Hatıraların sayfalara dökülmüş hali: Üsküp
Halil İbrahim İzgi, Üsküp Defteri isimli kitabında Osmanlı'dan bugüne uzanan kültürel hafızayı şiirsel bir dille anlatıyor. Dikkat, kitap Üsküp'e gitme isteği uyandırabilir
İzgi, "Üsküp, daha gitmeden açılmış bir defterdi benim için. Yavuz Bülent Bakiler'in Üsküp'ten Kosova'ya kitabının sayfalarını önce ben gezdim, sonra Üsküp'ün sokaklarını ailemle, arkadaşlarımla ve bazen de yalnız adımladım. Rumeli'de Anadolu'ya dair izleri, kendimize dair hatıraları buldum. Üsküp, defterimizin, medeniyet defterimizin İstanbul'dan önceki en güzel sayfalarından biridir. Ve kendisi de başlı başına bir defterdir" diye tanımlıyor kitabını. Buradan da anlaşılacağı üzere kitap, bir yolculuk notlarından çok daha fazlası. Geçmişin izlerini bugünün sokaklarına taşıyan bir hafıza defteri adeta. Üsküp'teki taş sokaklardan geçerken gördüğüm her yapı, okuduğum her satırla daha da anlam kazandı. Makedonya Meydanı'ndan Vardar Nehri'ne, Türk Çarşısı'ndan Taş Köprü'ye uzanan tüm rota artık sadece birer gezi noktası değil; tarih ve kimlik taşıyan duraklar haline geldi. İzgi'nin yalın ama derin anlatımı, satır aralarına sinmiş duyarlılığı, benim içimde büyüyen Üsküp sevgisini perçinledi. O şehirde geçirdiğim kısa ama yoğun zamanın ardından Üsküp Defteri kalbimdeki o tahtı daha da sağlamlaştırdı. Sanki gezimin eksik kalan sessiz cümlelerini yazar tamamladı. Bu kitap, sadece bir coğrafyaya değil, o coğrafyada saklı kimliğimize de ayna tuttu. Kitaptaki betimlemeler, gözümde şehrin siluetini yeniden çizdi sanki Üsküp'le yeniden buluşmuştum. İzgi'nin kelimeleri ile tanıdık bir şehri hem bir ziyaretçi hem de bir hatırlayan olarak bir kez daha adımladım. Üsküp'te beni en çok şaşırtan şeylerden biri de diğer Balkan ülkelerine göre Türkçenin çoğu kişi tarafından biliniyor olmasıydı. Alışkanlık üzerine başladığım İngilizce cümleler Türkçe ile bölündü hatta 'Türkçe konuşsana ben biliyorum' sitemiyle karşılaştım. İnsanların yardımsever davranışları ve bize oldukça yakın olan mutfak kültürü kendimi ülkemde gibi güvende hissetmemi sağladı. Lezzetli börekleri ve Acıbadem kurabiyesiyle Üsküp eski bir hatıran çok daha değerli bir şehir olarak hafızamda yerini aldı. Bu yüzden kitap benim için hatıralarımın sayfalara dökülmüş hali gibi.
Kitabı okurken yalnızca bir şehirle değil, o şehrin ruhuyla da bağ kuruyorsunuz. Üsküp artık yalnızca gittiğim bir şehir değil okuduğum, hissettiğim ve yeniden yaşadığım bir yer. Tarihin güzelliği ve insanların sıcaklığıyla Üsküp yeni ziyaretçileriyle yaşamaya devam edecek yegâne şehirlerden biri.
Neticede Üsküp Defteri, geçmişle bugünün arasında duran, okuyucusunu sadece bir coğrafyayı değil, kendini ve kimliğini de yeniden düşünmeye çağıran bir kitap.
EN SON HABERLER
- 1 Küçük şeylerin büyük hikâyeleri
- 2 Frankfurt’tan yayıncılık dünyasına bakmak
- 3 Son sayfaya kadar herkes şüpheli
- 4 Gönlümüze yakın keşfetmeye uzak: Özbekistan
- 5 D&R’ın Gece Yarısı Kütüphanesi ödülle taçlandı
- 6 Kocaeli’nde kitap şöleni rekorla sona erdi
- 7 Sayfaları çevir maceraya katıl
- 8 Modern Avrupa’nın kutsal temelleri
- 9 Bilginin izinde derinleşmek
- 10 Psikanaliz ve İslam düşüncesi