Bazı elitist çevreler başından beri beni dışlamak istedi

BM ’nin Kudüs kararındaki en büyük payın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olduğunu söyleyen Orhan Gencebay, “Erdoğan İslam âlemine ve insanlığa yönelik tüm haksızlıklara karşı dik bir duruş sergiliyor” dedi. Müzik kariyeriyle ilgili itiraflarda da bulunan Gencebay, şunları söyledi: Ben tabuları yıkan, özgürce müzik yapan biriyim. Bu nedenle başından beri bazı elitist çevreler tarafından dışlandım ama halk, her zaman benim yanımda oldu. Beni dışlayanlar 30 yıl sonra “Seni şimdi anladık” deyip benden özür dilediler

Bazı elitist çevreler başından beri beni dışlamak istedi

Müziğin duayen ismi Orhan Gencebay, dünya ve Türkiye gündemine dair özel açıklamalarda bulundu. BM'nin Kudüs kararıyla 'Dünya beşten büyüktür' mesajının verildiğine dikkat çeken Gencebay, bu kararın çıkmasındaki en büyük payın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ait olduğunu söyledi. Osmanlı'nın her zaman insani değerlerin ve İslamiyet'in kalesi olduğuna işaret eden usta sanatçı; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sadece Kudüs konusunda değil, İslam âlemine ve insanlığa yönelik yapılan tüm haksızlıklara karşı dik bir duruş sergilediğini söyledi...

DİRLİK VE BİRLİK İÇİNDE OLMALIYIZ
BM'den çıkan Kudüs kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
BM'nin seçimi ile 128 ülke; adaletin, vicdanın, insanlığın, demokrasinin, hukukun koruyucusu olmuştur. Bu kararla, 'Dünya beşten büyüktür' denmiştir. Aynı zamanda 128 ülke, 'Haklı olan güçlüdür' mesajını vermiştir. BM'den çıkan bu muhteşem karar, dünyada belki ilk defa yaşanıyor. Bu kararın çıkmasındaki en büyük pay, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın. Biz biliriz ki güçlü olan adil de olmalıdır. Adil olmayan güçlü sevilmez. Batı'nın 1917'den 1990'lara kadarki rakibi komünist Rusya'ydı. NATO bile bu yüzden kuruldu. Çift kutuplu dünya vardı, hatta birbirlerini düşman görüyorlardı. Sovyetler yıkılınca da Batı yeni bir rakip arayışına girdi. Görünen o ki, Batı yeni rakip olarak İslam alemini seçti. Dolayısıyla, göz göre göre büyük bir hatalar yapılmaya başlandı. Umarım bir an önce bu yanlışlardan dönülür. Çünkü dünya şu an en çok barışa ihtiyaç duyuyor. Amerika, Kudüs konusunda çok büyük hatalar yapıyor. Filistin halklarına karşı yapılan büyük bir haksızlık var. Kudüs, 1917'de Osmanlı idaresinden çıktı. Bu tarihten itibaren de Kudüs'teki barış ve huzur ortamı kayboldu. Bir daha da adil bir sistem kurulamadı. 1960'lı yılların sonuna doğru Filistin'in mağduriyetine ve ezilmişliğine karşı dünyanın birçok komünist, sosyalist ülkesinden insanlar destek vermek için Filistin'e gitmişti. Türkiye'den de sol tandanslı insanlar gönüllü olarak gitti. Herkes şunu bilmeli ki; atalarımız, İslamiyet'i, insanlığı ve Türk dünyasını asırlarca korumuştur. Ortaçağ'da ağırlık olarak iki dünya vardı. Batılılar buna Allafrang ve Allaturca demişti. Allaturca olarak Osmanlı'yı Müslüman Türk dünyası olarak tanımlarken, kendilerini yani Hristiyan dünyayı da Allafrang olarak belirtmişlerdi. Osmanlı, her zaman insani değerlerin ve İslamiyet'in kalesi olmuştur. Atalarımız, İslamiyet için yüzyıllar boyunca savaştı. Haçlı seferlerinin yaptığı tüm saldıralara karşı İslamiyet'i ve bizlere ait tüm değerleri korudu. Günümüzde de Türkiye bütün değerlerimize sahip çıkmaktadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece Kudüs konusunda değil, İslam âlemine ve insanlığa yönelik yapılan tüm haksızlıklara karşı dik bir duruş sergiliyor. İslamiyet'in özünde de Yaradan'ın yarattığı her varlığa duyulan sevgi ve saygı vardır. İslam, barış demektir. Bana göre bu dünyada gurbetteyiz zaten. Yaşadığımız müddetçe de adil, merhametli ve sevgiyle yaklaşmalıyız birbirimize. Dirlik ve birlik içinde olmalıyız.

