Akıl, biraz akıl. Bütün isteği buydu...

Bir zamanlar Ajax'ın stoperi olan Frank Rijkaard konuşuyor: "Johan (Cruijff) teknik direktör olarak Ajax'ın başına geçtiğinde bir stratejisi vardı. İşler pek iyi gitmediğinde bile buna inanmaya devam etti. Geçen sene orta alanda oynadım ve Ronald Koeman'a boş alan yaratmak zorundaydım ki Koeman ileri çıksın ve orta sahada bir kişi daha çoğalalım. Bu sene de aynı düzende oynadık ama farklı oyuncularla. Strateji derken bunu kastediyorum."

Tüm zamanlarda Johan Cruijff'la en çok söyleşi yapan iki haberci, Frits Barend ve Henk Van Dorp konuşuyor: "Cruijff'un sistemi kaleciyle, Stanley Menzo'yla başlar. Menzo takımın bir parçası olarak futbol oynayan bir kaleci. Gol çizgisi üzerinde çakılı olarak beklemesine izin verilmiyor, kalesinden epey ileri açılmak zorunda. Menzo ceza sahasının dışına çıkarak Ajax'ın sahada rakiplerine karşı yarım oyuncu daha fazla olmasını sağlıyor. Neticede Ajax on buçuk oyuncuya karşı 11 oyuncuyla mücadele ediyor."


Bir zamanlar Ajax'ın stoperi olan Ronald Spelbos konuşuyor: "Crujff ilk olarak defansta oynayacağımı söyler. Bu kadar basit. İkinci olarak topu olabildiğince hızlı bir şekilde gol noktalarına götürmeliyim… Eskiden sadece defans oyuncusuydum. Şimdi takımın bir parçasıyım."

Bir zamanlar Ajax'ın teknik direktörü olan Johan Cruijff konuşuyor: "Spelbos en iyi tekniğe sahip oyunculardan ve 50 metreden pas atabilecek üç-beş futbolcudan biri. Bir hoca olarak bunu kullanmalıyım, öbür futbolcuların bundan faydalanmasını sağlamalıyım."


Bir zaman önce Galatasaray'a teknik direktör olan Frank Rijkaard konuşuyor: "Günümüz futbolunda atak yapmayı seven her takımın ortaya önce iyi bir organizasyon şeması koyması gerekiyor. Artık sadece atak oynamak çok tehlikeli olabiliyor. Onun yerine organize bir takım olmak daha önemli."

Bir zaman önce oynanan Galatasaray-Beşiktaş maçından sonra Frank Rijkaard konuşuyor: "Golden ondan sonra skoru korumaya gittik, orada bir hatamız oldu. Oyunu yavaş kurduk, sorumluluk almadık. Beşiktaş gol bulabilirdi, biz de gol bulabilirdik. Dediğimiz şeyleri yapmazsak böyle şeyler olabiliyor."


Önce bölüm özetleri

Bu konuşmaları yeniden hatırlayacağız daha sonra. Şimdi Galatasaray-Beşiktaş maçına gidip bölümler halinde yeniden zihnimizde canlandıralım olup biteni. Önce özetler.

Birinci bölüm. Maçın en kısa bölümüydü. Galatasaray'ın kendi oyununu oynadığı ve sürekli hücum düşündüğü bu bölüm 3 küsür dakika sürdü yaklaşık. Ve Galatasaray'ın yine bir duran toptan bulduğu golle sona erdi.

İkinci bölüm. Maçın en uzun bölümüydü; Galatasaray'ın golünden, ilk yarının son düdüğüne kadar yaklaşık 42 dakika sürdü. Galatasaray'ın kontratak futbolundan örnekler sunduğu bu bölümde topa daha çok hakim olmaya çalışan takım Beşiktaş'tı. Galatasaray iki, Beşiktaş da bir önemli fırsat yakaladı golsüz geçen bu bölümde.



Üçüncü bölüm. Mustafa Denizli'nin ikinci devre başında yaptığı iki değişiklikle başlayan bu bölüm yaklaşık 20 dakika sürdü. Uzun değil, ama maçın en heyecanlı zaman parçasıydı. Bu bölümde oyun, Denizli'nin maça yaptığı müdahalenin dolaylı bir sonucu olarak Beşiktaş'ın ikinci bölgesinde oynandı ağırlıklı olarak. Beşiktaş üç yaşamsal atak girişiminde bulundu, bir de gol pozisyonu üretti bu bölümde. Galatasaray ise tek atak girişiminde bulundu ve bunanla gole kavuştu. Bu bölüm de ilk bölüm gibi, Galatasaray'ın bulduğu golle sona erdi.


