Her şeyden uzaklaşma isteğinin nedeni zihinsel yorgunluk
Günlük hayatın koşuşturması, bitmeyen sorumluluklar ve sürekli bir yerlere yetişme çabası, insanı zihinsel ve duygusal olarak yoruyor. Bir an gelen her şeyden uzak kalma arzusunun altında çoğu zaman bu yorgunluk yatıyor. Kendine zaman ayırmak ve hayatın temposunu yavaşlatmak, zihnin dinlenmesine yardımcı oluyor
Hiç durup dururken her şeyi geride bırakıp uzaklaşmak istediğiniz oldu mu? Telefonunuzu kapatmak, kimseyle konuşmamak, hiçbir yere yetişmek zorunda olmamak... Bazen insanın içinde öyle bir yorgunluk birikir ki artık uyumak bile yorgunluğu almaz. Çünkü yorulan yalnızca beden değildir; bazen zihnimiz, bazen duygularımız, bazen de sürekli güçlü görünmeye çalışan yanımızdır. İngiliz psikolog Oliver Burkeman, Dört Bin Hafta adlı kitabında modern insanın zamanla kurduğu sorunlu ilişkiyi ele alır.
ömrünün yaklaşık dört bin haftadan oluştuğunu hatırlatarak hayatımızı sürekli daha fazla iş yapmaya çalışarak tüketmemizi sorgular. Çünkü modern dünyanın bize öğrettiği şeylerden biri, her dakikayı verimli geçirmek zorunda olduğumuz düşüncesidir. Dinlenirken bile kendimizi suçlu hissederiz. Bir gün hiçbir şey yapmadan geçirsek sanki hayatımızdan bir şey eksilmiş gibi düşünürüz. Geçtiğimiz haftalarda İngiltere'de gerçekleştirdiğimiz inziva kampında, doğanın sakinliği içinde bu mesele üzerine yeniden düşünme fırsatı buldum. Şehirlerin gürültüsünden uzaklaşıp yeşilin farklı tonları arasında yürürken insan, günlük hayatında fark etmediği ayrıntıları görmeye başlıyor. Rüzgârın ağaçların arasından geçerken çıkardığı sesi, kuşların ötüşünü, toprağın kokusunu...
DOĞA İNSANA İYİ GELİYOR
Aslında bütün bunlar dünyanın başka yerlerinde de var. Fakat biz çoğu zaman onları fark edebilecek kadar yavaşlamıyoruz. Bazen bir ağacın altında geçirilen birkaç dakika, insana uzun zamandır kendisinden esirgediği bir huzuru hatırlatabiliyor.
Psikolojide dikkat restorasyonu kuramı olarak bilinen bir yaklaşım vardır. Bu kurama göre, sürekli odaklanma gerektiren işler zihinsel dikkatimizi yorabilir; doğal ortamlar ise dikkatin daha az çabayla yönelmesine imkân sağlayarak toparlanmamıza yardımcı olur. Bir ormanda yürürken yaprakların hareketini izlemek, akan suyun sesini dinlemek veya gökyüzündeki bulutlara bakmak, bir bilgisayar ekranında saatlerce çalışmaktan farklı bir dikkat biçimi gerektirir.
Doğanın insana iyi gelmesinin nedenlerinden biri de bu olabilir. Tasavvuf geleneğinde ise halvet diye bir kavram vardır. Halvet, insanın bir süreliğine dış dünyanın meşguliyetlerinden uzaklaşıp kendi iç âlemine yönelmesidir. Fakat halvetin amacı insanlardan nefret etmek ya da hayattan kaçmak değildir. Aksine, insanın kendisiyle yüzleşerek hayata daha bilinçli dönebilmesidir. Tasavvufta bir de "halvet der encümen" anlayışı vardır; yani kalabalığın içinde de iç huzurunu koruyabilmek. Çünkü asıl mesele sessiz bir ormanda huzurlu olmak değil, o huzurdan bir parçayı hayatın kalabalığına taşıyabilmektir.
ZAMAN ZAMAN YALNIZLIĞA İHTİYAÇ DUYARIZ
Bazen insanlar yalnız kalmak istediklerinde kendilerini suçlu hissederler. Sevdiklerinden uzaklaşma isteğini sevgisizlik, sessiz kalma ihtiyacını mutsuzluk olarak yorumlarlar. Oysa insanın zaman zaman yalnızlığa ihtiyaç duyması, başkalarını sevmediği anlamına gelmez. Üstelik dinlenmek yalnızca bir tatil meselesi değildir. İnsan bazen en güzel otelde bile zihnindeki kaygılardan uzaklaşamaz. Çünkü gittiği her yere düşüncelerini de götürür. Bu yüzden gerçek dinlenme, yalnızca bulunduğumuz mekânı değiştirmekle değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyi de değiştirmekle ilgilidir. Her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığımızı, her sorunu bugün çözmemiz gerekmediğini, herkesin beklentisini karşılamanın mümkün olmadığını kabul edebilmek de bir çeşit dinlenmedir. Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:
En son ne zaman hiçbir şey başarmak zorunda olmadan bir gün geçirdik? Ne zaman bir manzaraya fotoğrafını çekmeden baktık? Ne zaman bir dostumuzu yalnızca sesini duymak için aradık? Ne zaman yürüyüşe çıkarken kaç adım attığımızı hesaplamadık? Hayatı sürekli ölçmeye, kaydetmeye ve paylaşmaya çalışırken onu hissetme becerimizi ihmal ediyor olabilir miyiz? Elbette hepimizin sorumlulukları var. Çalışmak, üretmek, sevdiklerimize zaman ayırmak ve hayatın gerekliliklerini yerine getirmek zorundayız. Fakat bunları bir denge içerisinde yapmayı öğrenmeliyiz. Dinlenmek için tükenmeyi beklemek zorunda değiliz. Bazen telefonu bir saatliğine sessize almak, bazen tek başına yürümek, bazen de hiçbir şey yapmadan gökyüzünü seyretmek kendimize gösterebileceğimiz küçük bir merhamettir.
Unutmayalım
İnsan yalnızca yaptığı işlerden, kazandığı başarılardan ve yerine getirdiği sorumluluklardan ibaret değildir. Bazen hiçbir şey yapmadığımız anlarda da hayat bütün güzelliğiyle devam eder. Güneş doğar, rüzgâr eser, ağaçlar büyür ve dünya biz yetişemesek de dönmeye devam eder. Huzur, her şeye yetişebildiğimiz gün değil, her şeye yetişmek zorunda olmadığımızı anladığımız gün başlar.
EN SON HABERLER
- 1 Z kuşağı gitti alet çantası kuşağı geldi
- 2 Depolardan müze vitrinlerine
- 3 ABD’deki kiliselere taciz öfkesi
- 4 Defalarca yıkılıp ayağa kalktı
- 5 Ülkeler yapay zekada kendi yolunu çiziyor
- 6 Yine görüşeceğiz Roma
- 7 Çocuklar tribünde büyükler sahada
- 8 Yakışıklı olmak psikopatı çekici mi kılıyor?
- 9 Trump’ın İsrail kumarı
- 10 Müzik dünyasının perde arkası roman oldu