En kolay sevdiklerimizi kırıyoruz
Gün içinde tanımadığımız insanlara karşı sabırlı ve anlayışlı davranırken, en küçük öfkemizi bazen en sevdiklerimizden çıkarıyoruz. İş hayatının stresi, günlük yorgunluklar ve karşılanmayan beklentiler, ailemizle ve sevdiklerimizle aramızda kırgınlıklara yol açabiliyor. Oysa en çok değer verdiğimiz insanlar, en fazla sabrı ve anlayışı da hak ediyor
Yabancılara gösterdiğimiz sabrı neden sevdiklerimizden esirgiyoruz? "İnsan bazen en çok sevdiği kalbi incitir. Çünkü o kalbin, ne yaparsa yapsın kendisine daima açık kalacağını sanır." Hiç düşündünüz mü, neden bazen en güzel sözlerimizi yabancılara saklarken en kırıcı cümlelerimizi sevdiklerimize söyleriz? Sokakta tanımadığımız birine gülümser, hata yaptığında anlayış gösterir, bizi beklettiğinde sabrederiz. Fakat eve döndüğümüzde annemizin küçük bir sorusuna tahammül edemez, eşimizin söylediği sıradan bir söze öfkelenir, çocuğumuzun basit bir hatasına gereğinden fazla tepki veririz. Sonra da dönüp "Ben aslında onu çok seviyorum" deriz. Peki insan, sevdiği birini neden bu kadar kolay incitebilir? Psikolojide yer değiştirmiş saldırganlık olarak bilinen bir kavram vardır. İnsan bazen öfkesinin gerçek kaynağına tepki veremediğinde, biriktirdiği gerginliği başka birine yöneltebilir. İş yerinde haksızlığa uğrarsınız ama yöneticinize sesinizi çıkaramazsınız. Trafikte saatlerce beklersiniz, gün boyunca sorunlarla uğraşırsınız, sürekli bir şeyleri yetiştirmeye çalışırsınız. Akşam eve geldiğinizde ise sevdiğiniz insanın söylediği küçücük bir söz, bir anda büyük bir tartışmaya dönüşebilir. Oysa öfkenizin gerçek sebebi karşınızdaki insan değildir; gün boyunca içinizde biriktirdiklerinizdir. Burada ilginç bir durum daha var. İnsan bazen kendisini güvende hissettiği ilişkilerde duygularını daha rahat dışa vurur. Çünkü karşısındaki insanın onu kolay kolay terk etmeyeceğini düşünür. Fakat bu güven duygusu, farkında olmadan bir ihmale dönüşebilir. "Nasıl olsa beni seviyor, nasıl olsa beni anlar, nasıl olsa affeder" diye düşünmeye başlarız. Ve bir gün fark ederiz ki kaybetmekten korktuğumuz insanlara gösterdiğimiz özeni, kaybetmeyeceğimizden emin olduğumuz insanlardan esirgemişiz. Oysa sevgi, bir insanın her davranışımıza katlanmak zorunda olması değildir. Sevgi, bize verilen sınırsız bir tahammül hakkı da değildir. Birinin bizi sevmesi, onu kırabileceğimiz anlamına gelmez. Aksine, bir insan kalbini bize açmışsa o kalbe karşı daha nazik olmamız gerekir. Çünkü insan tanımadığı birinin söylediği ağır bir sözü birkaç gün içinde unutabilir ama sevdiği birinin ağzından çıkan küçücük bir cümleyi yıllarca zihninde taşıyabilir.
SENİ KIRDIĞIMI FARK ETTİM
Bir de özür dilemek meselesi var. Bazı insanlar özür dilemeyi yenilmek zanneder. Oysa özür dilemek, insanın kendi hatasıyla yüzleşebilecek kadar olgunlaşmasıdır. "Seni kırdığımı fark ettim, üzgünüm" diyebilmek, sevgiyi haklı çıkmaktan daha önemli görmektir. Fakat özür, yalnızca söylenen bir cümle olarak kalmamalıdır. Gerçek bir özür, aynı yarayı tekrar tekrar açmamak için gösterilen çabayla anlam kazanır. Belki de bugün kendimize sormamız gereken çok basit bir soru var: En son ne zaman sevdiğimiz bir insana, hiçbir sebep yokken güzel bir söz söyledik? Hayat bize sevdiklerimizle ne kadar zamanımız kaldığını söylemiyor. Bugün sıradan gördüğümüz bir akşam yemeği, yıllar sonra özlemle hatırlayacağımız bir hatıraya dönüşebilir. Bugün sabırsızlıkla cevap verdiğimiz bir ses, bir gün yeniden duyabilmek için her şeyimizi vereceğimiz bir sese dönüşebilir. Bu yüzden sevgimizi yalnızca içimizde taşımayalım; davranışlarımızda da gösterelim.