Dördüncü bölüm. Yaklaşık 25 dakika süren oyunun bu son bölümünde Abdul Kader Keita'nın yerine Barış Özbek'in girmesiyle tam anlamıyla 4-3-3'e döndü Galatasaray. Bu bölümde karşılıklı birer gol pozisyonu var iki takım adına da ve de bir Galatasaray golü daha.

Şimdi ana haberler



Şimdi maçla ilgili ana haberlere, saptamalara, başlıklara geçebiliriz artık.

Birinci saptama. Galatasaray'ın genel futbol kamuoyunda kötü oynadığı fikrini uyandıran en önemli nokta, maçın birinci bölümünün inanılmaz kısa sürmesiydi aslında. Yani golü dördüncü değil de mesela 25'inci dakikada bulsaydı "Galatasaray daha iyi futbol oynadı" algılaması oluşucaktı zihinlerde. Sorun, Bosna-Hersek maçında Türkiye'nin yaptığı gibi golü erken bulmasıydı Galatasaray'ın. Çünkü şunu biliyoruz ki, belki o kadar tempolu olmasa da Galatasaray golü bulana kadar bildik, alışık olduğumuz hücum futbolunu koşturacaktı Beşiktaş karşısında. En azından bunu planlıyordu.


Golü bulana kadar Galatasaray'ın temposunu inanılmaz artırmasının nedeni ise maçın favorisi olması, bunu da psikolojik olarak rakibine göstermek istemesiydi elbette. Bu nedenle bir gövde gösterisi yaparak başladı Galatasaray maça.


Birinci varsayım. Eğer birinci bölümde golü erken bulmasaydı Galatasaray ve bu süre 20-25 dakika sürseydi, maç istatistiklerinde Beşiktaş'ın önüne geçmiş olacaktı muhtemelen.


İkinci saptama. Galatasaray'ın Rijkaard'ın sezon başından bu yana oturtmaya çalıştığı oyun stratejisinden en çok uzaklaştığı bölüm maçın üçüncü değil, ikinci bölümdü aslında. Nasıl gerçekleşti bu? Öncelikle Rijkaard'ın oyunu kaleci üzerinden geriden kurmak yolundaki direktifinin ihlal edilmesiyle sapıldı stratejiden. Galatasaray defansı rakip forvet baskı yapmazken bile oyunu geriden kurmak konusunda sorumluluk almayınca, degaj yaparken gördük Leo Franco'yu arada bir. Savunma da oyunu geriden kurmak yerine uzun oynadı zaman zaman.

Bu durumu bir tür Bosna-Hersek maçı sendromu olarak da adlandırabiliriz aslında. Yani öne geçtikten sonra skoru koruma gayreti içine girmek. Bosna-Hersek ciddi bir sistem takımı olduğu için faturayı hemen kesmişti Türkiye'ye, geriye yaslanmaya çalıştığı bu bölümde. Ancak Beşiktaş bir sistem takımı olmadığı bu zaafından yararlanamadı Galatasaray'ın.

Evet sistemsizlik. Bu yüzden dönüp Galatasaray karşısındaki oyun şablonuna bakmak gerekiyor Beşiktaş'ın, rakibinin bu zaafından yararlanabilir miydi sorusunun yanıtı için.

Beşiktaş'ın yolunu gözlediği fırsatlar

Yanıt kısa ve kesin. Hayır. Galatasaray'ı rahatsız edebilecek türden değildi Beşiktaş'ın oyun şablonu. Maça bir tür 4-4-2'yle (4-4-1-1) başlayan Beşiktaş ilk yarıda kanat futbolu oynadı aslında.


Denizli'nin planı şuydu: Merkez oyuncular (ki Tomas Sivok, Ekrem Dağ ve Fabian Erst'ti bunlar ilk yarıda) üzerinden oyunu önce kanatlara (özellikle de Yusuf Şimşek'in oynadığı sol kanat) yaymak, ardından da merkezki forvetlerle (Rodrigo Tabata ve Nihat Kahveci) topu buluşturmak. İşlemedi bu plan ama.

İki nedenden. Beşiktaş'ın bu planı Galatasaray sağ kanadının, yani Sabri Sarıoğlu'nun sahada gösterebileceği zaafiyet üzerine inşa edilmişti ilk olarak. Yani fırsatçıydı Denizli'nin planı aslında ama yeterince proaktif değildi. (13'üncü dakikada Sabri Sarıoğlu ayağı kaydığı için sadece bir kez hata yaptı, bu hata da Beşiktaş'ın ilk yarıdaki tek gol pozisyonunu üretmesine yardımcı oldu.) Bu pozisyon dışında Sabri Sarıoğlu ve de elbette Abdul Kader Keita sağlam durunca, Beşiktaş etkili olamadı 3'üncü bölgede ilk yarı boyunca.