Siz hem bestelerinizde, hem de konuşmalarınızda birlik ve beraberliğin önemini vurgulayan birisiniz. Türkiye'nin bazı uluslararası odaklar tarafından hedef alındığı bu süreçte muhalefetten nasıl bir politika izlemesini beklersiniz?
Şüphesiz, ülkemizin daha iyi idare edilmesi için farklı görüşlerin olması ve bunların tartışılması şarttır. Muhalefetin varlığı hem demokrasimizin, hem de ülkemizin daha da gelişmesi için önemli bir yere sahip. Herkes şunu unutmamalı ki, Türkiye çok büyük ve güçlü bir ülke. Atatürk'ün çok değerli bir sözü var: "Maksat vatansa gerisi teferruattır." Vatan bizim her şeyimiz, evimiz. Vatanımızı, değerlerimizi iktidar ve muhalefetin el ele vererek koruması gerekiyor. Vatanımızı korumak için de birlik içinde olmalıyız. Vatana sahip çıkmamız gerekirken, gerilim çıkarmanın hiçbir anlamı yok. Ülke olarak birlikte hareket etmemiz gereken bu önemli süreçte, ne yazık ki bazı kesimlerin, dış mihrakların etkisi altına girdiğini görüyorum ve üzülüyorum. Vatanımızın daha güçlü olması için bir olmalıyız, iri olmalıyız ve diri olmalıyız. Birbirimizin kalbini kırmadan, sevgi ve birlik içinde yaşamalıyız. Bu soruyu yine Atatürk'ün çok önemli bir sözüyle tamamlamak isterim: "Hangi istiklal var ki yabancıların projeleriyle ve nasihatlarıyla yükselebilsin. Tarih böyle bir olayı kaydetmemiştir."

SANATÇIYI YAŞATALIMKİ SANAT YAŞASIN
TRT Ankara Radyosu sanatçısı olmak için girdiğiniz sınavda büyük bir başarı kazanmanıza rağmen kadroya alınmamışsınız. Neden böyle bir haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsunuz?
Özel bir sınavla girmiştim, önce ihtiyaç vardı. Kadroya alındıktan sonra söylentiler çıkınca genel sınav yapıldı. 4 bin kişinin girdiği sınavda da büyük bir başarı elde etmiştim ama kimseyi kadroya almadılar bu sefer. Ben de askere gittim. Askerden döndükten sonra da İstanbul Radyosu'na girdim ve 10 ay çalıştım. TRT'de bulunduğum süre boyunca da oradaki bazı olumsuzluklara tepki gösterdiğim için beni istemediler. Bunun üzerine radyodan ayrıldım. Yanlışlıklara, haksızlıklara boyun eğecek biri değilim. Başından beri müzik dünyasından beni dışlamak istediler zaten.
Kimdi bunlar?
Resmi ideolojideki bazı insanlar, bazı elitist çevreler. Çünkü ben tabuları yıkan, özgürce müzik yapan biriyim. Bazı elitist çevreler, beni müzikten dışlamak istedi ama halk benim yanımdaydı. Halkımın sevgisi ve ilgisi çok büyüktü. Allah bu sevgiyi bana nasip etti. Halkımızdan aldığım bu sevgi ve destekle, müziğimi daha da geliştirdim. Müzikte yeni ve farklı bir kulvar açtım. Beni dışlayanlar, arkamdan konuşanlar 30-35 yıl sonra 'Seni şimdi daha iyi anladık, yanlış yapmışız' diyerek özür dilediler.
Türk müziği, günümüz müzik dünyasında sizce hak ettiği değeri görüyor mu?
Türk müziği zamanla çok daha iyi olacak. Şu an müzikte biraz zorluk yaşanıyor. Çünkü müziğe emek verenler maddi ve manevi geri dönüş alamıyor. Bu durum da üretimi olumsuz etkiliyor. Müzik dünyasında hakların geri alınamaması konusunda zorluklar yaşanıyor. Yaşamak ve üretmek için müzisyenlerin haklarını tam olarak alması gerekiyor. Sanatçının, ticari alanlardan doğan telif haklarının korunması, müziğimizin yaşaması için çok önemli. Sanatı sanatçı yaptığı için, sanatçıyı yaşatalım ki sanat yaşasın.

CUMHURBAŞKANIMIZ SANATA VE SANATÇIYA SAHİP ÇIKIYOR
MESAM olarak telif hakları konusunda titiz bir çalışma yürütüyorsunuz. Çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?
Sanatçılarımızın telif haklarının korunması için zamanında en büyük destek Cumhurbaşkanı'ndan geldi. İki sene önce telif yasası için talimat verdi. Kendisi zaten her zaman sanata ve sanatçıya sahip çıkıyor. Son olarak, dünyanın birçok yerinde uygulanan özel kopyalamanın istisnasının tazminatı için kendisiyle görüştük. Cumhurbaşkanı da gerekli yerlere talimatı verdi. Şu anda da Kültür Bakanlığı'mız ile ortak bir çalışma başlatıyoruz. Hem Cumhurbaşkanı, hem de bakanlığın bize verdiği destek sayesinde sadece müzik değil, edebiyat, sinema, resim gibi tüm sanat dallarında özel kopyalama istisnasının tazminat bedelleri hak sahiplerine dağıtılacak. MESAM olarak biz de sanat ve sanatçılarımız için gereken emeği, mücadeleyi veriyoruz.

