Giriş Tarihi: 11.07.2010

Dünyanın en büyük zevkleri doğumda

Dünyanın en büyük zevkleri doğumda
- Zamane anneleri eskilere göre daha fazla okuyor annelik, bebek bakımı, çocuk psikolojisi vs üzerine. Şimdi bu çocukların hepsi mükemmel mi olacak diye düşünüyor insan. En azından kendi dönemimle, o dönemin anneleriyle kıyaslayınca; 'Bizler son arızalar mıyız?' diye düşünüyorum bazen. - Biz o bilinçle yetiştirilmedik ama peki bunlar arızasız mı olacak? Bilakis o kitaplarla öğretilmeye çalışılan annelikle daha da sakatlandığımızı düşünüyorum. Geleneksel annelik, modern annelik diye ayırırsak, sokaklarda, parklarda oynayan, daha az ilgiye mazhar olan çocuklar daha rahat büyüdüler. Şimdi çocukların her dakikaları hesaplı. Okuldan çıkışı, baleye gidişi, akşam izleyeceği filmler... O kitapları okumayan annelerin çocukları daha normal çocuklar olabiliyor. Çocuklar için aslında boğucu bir şey ötekisi. Mükemmel annenin tarifini yapmaktan herkes çok hoşnut görünüyor. - Bir de bakıcılar var. Nişantaşı'nda çok görüyorum. Bir değil iki bakıcı, hatta tek çocuğa. Bu da tuhaf bir durum değil mi? Çocuk annesinden çok bakıcıyla zaman geçiriyor. - O konuda bu kadar acımasız olamıyorum. Her kadının çocuk doğurduktan sonra doğmadan önceki haline dönme şansı olsun istiyorum. Bu dönüşü kaç bakıcı kolaylaştıracaksa... - Kadınların nasıl bir anne olduklarını kendi anneleriyle ilişkileri belirliyor biraz da. Jung 'annesinden nefret edenler', 'çok özdeşleşenler' şeklinde ayrı ayrı inceliyor hepsini. Sizin kitabınızda da anneler ve kızları önemli bir mesele bu anlamda. - Nefret de, büyük bir bağlılık da senin sen olmana mani olacak şeyler. Kopman gerekiyor. Batı toplumlarında modernitenin getirdiği önemli bir kopukluk var, onu da söylemiyorum. Buradaki o sıcak ilişkiyi de seviyorum, ama bir taraftan da onun bizi sıkıştırdığı köşelere, kurduğu tuzaklara, getirdiği ketenperelere karşı biraz daha dikkatli olursak sanki daha doğru olacak gibi. Son günlerde sohbetlerde konuşuluyor ya; Türkiye çocuk toplum, ergen toplum... Bir yetişkin toplumu haline gelebilmemizin bu ilişkilerde saklı olduğunu düşünüyorum. - Anneden devralınan miras da ağır bir miras kitapta. Nasıl bir miras bu? - Anneliğin özellikle bizim toplumumuzda bir fedakârlık müessesine dönüşmüş olmasına öfkem sonsuz. Cennet niye annelerin ayakları altında olsun? Burası cehennem mi? Burası da kısmen cennet, kısmen cehennem. Ve babalar için de öyle. Küçük bir isyan da var Aklımdaki Yılan'daki hikâyelerde. Kadın anne oldu diye niye cinsellikten, hazdan, zevkten korksun, saçını süpürge etsin, hayatını feda etsin? Bunlar çomak sokulması gereken arı kovanları gibi geliyor bana. En baştan bir borç duygusuyla, suçluluk duygusuyla çocuk bakıyorsun sonra. En asi kadın yazarlarımızdan bile duydum; "Açık bir yara gibi annelik." Böyle tanımlanmasının altında o büyük cümleler var. O kadar kutsal bir mevki annelik. Doğada bütün canlılar doğuruyor. Evet, ciddi bir değişim ama bir süre yaşanıyor. - 'Çocuk da yaparım kariyer de...' diye şarkı bile yapılıyor işte. Öyle bir mevki. - Bu da sakat işte. Neden erkekler söylemiyor böyle bir şarkı. Zaten ikisini de yapıyor, böyle bir slogana ihtiyaç yok. - Anneler babalardan çok daha fazla uğraşıyor çocukla diye. Babalar o kadar ilgileniyorlar mı? - Öyle ama o uğraş da belki iki sene. Ben onu reddetmiyorum. Kadının doğasında bu var. İçinden çıkan varlıkla kurduğu ilişki, erkeğin kuracağı ilişkiden tabii ki farklı olacak ama bunun bütün bir ömre yayılması, çocuk 45 yaşına bile geldiğinde annenin hâlâ 1,5 yaşında çocukla ilgileniyor gibi olmasını tuhaf buluyorum. Bir ömre yayılıp, bunun mesleğe dönüşmesi eleştirilecek taraflar. Yoksa dünyanın en büyük zevkleri doğumda, doğumdan sonra yaşananlarda.