Hasretle kurulan bir hayat
İbrahim Tenekeci, Muhit Kitap’tan çıkan Uzak İstanbul adlı kitabında, göçün ve memleket hasretinin İstanbul özelinde hayatlara nasıl şekil verdiğini anlatıyor
İstanbul'da geçen yıllar insanın hayatını değiştirir; işi değişir, evi değişir, alışkanlıkları değişir ama memleket dediğimiz yer çoğu zaman insanın içinde aynı kalır. Bu yüzden yıllar boyunca İstanbul'da yaşayan birçok kişi kendini "İstanbullu" değil, memleketinin adıyla tanımlar. Göç eden insanların İstanbul'la kurduğu ilişki, iki şehirli bir hayat biçimine dönüşür. Bir yanda yaşamını sürdürdükleri ekmek kapılarının bulunduğu şehir, diğer yanda ise köklerinin bulunduğu memleketleri... Bu gidip gelmeler sayesinde insanlar iki yer arasında bir bağ kurar. İstanbul'da kazanılan para memlekette bir ev yaptırmaya, tarla almaya veya aileye destek olmaya harcanır. İşte bu yapılan göçler iki coğrafya arasında kurulan uzun süreli bir kültür ilişkisine dönüşmüştür. Memleket bu insanlar için aidiyet hissi yaratan büyük bir özlem duygusudur. Göç eden insanların hayatında memlekete gitmek başlı başına bir ritüeldir. Bayram yaklaşırken alınan otobüs biletleri, bagaja konan koli koli hediyeler, arabayla çıkılan uzun yollar... En ilginç şeylerden biri de şivedir. İstanbul'da yıllarca yaşayan biri çoğu zaman daha sade bir Türkçe konuşmaya alışır ama memlekete varıp köyün girişindeki ilk kahvehaneye girdiğinde ya da bir akrabayla karşılaştığında o şive sanki hiç gitmemiş gibi geri gelir. İstanbul'da farkında olmadan bastırılan o yerel konuşma biçimi bir anda ortaya çıkar. Köye gidildiğinde zamanın akışı da değişir. İstanbul'daki acele ve telaş yerini daha yavaş bir hayata bırakır. Ama memlekete gitmenin içinde hep küçük bir hüzün de vardır. Çünkü insan oraya her gidişinde zamanın geçtiğini daha net görür. Çocuklukta koşulan sokaklar değişmiştir, bazı evler boşalmıştır, bazı büyükler artık yoktur. Buna rağmen memleket yine de insana ait hissettiren bir yerdir. Bu yüzden İstanbul'da yaşayan birçok kişi için memleket yalnızca doğulan yer değil, dönüp dönüp gidilen bir hafızadır.
Kitapta, şehirlerin içinde gizli kalmış köylerden de bahsedilir. Benim de gittiğimde sakinliğinde huzur bulup Sakarya'nın Taraklı ilçesi de buna dahildir. Göynük, Taşkesti, Karapürçek ve daha birçok küçük ilçe okurken insanda köy sıcaklığını hissettirir. Sessiz sakin yaşanan günleri anımsar, o köylerde yavaş akan zamanı hatırlarız.
Uzak İstanbul, okurken içinizin ısındığı, küçük ve sakin yaşama merakın duyulduğu bu nedenle sizi seyahat etmeye davet eden bir eser. Özellikle memleket hasreti çeken biriyseniz, empati kurmak sizin için çok daha kolay olacaktır.
EN SON HABERLER
- 1 Küçük şeylerin büyük hikâyeleri
- 2 Frankfurt’tan yayıncılık dünyasına bakmak
- 3 Son sayfaya kadar herkes şüpheli
- 4 Gönlümüze yakın keşfetmeye uzak: Özbekistan
- 5 D&R’ın Gece Yarısı Kütüphanesi ödülle taçlandı
- 6 Kocaeli’nde kitap şöleni rekorla sona erdi
- 7 Sayfaları çevir maceraya katıl
- 8 Modern Avrupa’nın kutsal temelleri
- 9 Bilginin izinde derinleşmek
- 10 Psikanaliz ve İslam düşüncesi