İkinci varsayım. Eğer Denizli'nin günlük ve anlık şablonlarını uyguladığı ekip olmak yerine bir sistem takımı olsaydı Beşiktaş, Rijkaard'ın oyun stratejisinden uzaklaşmasının faturasını kesebilirdi derhal Galatasaray'a. (Bu anlamda Panatinakios analistinin, oyunun bu bölümünde, yüzünün gülmüş olduğunu söylemek kehânet sayılmamalı. Diğer yandan, Galatasaray'ın oyun stratejisinden uzaklaştığı bu bölümde iki gol pozisyonu üretmesi de düşündürmüş olmalı Pana analistini.)

Şimdi vaktidir artık oyunun ilk yarısını kapsayan iki bölümle ilgili Rijkaard'ın ne dediğini yeniden hatırlamanın: "Golden ondan sonra skoru korumaya gittik, orada bir hatamız oldu. Oyunu yavaş kurduk, sorumluluk almadık. Beşiktaş gol bulabilirdi, biz de gol bulabilirdik. Dediğimiz şeyleri yapmazsak böyle şeyler olabiliyor." Başka bir söze gerek var mı bu yalın ve çıplak açıklama dışında?

Üçüncü saptama. Beşiktaş, en etkili olduğu üçüncü bölümde kişisel performanslara değil, Galatasaray sistemine çarptı aslında. Şöyle.

İlk yarıda kanatlardan sonuç alamayan Denizli, devre arasında strateji değiştirerek göbekten çökertmeyi planladı rakibini. Merkez hücumdaki iki oyuncuyu değiştirerek en çok oynadığı şablon olan 4-3-3'e dönüş yaptı Beşiktaş. Serdar Özkan'ın zihinsel olarak 4-3-3'e uygun forvet futbolcusu olması sayesinde de etkinlik kurdu Galatasaray karşısında.

Yusuf Şimşek oyunun bu bölümünde daha çok içe katetti ve ters toplar atmaya başladı öbür kanada. Yusuf Şimşek'i, ilk yarıdaki Arda Turan nöbetini Michael Fink'e devreden Ekrem Dağ ve Fabian Ernst de destekledi bu bölümde. Böylece maçlık ve anlık cinlikler yerine kendi şablonuna dönünce daha bir sistem takımı gibi göründü gözlere Beşiktaş.

Oyunun bu bölümünde iki yaşamsal atak geliştirdi Beşiktaş Serdar Özkan üzerinden. Ancak bu ataklar Galatasaray sistemindeki iki duvara çarptı.

Beşiktaş'ın çarptığı ilk sistem duvarı Galatasaray'ın kanat beklerinin bindiği tahterevalliydi. Tahterevalli, yani eğer Sabri Sarıoğlu en ilerideyse, Hakan Balta'nın en geride olması -ve de tam tersi- durumu. Bu tahterevallinin kaldıraç noktasıni Galatasaray stoperleri oluşturuyor. Kanat bekleri bir yükselerek –ileri çıkarak-, bir alçalarak –geride kalarak- ve her şeyden önemlisi birbirlerini kontrol ederek oynuyorlar bu sistemde.

Bu yaşamsal pozisyonda Beşiktaş'ın 4-3-3'e mantal açıdan en ulumlu forveti Serdar Özkan sahnedeydi. Ancak bir kanat oyuncusu olmamasının, yani hızının esiri oldu Özkan, biraz da çelimsizliğinin. Hakan Balta, daha geriden başlasa da koşuya, yatarak kepçelemeyi başardı topu vucüdunu da kullanarak.

Beşiktaş'ın çarptığı ikinci sistem duvarı Leo Franco'nun bir bek gibi oyunun içinde olması ve Serdar Özkan'dan topu 18 çizgisi civarında kurtarmasıydı o tartışmalı pozisyonda.

Hatırlayalım o iki gazetecinin dediklerini

Şimdi tam da burada anımsayalım gazeteci Frits Barend ve Henk Van Dorp'un sözlerini: "Cruijff'un sistemi kaleciyle, Stanley Menzo'yla başlar. Menzo takımın bir parçası olarak futbol oynayan bir kaleci. Gol çizgisi üzerinde çakılı olarak beklemesine izin verilmiyor, kalesinden epey ileri açılmak zorunda. Menzo ceza sahasının dışına çıkarak Ajax'ın sahada rakiplerine karşı yarım oyuncu daha fazla olmasını sağlıyor." Galatasaray 10.5 oyuncuya karşı 11 futbolcuyla oynamanın ödülünü aldı aslında bu pozisyonda.

