Kumların yuttuğu otelde cinayet
Latin Amerika edebiyatının iki benzersiz yazarı Adolfo Bioy Casares ve Silvina Ocampo, sizi ansızın değişebilen ayrıntılara odaklanarak bir ölümün ardındaki gizemi çözmeye davet ediyor. İntihar mı yoksa cinayet mi? Cinayetse katil kim?
İlk kez 1946'da yayımlanan ve dilimize Yasemin Çongar'ın çevirisiyle kazandırılarak Everest Yayınları tarafından okurla buluşturulan Âşık Olan Nefret Eder, klasik bir polisiyenin şablonlarını alıp onu bambaşka bir edebi oyun alanına çeviren benzersiz bir yapıt. Anlatıcımız Doktor Humberto Huberman, kendi zekâsına tapınan, aynada kendini Goethe'ye benzetmekten geri durmayan kibirli bir homeopat. Çay kaşığında eritip içtiği arsenik damlaları ve Satyricon'u Arjantin sinemasına uyarlama hayalleriyle otelde inzivaya çekilmek istiyor ama sükûnet arayışı, diğer konuklar arasındaki marazi ilişkilere toslamasıyla uzun sürmüyor. İlk gece Mary'nin soğuk çikolatasına katılan striknin ile zehirlenmesi, fırtınanın ortasındaki herkesi birer şüpheliye dönüştürüyor. Yazarlar bu kapalı oda tiyatrosunu kurarken, okuyucuya alışılageldik bir 'Katil kim?' yapbozundan çok daha fazlasını sunuyor aslında: Entelektüel kibri ve rasyonel aklı hicveden bir edebi parodi.
Cinayeti çözmeye gelen Komiser Aubry, büyüteçle parmak izi aramak yerine kurbanın odasında bulduğu polisiye roman yığınını okumaya dalıyor ve her analizinde Victor Hugo'dan alıntılar yapıyor mesela. Huberman ise tüm rasyonellik iddiasına rağmen olayları aydınlatmak yerine kibirli çıkarımlar yapmayı yeğliyor. Huberman'ın narsist monologları okuru bir yandan okuru güldürürken bir yandan da insan kibrine ayna tutuyor. Otelin nemli bodrumundaki fresk, kumullarda karaya oturmuş bir batık tekne ve koridorlarda hayvan dolduran gizemli çocuk Miguel, hikâyeye rüya benzeri, gotik bir doku kazandırıyor.
Eserin en büyük erdemi, geleneksel polisiye okurunu şaşırtacak eleştirel cüretinde saklı. Yazarlar, ipuçlarının mantıklı bir silsileyle çözülmesini bekleyen okuru sahte izlerle ve kasıtlı şaşırtmacalarla baş başa bırakıyor ve çözüm, dâhi bir dedektifin tiradıyla değil, türün kalıplarını tersyüz eden ironik bir kırılmayla geliyor. Edebiyatın sadece bir "mesaj kaygısı" değil, zekice kurgulanmış bir oyun ve insan ruhunun derinliklerine açılan tekinsiz bir koridor da olabileceğini hatırlatıyor.
Bosque de Mar'ın kumları zihninizde çekildiğinde geriye kalan, çözülmüş bir cinayet davasından çok, sevgi ile nefretin, gerçeklik ile kurgunun ince sınırında duyulan o esrarengiz sızı olacak.
EN SON HABERLER
- 1 Küçük şeylerin büyük hikâyeleri
- 2 Frankfurt’tan yayıncılık dünyasına bakmak
- 3 Son sayfaya kadar herkes şüpheli
- 4 Gönlümüze yakın keşfetmeye uzak: Özbekistan
- 5 D&R’ın Gece Yarısı Kütüphanesi ödülle taçlandı
- 6 Kocaeli’nde kitap şöleni rekorla sona erdi
- 7 Sayfaları çevir maceraya katıl
- 8 Modern Avrupa’nın kutsal temelleri
- 9 Bilginin izinde derinleşmek
- 10 Psikanaliz ve İslam düşüncesi