Giriş Tarihi: 18.01.2026

Bu şehrin hafızası sokak aralarında

Meydanlardan çok arka sokaklarda saklı olan İstanbul tarihi; hanlar, ibadethaneler ve lokantalar eşliğinde, birlikte yaşama kültürü üzerinden yeniden okunuyor... Turkish Odyssey (Anadolu Destanı) kitabında Şerif Yenen, İstanbul’un kültürel zenginliğine dikkat çekiyor: “Üstte halı mağazası aşağıda sarnıç, fark 1500 yıl... Böyle örnek çok! İnsan üzerinde yaşadığı toprakların zenginliğini fark edemiyor”

İzmir Ödemiş doğumlu Şerif Yenen'in İstanbul'la tanışması Kuleli Askeri Lisesi'nde başlıyor. İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi'nde askeri bir öğrenci olarak eğitim görür. Zira TSK'nın İngilizce öğretmenine ihtiyacı vardır. Teğmen olarak görev yaparken TSK'dan ayrılarak gönlündeki rehberlik mesleğine geçiş yapar. Zira hem Anadolu'yu hem İstanbul'u daha tanıtmak arzusu vardır içinde. Ancak bu mesleği yaparken, özellikle turistlere bilgi verirken derli toplu kaynakça olmadığını fark eder. 1994 yılında kendi bilgisayarında notlar tutmaya başlar. Zamanla kitapçık haline gelen bu çalışmalar turistlerin de ilgisini çeker. Tavsiye üzerine kendi yayımladığı bir kitap rehberlerin büyük ilgisini çeker. Bu tutkusu yakınlarda İngilizce yayınlanan üç ciltlik Turkish Odyssey (Anadolu Destanı) kitabıyla taçlandırılır. Biz de kendisiyle Zeyrek'te buluştuk. Fatih'i, Sultan Fatih'i, İstanbul'u ve elbette Anadolu'yu konuştuk. Yahya Kemal'in "Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer" ifadelerindeki sevdanın bir kez farkına vardık. Sohbetten ayrılırken doğup büyüdüğüm Fatih ilçesini hiç tanımadığımı da öğrendim.

İstanbul'la başlasak sohbetimize...
Başlayalım ama bitirebilir miyiz ki... Rehber olana kadar İstanbul'un kültürüne çok hakim olabildiğimi söyleyemem. Kültürel mirasa merakım rehberlikle birlikte başladı. İnsan üzerinde yaşadığı toprakların zenginliğini fark edemiyor. Fark etmesi için ayrı bir gözle bakması gerekiyor. Amerika'dan, Avusturalya'dan adamlar bir yıl önceden hazırlanmışlar, ellerinde dosyalarla İstanbul'u görmeye geliyorlar. Onlara İstanbul'u göstermeye başlayınca biz de ayrı bir bakış açısıyla bakmayı öğrendik.

İSTANBUL'DA YAŞAYAN ZENGİNLİKLERİNİN FARKINDA DEĞİL

Bunu İstanbullular için söylüyorsunuz sanırım...
Hayır rehberler için söylüyorum. Çünkü İstanbul'da yaşayan biri bu zenginliklerin farkında değil. Kanıksadık biz bunları. Her taraftan tarih çıkıyor. Dünyada turizm trendleri de değişti. Eskiden internet yok, cep telefonları yok insanlar tur operatörlerine bağlı. Tur operatörü mümkün olduğunca çok kişiyi otobüse doldurup onları mümkün olduğunca gezdiriyor. Ama artık internet var. İnsanlar özgürleşti, bağımsızlaştı. Deneyim yaşamak istiyorlar. Tamam Topkapı'yı, Ayasofya'yı görecekler ama arka sokaklarda ne oluyor, İstanbullu ne yiyor, hangi müziği dinliyor, nasıl bir yaşam stili var? Bunları merak ediyor insanlar.
Bizi bir tura çıkarsanız şu anda, nelere şaşırırdık?
Sultanahmet'in katmanları var ya; Roma, Doğu Roma, Osmanlı... Kültür ve tarih bilincinin gelişmediği dönemlerden gelen uygulamalarla Doğu Roma sarayının üzerine Osmanlı Mahallesi yapmışız yani. Şimdi böyle kontrastlar ve tezatlar çıkıyor ortaya. Üstte halı mağazası aşağıda sarnıç, fark 1500 yıl. Üstte otel altta sarnıç, üstte otel altta ayazma... Güzel bunlar yani. Ben de özellikle bu yerleri arıyorum, tarıyorum gidip sahipleriyle tanışıyorum ve bunları tur rotasına ekliyorum. Enteresan şeyler çıkıyor ortaya. Amerikalılar çok şaşırıyor ama Türkler de bu tip şeylere ilgililer.

