Kaybederken kazanmak

Pazartesi 07.12.2009 00:00
Son Güncelleme: Pazartesi 07.12.2009 11:39
ABONE OL
Önce taraf olmak gerek. Futbolun tarafında olmak gerek. Yetmez. Pozitif ayrımcılık yaparak pozitif futbolun yanında olmak lazım, hücum futbolunun, total futbolun. Brezilyalılar'ın deyimiyle, "futebol arte"nin, yani futbol sanatının tarafında olmak gerek. O güzel oyunun safını tutmak gerek.

Başka? Onun dışında futbola yabancı onun birleştirici özelliğini zedeleyen her türlü ayrımcılığın karşısında olmak gerek. Cinsel ayrımcılığın, ırksal ayrımcılığın, siyasal ayrımcılığın, dinsel ayrımcılığın, statü ayrımcılığının, sınıfsal ayrımcılığın. Biz ve onlar ayrımcılığının. Ve de en önemlisi. Bu ayrımcılıkların dışa vurumu olan nefret duygusu ve küfürün karşısında olmak gerek.

Restleşme ve son an

Maç oynanırken hakem Hüseyin Göçek'le bir restleşmeye girdi Galatasaray. Hem takım ve hem de tribün olarak.

Biraz hakemin kendi benliğini noktanın sonsuzluğunda yok etmeyip eskilerin deyimiyle isbat-ı vücut, yani varlığını kanıtlama telaşına düşmesinden oldu bu. Biraz da Galatasaray'ın son 15 dakikaya diri girememesi, fizik güçsüzlüğünden yüzünden.

MUSTAFA SARP: "FORMAMI KENDİM YIRTTIM"

ABDULLAH AVCI: "RAKİPTEN FAZLA İSTERSEN ALIRSIN"

GALATASARAY KAPTANI ARDA TURAN AĞLADI

YAZAR YORUMLARI İÇİN TIKLAYINIZ...

Böylece o dakikaya kadar koşturduğu pas futbolunu ayakta tutamayıp, topu sürekli ileri vurmaya başladı Galatasaray. "Var git, benden uzak ol bela" kabilinden. Ama her seferinde o bela gelip buldu Galatasaray'ı.

Faul, ya da değil. Bir ölü top kazandı İBB uzatmaların son saniyelerinde. 18'e yollandı o top ve çıkmadı, çıkarılamadı Galatasaray ceza sahasından her seferinde de. En son Hasan Ali Güzeldal'ın önüne düştü o top. Elhâk, o da güzel vurdu.

Bu golden sonra bir küfür dalgası başladı Ali Sami Yen'in tribünlerinde. Ülkemizdeki futbol kültürünün içinde olanlar için hiç de yabancı şey değil bu. (Liderlik şansı kaçmış son saniyede; üzüntü. Hakem de enikonu tuhaf bir yönetim göstermiş maç boyunca, özellikle de son bölümünde; nefret. Bu iki duygu gelip yapıştı üst üste tribünlerde.)

Golün gerçek gücü


Oysaki neredeyse hiçbir önemi yok o son saniye golünün. Olmamalı da. Birkaç nedenden. Birincisi ve en önemlisi. O gol yok edebilir mi Galatasaray'ın 75 dakika boyunca oyuna hükmettiği gerçeğini? Özellikle de 45 ila 75 arasındaki 30 tane dakika boyunca oynanan o güzel futbolu örtebilir mi o gol? Asla. O gol azaltabilir mi Galatasaray'ın yarattığı gol pozisyonu sayısını rakip kale önünde? Ya da bu gol mü değiştiriyor, İBB'nin 75 dakika boyunca nefes bile alamadığı gerçeğini? Asla. O gol mü güzel ve pozitif futbol oynayan bir ekip yapar İBB'yi? O gol öncesindeki futbolla gelecek hayalleri kurabilir mi İBB üzerinden Abdullah Avcı? Asla. Peki Galatasaray'ın elinden geleceğini alıp koparabilir mi o gol? Frank Rijkaard'ın oynattığı ve oynatacağı futbolu değiştirebilir mi bir şekilde? Asla.

Sevinenler ve üzülenler

Öyleyse? O gole sevinenler sevinçlerini abartabilirler. Hatta sonsuza kadar sevinebilirler. Varsın sevinsinler, ilgilendirmez kimseyi. Ama o sevinçlerinin üzerinden 24 saat geçtikten sonra kazanırken neler kaybettiklerinin üzerine kafa patlatmaya başlamamışlarsa sevinenler, bilsinler ki büyük savaşı kaybeden onlar olacaktır, kazanmış olsalar da o küçük harbi. Sevinmek dışında hiçbir şey yapmayanlar ömürlerinin bundan sonraki bölümünü MOİ (Mühim Olmayan İnsan) olarak geçirebilirler devrimcileri izleyerek. O gole üzülenlere gelince. Aynı şey onlar için de geçerli. Onlar da ömür boyu üzülebilirler bu gole. Kimseyi ilgilendirmez. Ama tam 24 saat sürmeli o duygu, 25 değil. Çünkü onlar da kaybederken neleri kazanabilecekleri (ve kazanmış oldukları) üzerine kafa yormalılar 25'inci saatte.

