TRT stüdyolarından 28 Arap ülkesine dostluk yayıyorlar
Lübnanlı gazeteci Tony Mansour ile Suriyeli işkadını Esma Saeb Afendi, TRT Arapça'da geçtiğimiz hafta başlayan kültür, sanat programı Panorama'yı birlikte sunuyor
Biri mimarlık, diğeri gazetecilik eğitimi almış. Biri klasik müzik dinliyor, diğeri pop. Biri erken yatıyor, diğeri çok geç. Bu özellikler önemli gibi görünmese de, yaşam tarzları açısından karşılaşma ihtimalleri pek de olmayan 36 yaşındaki Suriyeli Esma Saeb Afendi ile 27 yaşındaki Lübnanlı sunucu Tony Mansour'un yolu, TRT Arapça stüdyolarında kesişti. Onları birleştiren nokta da aynı dili, yani Arapçayı konuşmaları... Afendi ile Mansour, 5 Nisan'da ikinci yılını kutlayan TRT Arapça kanalının, aynı gün yayına başlayan ve hafta içinde cuma hariç her gün, saat 11.00-13.00 arasında canlı yayınlanan Panorama programının sunucuları... İzmirli bir anneyle Suriyeli bir babanın kızı olan Efendi, İzmir doğumlu. O üç yaşındayken Suriye'ye gitmişler. Üniversiteyi İzmir'de okurken evlenmiş, bir kızı var. Suriye-Türkiye İş Konseyi Üyesi Afendi, Arapça, Türkçe ve İngilizce biliyor. Tatil için geldiği İstanbul'a hayran kalıp, "Bu şehirde yaşamak istiyorum," diyen Mansour'un yolculuğu, TRT Arapça'ya gönderdiği bir CV ile başlamış. İngilizce, Fransızca ve Arapça konuşuyor. Bu renkli çiftin hikayesini kendilerinden dinledik.
- Esma Hanım, inşaat sektöründe başarılı bir işkadınıyken neden TV sunucusu oldunuz?
- Esma Afendi: Gıda ürünlerinden makineye kadar geniş bir alanda işler yaptım. 'Müthiş zeki, çalışkan, süper bir kadınım,' diyemem. Çünkü kariyerimin yarısından çoğunu, aile ismimin saygınlığından edindim. 10 yıl ticaret yaptım. Ama Suriye'deki olaylardan dolayı, bir yıldır işlerimiz durma noktasına geldi. Aktif olmaya alışığım. TRT Arapça'dan iki yıldır teklif alıyordum. İstanbul'da bir toplantıdayken, artık TV'de bir şey yapabileceğimi söyledim. Programın yapımcısı Belgin Kutun da pat diye beni stüdyoya getirdi. Hayatımda kamerayı sadece toplantılarda gördüm ama ilk gün başladım.
- Kamera heyecanını nasıl aştınız?
- E. A: Sadece beş dakika prova yaptık ve canlı yayına girdik. Ne stüdyo şefinin dediğini anlıyordum ne de başka hareketlerin anlamını. Ama yarım saat geçti ve ben televizyoncu oldum. - Tony Mansour: Esma, çok sosyal, çok doğal bir kadın. Kamera karşısına geçince hiç yabancılık yaşamadı. Bu programı onunla sunmayı çok istedim.
- Ekranı sevmiş olmalısınız. Yoksa bu kadar iş tecrübesinden sonra bu riske sırf şöhret olmak için girmezdiniz.
- E. A: Tabii sevdim, çünkü doğuştan bir misyonum olduğunu düşünüyorum. İki kültür arasında, her zaman bağlayıcı, paylaştırıcı özelliğim oldu. Televizyon da bunlardan biri. Savaş nedeniyle depresif bir dönem geçirdim. Ruhsal konularda danıştığım bir uzman bana, 'Esma kendini hayatın akışına bırak,' dedi. Ben de kendimi akışa bıraktım ve programa başladım. İzmir'de annem, anneannem, kızım, kardeşim, yardımcımız ve ben, altı kişi bir Rum evinde yaşıyoruz. Tek erkeğimiz kedimiz.
- 18 yaşına kadar Suriye'de Arapça konuşurken, Türkçeyi unutmamayı nasıl başardınız?
- E. A: Annem Türk. Evimizde Türk kültürü hakimdir. Evde yemekler, misafir ağırlamak gibi özellikler hep Türk kültürünü yaşatır. Dışarıda ise Arap kültürü yaşanırdı. Okulda Arapça okudum. Hep göçebe gibi yaşadık. Yaz aylarında Türkiye'de, kışın Suriye'deydik.
EN SON HABERLER
- 1 İklim değişti kentler hazır değil
- 2 Kim Milyoner Olmak İster’de şimdi Cem Öğretir zamanı
- 3 Kortların asi annesi
- 4 Uzun yaşamın sırrı üretmekten geçiyor
- 5 Çocuklar ekrana bakıyor şirketler kazanıyor
- 6 Safranbolu’ya sonbahar çok yakışıyor
- 7 Işıltılı hayatın zor yüzü
- 8 Okulda şiddete karşı dünya alarma geçti
- 9 Sosyal medya yasakları başlıyor 15 yaş altı çocuklar ne yapacak?
- 10 Ülkece komediye açız