Fatih'te 24 saat geçirmek istersek, nereden başlayıp nerelere gitmeliyiz?
Bu röportaja ne kadar yer ayırdınız, bu cevabı çok uzun bir soru... (Karşılıklı gülüyoruz) Bir kere Sultanahmet ve çevresi var, zaten oralarda bir gün rahat geçiyor. Sonra Kapalı Çarşı ve çevresi var. Nuruosmaniye kapısından gelip Beyazıt kapısından çıkmak değil yani... Kapalı Çarşı'nın etrafında yaklaşık 80 tane han var. O hanların kimisinde müthiş bir tarih ve gizem yatıyor. Mesela Kapalı Çarşı'nın altından giriyoruz, üstünden çıkıyoruz, bir gün sürüyor. Çatılarına çıkıyoruz, çatıya bakan teraslarına çıkıyoruz, hanlara gidiyoruz. Mısır Çarşısı'na bazen iniyoruz. O da başka bir şey. Sonra Süleymaniye ve çevresi var. Şehzadebaşı Camii, Vefa... Vefa Kilise Camii var, çok enteresan bir yer... Molla Gürani Camii... Zeyrek var, Balat var, Edirnekapı ve Zeytinburnu tarafı var. Her biri birer gün bence...

FATİH LEZZET DURAKLARI AÇISINDAN ÇOK ZENGİN

Fatih ilçemiz gastronomi açısından da değerli bir semt...
Paçacı Mahmut, Fatih Sarması, Şeref Büryan, Süleymaniye kuru fasulyecileri... İlber Ortaylı'nın tanıttığı bir köfteci vardı Süleymaniye'ye giderken. Küçük bir yer ama kuyruklar oluyor... Fatih Camii'nin karşı sokağında Diver adında bir Karadeniz mutfağı var, Merkez Efendi köftecisi var. Sirkeci'de Hocapaşa Çarşısı'nda Şehzade Cağ Kebapçı var, Hocapaşa pidecisi var.
Canınız sıkıldığında İstanbul'un neresinde huzur bulursunuz?
Bana böyle çok yeni yer keşfediyor olmak keyif veriyor. 37 yıllık rehberim, hâlâ yeni yerler öğreniyorum.
Keşfettiğinize en çok şaşırdığınız yer neresiydi?
Çok fazla var. Mesela Beyazıt Meydanı'nda Theodosius Forumu var, yani Bizans'ın Taksim Meydanı. Orada bir sütün başı var ve her zaman ona yaşlanmış bir hamal arabası var, bu mütemmim cüzü bunun diyorum. Amerika'da olsa böyle bir eser; beş metre yanına yaklaştırmazlar, ışıklandırırlar vesaire. Bizde fazla olunca kıymeti olmuyor.
Ayasofya'nın değerinin bile farkında değiliz...
Her gün Ayasofya'yı görüyoruz. Oysa adam Ayasofya'nın karşısına geçip kahve içiyor, oturup saatlerce Ayasofya'yı seyrediyor. Onu görmeye gelmiş. Apsisine doğru bakın; Hz. Meryem, Hz. İsa, Allah ve Hz. Muhammed... Dünyanın hangi yerinde böyle bir birlikteliği görürsünüz? Birlikte yaşam kültürünün müthiş güzel bir örneği. Birlikte yaşam kültürünü bizde Fatih Sultan Mehmet başlattı. Çok büyük bir insan.

