir öneme haizdi. Facia, psikolojik ve sosyal açıdan da derin bir travma etkisi yarattı. Televizyonlar günlerce normal akışlarına dönemedi. Ayrıca olayla ilgili dava süreci de her yönüyle haber konusuydu. Bu facia bize madencilik alanında ne kadar büyük yasal boşluklar bulunduğunu da göstermiş oldu. Ne yazık ki, ülkemizin yıllardır "felaketler coğrafyası" olarak anılmasına sebep olan makus talihine eklenen yeni bir halka olması da tarihi önemini pekiştirdi. Allah bir daha ülkemize böyle bir acı yaşatmasın!



9 Okan Müderrisoğlu kaleme aldı

Demokrasinin dönüm noktası 27 Nisan

27 Nisan e-muhtırası, darbelerle malûl Türk demokrasi tarihinin dönüm noktasıdır. Post-modern darbe girişimine karşı sergilenen duruş, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesinin geçerli olduğunu resmen tescillemiştir. AK Parti Hükümeti, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 27 Nisan 2007'de ilk kez internet kullanarak gerçekleştirmek istediği "balans ayarı!" karşısında, daha önceki hükümetlerin yapamadığını yapmış ve kararlılıkla vesayetçi zihniyetin duvarlarını yıkmıştır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın liderliği, dirayeti ve takip ettiği siyasi çizginin milli karakteri sayesinde, muhtıralar ve darbeler, tarihe gömülmüştür. E-muhtıraya giden yol, o zamanki Çankaya'yı yani Cumhurbaşkanlığı'nı kendi imtiyazlı alanı olarak gören, milletin iradesine ortaklık tesis etmeyi kazanılmış hak zanneden kişi ve kurumların genetik siyasi kodları ile çizilmiştir. Siyasette anomaliye sebebiyet veren bu tablonun, 24 saat içinde değiştirilebilmesi çok önemlidir. E-muhtıranın mimarı, dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt, Cumhurbaşkanı'nın, Silahlı Kuvvetler'in "Başkomutanı" olması sıfatıyla seçimlerin askeri yakından ilgilendirdiği iddiası ile sahneye çıkmış ve "seçilecek Cumhurbaşkanı'nın Cumhuriyet'e ve Atatürkçülük gereklerine özde bağlı olması gerektiğini" beyan etmiştir. Bu beyanla tetiklenen Cumhuriyet Mitingleri'nin malum çevrelerin beklediği sonucu vermemesi üzerine, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur oylamasının yapıldığı 27 Nisan'a denk gelecek şekilde -yazımı ve içeriği garabet olan- e-muhtıra yayımlanmıştır. Daha vahimi ise 367 ucubesinin siyasi ve hukuki taraf bulması ve Anayasa Mahkemesi'nin de -yetki ve görev sınırlarını aşarak- Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci tur oylamasını iptal etmesi olmuştur. Hükümet o bildiriye kayıtsız kalmamış ve ertesi gün bir basın açıklaması yaparak, "Genelkurmay Başkanı'nın resmi olarak Başbakan'a bağlı olduğunu, görevleri itibarıyla Başbakan'a karşı sorumlu olduğunu" hatırlatmıştır. Ardından alınan erken seçim kararı, Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesine ilişkin anayasa referandumu ile "Milletin kaderini yine milletin kendisi tayin etmiştir."
BİZE ULAŞIN