BİRBİRİNİ ÇOK SEVEN İKİ İNSAN DA TARTIŞABİLİR
Tasavvuf geleneğinde edep kavramının bu kadar önemli olmasının sebeplerinden biri de budur. Edep, yalnızca büyüklerin yanında saygılı oturmak, güzel konuşmak veya toplum içinde nazik davranmak değildir. Edep, insanın en yakınındakine de aynı incelikle yaklaşabilmesidir. Bir misafir evimize geldiğinde ona en güzel sofrayı hazırlarız. Ses tonumuza dikkat eder, davranışlarımıza bir incelik katarız. Fakat aynı evde yıllardır bizimle yaşayan, hastalandığımızda başımızda bekleyen, zor günlerimizde yanımızda olan insanlara bazen aynı özeni göstermeyiz. Misafire sunduğumuz güzel sözleri, evimizin içindekilerden esirgeriz. Oysa insanın asıl nezaketi, misafir gittikten sonra da devam edebilmelidir. Bir başka mesele de beklentilerimizdir. Sevdiğimiz insanlardan bizi çok iyi anlamalarını bekleriz. Söylemeden bilmelerini, anlatmadan hissetmelerini, yorulduğumuzda fark etmelerini isteriz. Beklentimiz karşılanmadığında ise hayal kırıklığı yaşarız. Bazen "Beni gerçekten sevseydi anlardı" deriz. Oysa sevmek, karşımızdaki insanın zihnimizi okuyabilmesi değildir. Sevgi ne kadar derin olursa olsun, insanın anlaşılmak için bazen konuşmaya, dinlenmek için de karşısındakine alan açmaya ihtiyacı vardır. Psikolojide duygu düzenleme dediğimiz beceri tam da burada önem kazanır. Öfkelendiğimizde hemen tepki vermek yerine duygumuzun kaynağını fark edebilmek, kırıcı bir cümle kurmadan önce durabilmek ve neye ihtiyacımız olduğunu anlatabilmek öğrenilebilir becerilerdir. Bazen bir tartışmanın ortasında söylenebilecek en olgun söz, "Şu anda çok yorgunum, seni kırmak istemiyorum, biraz sakinleşip konuşalım" cümlesidir. Tasavvufta nefis terbiyesi denildiğinde de yalnızca büyük arzulardan vazgeçmek anlaşılmamalıdır. Bazen insanın nefsini terbiye etmesi, haklı olduğunu düşündüğü bir anda sesini yükseltmemesidir. Bazen son sözü söylemekten vazgeçmesi, bazen özür dilemeyi bilmesi, bazen de kendi öfkesinin sorumluluğunu başkasına yüklememesidir. Sabır, her şeye sessizce katlanmak değildir; duygularımızın bizi yönetmesine izin vermeden davranışlarımızı seçebilmektir. Elbette her ilişkide anlaşmazlıklar olur. Birbirini çok seven iki insan da tartışabilir, yorulabilir, zaman zaman birbirini yanlış anlayabilir. Sağlıklı bir ilişkinin ölçüsü hiç tartışmamak değildir. Önemli olan, tartışırken karşımızdaki insanın onurunu koruyabilmek ve kırdığımızda bunu onarmak için sorumluluk alabilmektir.
UNUTMAYALIM
Sevgi yalnızca güzel günlerde söylenen güzel sözler değildir. Asıl sevgi, yorgunken de incitmemeye çalışmak, öfkeliyken de saygıyı korumak, haklıyken de merhameti unutmamaktır. Herkese gösterdiğimiz nezaketten en büyük payı, hayatımızı paylaştığımız insanlar hak eder. Ve belki de insanın olgunluğu, hiç kimseyi kırmamasında değil; kırabileceği bir anlarda merhameti seçebilmesindedir.
EN SON HABERLER
- 1 33 ülkede aynı alarm! Krize hazır olun
- 2 Alev Alatlı’nın hayali gökyüzüne uzandı
- 3 ABD’de Müslüman adaylar Yahudi lobisi AIPAC’i de yendi
- 4 Dijital dünyada açık kapı bırakmayın
- 5 Güçlü olmak için kimseye yaslanmadı Gisele Bündchen
- 6 Prag’a gitmek için çok neden var
- 7 Z kuşağı gitti alet çantası kuşağı geldi
- 8 Depolardan müze vitrinlerine
- 9 ABD’deki kiliselere taciz öfkesi! Rahiplerin pislikleri bir bir ortaya çıkıyor
- 10 Defalarca yıkılıp ayağa kalktı