HİÇ ANILMAYAN BİR SAVAŞ

İstanbul'un fethi sonrası birçok yerden Türk getirtiyor şehre...
Artı Bizanslıları da çağırıyor, "Geri gelin, her türlü dini özgürlüğünüzü garanti ediyorum ben" diyor ve Patrikhane'yi kurduruyor. 21 yaşında yapıyor bunları. Gelmiş geçmiş en büyük lider.
İstanbul'da sizi heyecanlandıran başka hangi tarihi eserler var?
Göz ardı ettiğimiz çok önemli konular var. Hepimiz İstanbulluyuz ama mesela İstanbul'un tarihinde 324 yılında daha Roma başkenti olmamışken Büyük Konstantin ile Tetrarşi Dönemi'nin imparatoru Licinius arasında Üsküdar'da bir savaş yaşandı. Üsküdar Savaşı yani Hrisopolis Savaşı... 324 yılında yapıldı. Ben tarih hocası arkadaşlarıma bu savaşın bizim kitaplarımızda yazılıp yazılmadığını sordum, "Yazmıyor" dediler. İstanbul'un dönüm noktası ya... Bu savaştan sonra Büyük Konstantin, Licinius'u yeniyor ve onu tarihin yapraklarından siliyor. Tekrar Roma İmparatorluğu'nun tek hakimi oluyor. Roma imparatorluğu o kadar büyük ki Roma'dan yönetmek çok zor. Daha stratejik bir yer arıyor. Bakıyor ve gözüne bu tarihi yarım adayı kestiriyor. "Benim yeni başkentim burası olacak" diyor. 324 hemen akabinde İstanbul'u Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan ediyor. 20 bin nüfuslu Bizantion kenti koskoca Roma İmparatorluğu'nun başkenti oluyor. Bu kadar önemli bir olay bu, dönüm noktası yani. Bizim bunları ballandıra ballandıra anlatmamız lazım.


ÇIRAKLIK ESERİNDE MÜKEMMELİ YAKALAMIŞ

İstanbul'daki en etkilendiğiniz beş camiyi sorsam?
Bir kere Sultan Ahmet Camii'ni çok turistik buluyorum. Orada en ufak bir mistik hava kalmadı. Her gün binlerce kişi ziyaret ediyor. Ben Sultan Ahmet yerine Süleymaniye'yi tercih ediyorum. Şehzade Camii'ni çok seviyorum çünkü Süleymaniye Camisi'nden önce Mimar Sinan'ın inşa etmiş olduğu ilk selatin camisi. "Çıraklık eserim" diye tanımladığı camide mükemmeli yakalamış. Onun için Şehzade Camii ve Süleymaniye Camii çok önemli. Eminönü'ndeki Rüstem Paşa Camii, çinileri harika. Sokullu Camii, Kadırga'dan yukarı çıkarken arada yokuşta. Son olarak Küçük Ayasofya Camii.


LOKANTA KÜLTÜRÜNÜ YAŞATMALIYIZ

İstanbul'a ait yemek kültüründen bahsetsek biraz? Yabancılara söyleyecek olursam; kebabı mutlaka tadın, patlıcan yemeklerini ihmal etmeyin, balık mezelerini unutmayın derdim. Ama sorun şu ki yabancıların gözünde Türk yemekleri sadece kebaptan ibaret gibi gözüküyor. Bu çok acı bir şey. Bence lokanta kültürümüzü yaşatmamız gerekiyor. Kadıköy'de, Karaköy'de önemli lokantalar var. Lokanta adını kimse kullanmıyor. Ben yabancılara lokantayı tanıtırken "Bu Türk mutfağının fastfood'u diyorum ama sizin fastfoodlardan değil" diyorum. Burada her şey yeni pişer, mevsimsel ürünler neyse onlardan pişer, saat 3-4 gibi biter. Aşçı tabağı denen bir şey var. Bulgur ya da pilav, yanına az nohut, biraz kavurma, bir dolma vesaire oluyor. Bazen aşçı "Bana bırak ben yapacağım" diyor. Frozen food yok, her şey günlük pişiyor, mevsimsel sebzeler pişiyor. Yabancılar yayla çorbasına şaşırıyor. Yoğurttan bir çorba, ben mutlaka tattırıyorum. Mercimeği seviyorlar, mercimeğin ezogelin hali daha bir başka oluyor. Patlıcanı unutmayalım. Yabancılara "Patlıcanın bu kadar çok çeşidinin yapıldığı başka hangi mutfak var?" diyorum. Şuan saymaya başlasak 20-30 çeşit çıkar.

X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.