Popçuysanız makyajınızı yapan bile vardır

Üçüncü albümü 'Sarı'yı çıkaran Jehan Barbur, her şeyle kendisinin ilgilendiğini söylüyor: Pop yapıyorsanız makyajınızı yapan bile vardır ama bizde yok! Biz dediğim; medyanın yüzünü çevirdiği insanlar

Profesyonel müzik yaşamına Bülent Ortaçgil'in 'el vermesiyle' başladı. Sekiz yıldır sakin, dingin, hayatı sorgulayan şarkılar yapıyor, söylüyor. Barbur, üçüncü albümü 'Sarı'da kendine özgü bir müzisyen olarak, dinleyiciyi kendi iç dünyasının labirentlerine alıyor. Şarkıcı; kariyerini ve hayatının bilinmeyen yönlerini Yeni Aktüel'den Arda Uskan'a anlattı.
Sekiz yıldır profesyonel olarak müzikle uğraşıyorsun. Sekiz yılda hayatında neler değişti?
Sekiz yıl önce 24 yaşında bir Jehan vardı. Şimdi 32 yaşındayım; hiçbir şey yapmasan dahi bir kadın için fark ediyor tabii. Büyük bir hayal dünyasında yaşarken, gerçekçi olmayı öğrendim. Artık müzik sırf boş zamanlarımı doldurmak için yaptığım bir iş olmaktan çıktı; hayatım, arkadaşım, dostum, düşmanım oldu.

"ADIN NEDEN BÖYLE SENİN?"
Müziğin dışında yaşam yok mu senin için?
Yok diyebilirim. 7/24 bu işe tutkuyla bağlıyım. Sadece şarkı yapıp albüm çıkarmak değil yaptığım, A'dan Z'ye her şeyle uğraşıyorum.
Bu işleri yapan başkaları yok mu? Menajerler, basın danışmanları...
Bu bir hayal... Yok öyle şey! Pop müzik yapıyorsanız saç tokanızı takan da var, makyajınızı yapan da, sinirlendiğiniz zaman elinizi ovuşturan da... Biz de yok bunlar...
'Biz' derken kimlerden söz ediyorsun?
Medyanın yüzünü çevirdiği insanlardan, benim gibi işin başka bir ucundan tutmak isteyenlerden. İnatla, bencilce, buna istikrar da diyebilirsin; kalbindeki duyguları hiç müdahale olmadan ortaya koyan insanlardan... Ben içimden nasıl gelirse, öyle çıkarıp ortaya koymak istiyorum. Biz herhangi bir şeye hizmet etmek için yapmıyoruz bu işi.
Beyrut'ta doğmuşsun, hiç hatırlıyor musun doğum yerini?
Yok, sadece 14 yaşında gezmek için gitmiştim. Yaşadığım, kokladığım bir yer değil Beyrut... İskenderun benim memleketim.
İskenderun'un da mozaik gibi değişik bir kültürü vardır, öyle değil mi?
Her şeyi o kültüre borçluyum. Yaşarken, bir mozaik içinde yaşıyorum demezsin, o kadar doğaldır. Bir gelincik bahçesinde sadece gelincikleri görürsün ama ormanda, onları da, bütün çiçekleri de hissedersin. Ne zaman oradan çıkarsın; insanlar sana "Türk değil misin?", "Adın neden böyle?" gibi abuk ve ırksal sorular sormaya başlar.
Bilkent'te Amerikan Kültür ve Edebiyatı bölümüne burslu girmişsin...
Çok çalıştım. Ben her zaman inek bir talebeydim. Amacım Amerikan Edebiyatı filan değildi, İskenderun'daki kozamdan çıkıp dünyaya açılmak istiyordum.
Yaşama bakış açın farklı... Bunun alt yapısı nereden geliyor? Annemin ve babamın getirdiği genetik bir hatıradan. 1923 doğumlu bir babadan bahsediyoruz; bana anlatabileceklerini düşün. Ben 10 yaşındayım, adam 67 yaşında. "Yavrucuğum hayatta ifrata gitmeyeceksin" diyor mesela. "İfrat nedir?" diye soruyorum. "Aç lügati bak" diyor. Annemse Audrey Hepburn'ün izdüşümü, sanatkar bir kadın. İkisinin de öğrettikleri farklıydı.
Hayatında Bülent Ortaçgil'in de önemli bir yeri var. Nasıl tanıştın Ortaçgil ile?
Cem Aksel, beni Gürol Ağırbaş'la tanıştırmak için Ada Müzik'e götürmüştü. O gün de birlikte yemek yiyorlarmış. Bülent Ağabey benimle ilgilendi; "Varsa bir demon bırak da dinleyeyim" dedi. Bıraktım. İki gün sonra telefon çaldı ve "Yaptıklarını sevdim, beni etkiledi!" dedi... Sonra beni Ada Müzik'e, Bülent Forta'ya emanet etti.

BİZE ULAŞIN