Zincirleme reaksiyon

Önceki koşuda Balta'nın galip çıkması, ikinci girişimde ise Leo Franco'ya takılması özgüvenini örseledi biraz da Serdar Özkan'ın. Ve bu özgüven zedelenmesi nedeniyle son pozisyondan tam iki dakika sonra ikinci yarıdaki en iyi gol pozisyonundan Serdar Özkan'ın final vuruşunun kötülüğü yüzünden yararlanamadı Beşiktaş. Aslında 57'inci dakikada kaçan bu gol pozisyonu, üçüncü bölümün kırılma noktasını oluşturuyordu bir anlamda. Rijkaard oyuna ilk müdahalesini tam bu noktada yaptı ve ilk yarıda Ekrem Dağ'ın, ikinci yarıda ise Michael Fink'in markajından başını kaldıramayan Arda Turan'la Elano'yu değiştirdi. Bu değişiklik Galatasaray'ın sahayı geometrik olarak kullanma özelliğini daha da güçlendirmesi anlamına geliyordu ilk olarak. Forveti daha da güçlendirmesi bir de. (Göreceğiz bunu birazdan.)

Galatasaray ikinci yarıdaki ilk önemli hücumunda, üç forvet oyuncusu ve ofansif (çünkü öyle oynuyor artık) orta saha Mehmet Topal'ın inanılmaz doğru yerlere koşmasıyla ikinci golü bularak dizleri üzerine çöktürdü Beşiktaş'ı.

İşte tam burada hatırlayabiliriz artık Rijkaard'ın vaktinde teknik direktörü olan Cruijff hakkındaki sözlerini: "Johan teknik direktör olarak Ajax'ın başına geçtiğinde bir stratejisi vardı. İşler pek iyi gitmediğinde bile buna inanmaya devam etti. Geçen sene orta alanda oynadım ve Ronald Koeman'a boş alan yaratmak zodundaydım ki Koeman ileri çıksın ve orta sahada bir kişi daha çoğalalım. Bu sene de aynı düzende oynadık ama farklı oyuncularla. Strateji derken bunu kastediyorum." Yani aslında tek başına futbol şansının değil, oyun stratejisine sadık olmanın ödülünü aldı Galatasaray.

Son saptama. Galatasaray ikinci yarıda, taktik disipline sadık oyun stratejisi ve Rijkaard'ın akıllıca yaptığı iki müdahaleyle durdurdu Beşiktaş'ı. Böylece bir anlamda Panatinakos maçının da provasını yapmış oldu aslında.

Aslında şöyle demek daha doğru: Galatasaray, Beşiktaş karşısında Gaziantepspor ya da Kayserispor karşısında ne kadar kötüyse o kadar kötüydü. Beşiktaş da Gaziantepspor, Kayserispor ya da Ankaraspor ne kadar iyiyse o kadar iyiydi Galatasaray karşısında. Cüretkâr bir iddia değil bu, net biçimde ortaya koyuyor bu saptamayı istatistikler.

Galatasaray ilk golle ikinci gol arasında gerek taktik disipline sadık kalarak, gerekse de kalmayarak temposunu düşürdü oyunun. Bir anlamda susturucu taktı oyuna. Böylece topla oynanma süresi, pas ve isabetli pas sayısı, kornerler gibi bütün rakamları çekmiş oldu aşağıya.

Mesela topla oynama süresi Gaziantepspor maçında 51 dakika 50 saniyeyken, bu rakamı Beşiktaş maçında 41 dakika 15 saniyeye düşürdü Galatasaray. Nitekim maçta topla en çok oynayan oyuncunun 3 dakika 17 saniyeyle Leo Franco olması da, bu tempoyu düşürme stratejisinin doğrudan bir sonucu. (Beşiktaş'ın maçta en çok topa sahip olan oyuncusu Serdar Özkan, 26 saniye daha az oynadı topla Leo Franco'ya oranla. Çok çarpıcı bir rakam değil mi?)