Soru sormakla başlar her şey

Peki kaybederken kazanmayı öğrenmek nasıl mümkün? Ve de kazanırken kaybetmemek? Soru sormakla elbette? Bütün icatların, keşiflerin, bilimsel buluşların ve bilimsel teorilerin ortaya çıkması gibi.

İşte o sorulardan birkaç tanesi muhataplarına. (Üzerinde düşünmeye değer bulurlarsa tabi.)

Önce Frank Rijkaard'a. (Ama, kendisine 45 ila 75'inci dakikalar arasındaki o güzel futbol için teşekkür ederek başlamak gerek söze elbette.)

1. Son 15 dakikada pas futbolunun yok olmasını neye bağlamak gerekir, fiziksel düşüşe mi? Yoksa galibiyeti koruma içgüdüsüne mi?

2. Maçın son bölümünde geriye yaslanmayı Panathinaikos maçında da görmüştük. Bu acaba akut olarak önlem alınması gereken bir şey midir? Yoksa tedavi süreci daha uzun bir zaman mı gerektirir?

3. Biraz da bununla ilintili bir başka mesele. Takımdaki bütün futbolcuların özel kuvvet antrenmanı yapıp yapmadığı denetlenmekte midir teknik heyet tarafından? Yoksa bu, ihtiyarî bir konu olarak futbolcuların kendi kararlarına ve arzularına mı bırakılmıştır?

4. Galatasaray sezon başında yaptığı özel taç, frikik ve korner çalışmaları devam etmekte midir hâlâ? Yoksa bu antrenmanlar bırakılmış mıdır?

5. Galatasaray ani hücuma çıkan bir takım olmayı da düşünmekte midir acaba? Bu düşünülüyorsa özel antrenman yapılmakta mıdır ani hücuma çıkmak için?

Nereden koşar bu takım?

Ardından da Abdullah Avcı'ya. (Geçmişine büyük saygı duyarak elbette.)

1. Hocam geçtik üç büyüklerden, sizden mütevazı bütçeyle yeni bir Sivasspor yaratmanızı beklemek fazla bir şey mi beklemek olur acaba?

2. Ve yine, sizden rakibini bozmaya çalışan değil de, karşısındaki kim olursa olsun kendi futbolunu oynayan bir ekip yaratmanızı istemek, gelecekte sizin de adınızın bulunmasını istemek değil midir?

İBB yönetimine? (İstanbul şehrinin nafakasından takım için bugüne kadar ayrılan bütçenin ne kadar olduğunu bilmeden elbette.)

1. Bu kulübün varoluş nedeni nedir acaba?
2. İBB bu ligin hangi vazgeçilmez rengidir gör(e)mediğimiz, bil(e)mediğimiz?
3. Bu bütçeyle sadece 24 kişiye değil, şehrin binlerce çocuğuna spor yaptırmak mümkün değil midir acaba?

İnsan yönetimi ve hakemlik

1. MHK'ya. (Maçın hakemininin yönetim tarzından bağımsız olmayarak elbette.) MHK hakemlere, maçların insanî yönetimi konusunda ne gibi eğitimler vermektedir acaba?

2. MHK mesela hakemlere sosyal davranışları farklı olan futbolcularla çatışmaya girmeden maçı yönetmek konusunda ciddi bir eğitim vermiş midir bugüne dek?

3.MHK'da Türkiye futbolunun marka değerinin ve kalitesinin yükseltilmesinde hakemlerin üzerine düşen görevler konusunda kafa patlatan insanlar var mıdır acaba?

TFF'ye. (Maçtan bağımsız olarak elbette.)

1. TFF'nin vizyonu nedir? Üç kelimeyle kim özetleyebilir bunu? Varsa da kim biliyor bunu TFF dışında?

2.TFF Türkiye futbolunun yönetiminde paydaş olarak hangi kesimleri görmektedir bu paydaşlara yönelik nasıl bir program ve iletişim içindedir acaba?

3. Türkiye futbolunun hangi sorunlarını ciddi birer problem gibi algılamaktadır TFF ve bu konularda neler yapmaktadır?

Son olarak da kendime. (Yazıdan bağımsız olarak elbette.)

1. Bir yanıt beklemiyorsun değil mi?