MÜZİĞİMDE HEP İÇİMİZDEKİ DEĞERLERİN İZİNDE OLDUM
Eserlerinizi üretirken hangi kaynaklardan besleniyorsunuz?
Müziğe 6 yaşında klasik batı müziği ile başladım. 7.5 yaşından itibaren de büyük aşkım Türk müziğine adım attım. Dünyayı ve kendi değerlerimizi tanıyarak, öğrenerek üretmeye ve icra etmeye başladım. Bu süreçte, kendi kültürümüzün ve değerlerimizin içinde gelişmenin ne kadar önemli olduğunu gördüm. Cumhurbaşkanımız'ın da sık sık söylediği 'yerli ve milli' değerlerimizi öğrenerek, tanıyarak bunları geliştirmemiz gerekiyor. 'Yerli ve milli' değerlerimize sahip çıkarak ve bunları benimseyerek ülkemizi muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarma hedefinde olmalıyız. Atatürk de "Türkiye maymun bir ülke değildir. Türkiye ne Batılılaşacak, ne de Amerikanlaşacak. Türkiye özleşecek. Türkiye, kendi öz değerleriyle çağdaş devletler seviyesine çıkacak. Bunu da kendi kimliğiyle ilmi, bilimi ve teknolojiyi alarak yapacak" demiştir. Aklın yolu birdir. İkisi de çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarken öz değerlerimizle, kimliğimizle gelişerek bu hedefe ulaşmanın önemine işaret ediyor. Ben de kendi içimizdeki özlerin arayışında oldum hep. Bu arayışı da müziğimizi zenginleştirmek amacıyla yaptım. Ben müzikte farklı bir kulvar açtım. Müzik alanındaki her türlü misyona saygı duydum, misyonunu iyi yapanı takdir ettim.

2018'DE ALBÜM ÇIKACAK
Yeni bir müzik projeniz olacak mı?
Var tabii. Yeni bir albüm hazırlıyordum ama yarım kaldı. Bestelerim hazır. Yoğun tempomdan dolayı stüdyoya hala giremedim. Gönül dostlarım uzun süredir benden yeni bir albüm bekliyor. İnşallah 2018'de albümüm çıkacak.

MUHAFAZAKARLIK GERİCİLİK DEĞİL ÖZÜNE SAHİP ÇIKMAK

Müziğiyle yaşadığımız toprakların zenginliğini hissettiren nadir müzisyenlerden birisiniz. Bunun altında derin bir kültür ve tarihi birikimin yattığını düşünüyorum...
Kültür ve tarih açısından dünyanın en zengin bölgesinde yaşıyoruz. Çok zengin bir müziğimiz varken Tanzimat döneminde batılılaşmayı değil, çağdaşlaşmayı hedef almaydık. 1826 yılında Türk müziği enderunu kapatıldı, mehterhaneden bandoya geçildi. Kendi değerlerimizi ikinci plana atmaya başladık. Osmanlı bize inanılmaz bir müzik ve ses sistemi bıraktı ama daha sonraki yıllarda bunlardan yeterince yararlanılamadı. Ben bunları araştırıp kendimi sürekli Türk müziğinde geliştirmeye çalıştım. Son yıllarda muhafazakarlığın önemi daha çok anlaşılmaya başladı. Eskiden her konuya küreselleşme açısıyla bakıyorduk. Sanki tüm bilgiler ve güzellikler, tüm dünya tarafından paylaşılacak diye düşünürken aslında bunun ön yüzü böyle görünüyormuş. Zaman geçtikçe madalyonun arka kısmında asimilasyonun varlığını hissettik. Küreselleşmeyle birlikte biz kendi değerlerimize yabancılaşmaya başladık. Küreselleşmeye karşı şimdi her ülke kendi öz değerlerine, kültürlerine ve geleneklerine daha çok sahip çıkmaya başladı. Bu da muhafazakarlığın önemini ortaya koyuyor. Muhafaza etmemiz gereken konuların başında; dinimiz, dilimiz, kültürümüz, değerlerimiz ve sanatımız geliyor. Zaten bunlar geliştiği zaman evrenselliğe katkıda bulunabiliriz. Ben de buna gayret etmeye çalışıyorum. Bazıları muhafazakarlığı gericilik olarak algılıyor, halbuki alakası yok. Muhafazakarlık, kendi özüne sahip çıkmaktır ki bu da harika bir şey. Evrenselliğin zenginliği kendi öz değerlerimizi zenginleştirmekten geçer.

RÖPORTAJ: TUBA KALÇIK

BİZE ULAŞIN