Rijkaard'ın oyuna ikinci müdahalesi

Akıllı değişikliğe gelince. İkinci yarıda yorulan Abdul Kader Keita'nın yerine Barış Özbek'i sahaya süren Rijkaard klasik 4-3-3'e dönmüş oldu böylece. Yani üç gerçek orta saha (Topal, Sarp ve Özbek) ve üç de gerçek forvet (Elano, Kewell ve Baros.) İki etkisi oldu bu değişikliğin. Dört forvet oynadığı için orta sahasını üçleyen Beşiktaş'a karşı bir oyuncu eksik kalan Galatasaray ikinci bölgede futbolcu denkliğini sağlamış oldu bu değişiklik sayesinde. Maçın dördüncü bölümünde Beşiktaş Bobo'nun kafa vuruşu dışında hiçbir pozisyon ve atak üretememesi de bu değişikliğin sonucu kuşkusuz.

Değişikliğin getirdiği ikinci sonuç ise sahanın daha fazla geometrik olarak kullanılmasıydı elbette. Galatasaray sahayı sınırsız tanımadan ama hesaplı kullanması sayesinde ders kitaplarına girecek bir gol attı oyunun son bölümünde.

Naklen yayın yapan Lig TV kronometresi 81.17'yi gösterirken Sabri Sarıoğlu yaklaşık 35 metrelik bir pas attı Elano'ya. Topa en uzak mesafelere kadar hükmeden o Elano da yaklaşık 35 metrelik ters bir top attı diğer kanattaki Kewell'a. Türkiye'ye gelmiş en karakterli yabancı futbolculardan biri olan o Kewell da ince bileği sayesinde kollektif oyunu öne çıkaran örnek bir hareketle indirdi önüne Baros'un. Bilekleri aslında ince olmayan o Baros da, her zaman yaptığı gibi ancak kontrol ettikten sonra, yani sağ ayağıyla hâkim olmasının ardından sol ayağıyla vurdu topa.

O Baros, topa ikinci hamlede vurmasına karşın yine de bir adım önündeydi Beşiktaşlı defans oyuncusundan. Çünkü yaklaşık 70 metrelik koskoca bir alanı iki pasla geçince Galatasaray, üçüncü pasa –asist- ejderha olsa yetişemezdi Baros'u marke etmekle görevli Beşiktaşlı. (Bu golü ders kitaplarına sokan ilk özellik Kewell'un asist olgunluğuydu, ikinci özellik ise 4-3-3'ün en ucundaki üç futbolcunun da prodüksiyonda görev almasıydı.)

Rijkaard'ın 55 numara ısrarı

İşte burada hatırlamanın tam sırası birbiri ardına sözleri şu sözleri. Önce Ajax'ın stoperi olan Ronald Spelbos'unkini anımsayalım: "Crujff ilk olarak defansta oynayacağımı söyler. Bu kadar basit. İkinci olarak topu olabildiğince hızlı bir şekilde gol noktalarına götürmeliyim… Eskiden sadece defans oyuncusuydum. Şimdi takımın bir parçasıyım."

Bu sözlerin aynısını 2009 Eylülü'nde İstanbul'da Sabri Sarıoğlu söylüyor şimdi. Çünkü sadece 81.17'de değil, 09.01, 12.26, 21.04 ve 24.15'te de atmıştı Sabri Sarıoğlu o uzun topları Keita ve Turan'a. Sadece uzun pas değil, takımın bir parçası olmak da ıskalanmamalı Sarıoğlu'na ilişkin.

Şimdi de sırada Johan Cruijff var: "Spelbos en iyi tekniğe sahip oyunculardan ve 50 metreden pas atabilecek üç-beş futbolcudan biri. Bir hoca olarak bunu kullanmalıyım, öbür futbolcuların bundan faydalanmasını sağlamalıyım." Çıkaralım şimdi bu alıntıdan Spelbos ismini ve ekleyelim oraya Elano'nunkini ve Sabri Sarıoğlu'nunkini. Sonra da düşünelim kim söylemiş olabilir bu sözleri diye. Cruijff mu, Rijkaard mı?

Ve de şimdi tüm bu analizin ve sözlerin üzerini bir alıntıyı asarak kapatalım hep birlikte. Konuşan Frank Rijkaard şimdi. Hem de şimdiki zamanda: "Günümüz futbolunda atak yapmayı seven her takımın ortaya önce iyi bir organizasyon şeması koyması gerekiyor. Artık sadece atak oynamak çok tehlikeli olabiliyor. Onun yerine organize bir takım olmak daha önemli."

İşte Galatasaray, Beşiktaş maçını bu cümleninin noktaları ve virgülleri içinde oynadı, takım ruhuyla ama önce aklıyla. Pana maçını da bu nokta ve virgüller içinde oynamaya çalışacak Perşembe günü.









BİZE ULAŞIN