Stratejik hatalar ve “avcı”lık becerisi

İngiliz strateji uzmanı Sir Liddell Hart, askeri tarihe yön veren "dolaylı tutum" stratejisini, "Düşmanı dize getirecek tüm taktik ve stratejiler, düşmanın fizik ve psikolojik dengesini çökertmeye yönelik olmalıdır" diye özetler. "Bunun için de onun elinden hazırlık yapma şansını almalısın, gafil avlamalısın."
Milli Takım'ın tıkandığı noktada bu zaten. Abdullah Avcı'nın talebeleri, Prusyalı General Clausewtiz'in izinden gidiyor, "doğrudan tutum"u benimsiyor. Basit bir dille "Elinde ne var ne yoksa saldır, düşmanın merkezini ele geçir ve imha et!"

KESTİRİLEBİLİR OLANLA SALDIRMAK

Ama bu yaklaşım karşıdakine hazırlık yapma şansı veriyor. Sizden daha zayıf da olsa en güçlü olduğu yere yapılan saldırı "zayiatınızı" arttırıyor. Tıpkı Romanya maçı gibi...
Hiçbir sürpriz plan hazırlanmadan, boy ortalaması 2 metreye yaklaşan savunma hattına şişirilen toplar… Oyunu açarak defansı "hazırlıksız" yakalamak, manevra kabiliyeti düşük cüsseli stoperleri "gafil avlamak" yerine, efektif bölgenin uzağında topu eveleyip gevelemek… Orta sahadan ilk gerçek anlamda sürpriz koşuyu son dakikada Nuri Şahin'le yapmak (son saniyede vurduğu kafa…)
Kısacası "doğrudan tutumla" rakibin ekmeğine yağ sürmek…
Ayağına hakim ön stoper kıvamındaki Mehmet Topal'la zaten sürpriz şansınız hayli azalıyor. Topu sırtı dönük alıp dönüp oyun kurabilecek tek aktör Emre'ye yapılan baskı da plan üretme becerinizi felç ediyor.

ATLETİCO MADRİD'İN ÖĞRETTİKLERİ

Bu sezonun Avrupa'da en flaş takımlarından biri Atletico Madrid hiç şüphesiz… Geçen sene üst üste en çok kazanan Avrupa şampiyonu apoletinin mirası katlanarak yansımış bu sezona… Barcelona ile kafa kafaya geldiler ligin zirvesinde. Ve tam bir sistem takımı var sahada.
Simone'nin "taraftarı olduğu takımı" çalıştırmasından gelen sinerji de eklenince, gelmiş geçmiş en iyi takım (denilen) Barcelona'dan rol çalar hale geldiler. En azından şimdilik..
Ama Türkiye'de futbol algısıyla hayli zıt bir anlayışla gidiyorlar sonuca. Bu sezon oynadıkları maçlarda ortalama topa sahip olma oranları yüzde 44... Yarıdan da epey az yani. "Çok rahat kazandılar" gibi görünen maçlarda dahi topa sürekli hükmetmekle vakit ve enerji yitirmiyorlar.
"Al" diyorlar… "Top senin olsun… Ama 3 puan da bizim…" Hollandalı efsane Cruyff "Futbol basit bir oyundur, Asıl zor olan onu basit oynamaktır" demiş. Atletico'nun başarısı ve istikrarı da işte tam burada yatıyor. Kısaca; Falcao üzerine kurulu bir hücum planı ve onun üzerinden sürpriz golcülere yol açmak. Rakip, yaşayan en iyi santrafor üzerine yapmışken hazırlığını, Gabi, Arda gibi isimlerle gafil avlamak...

KANDIRAN İSTATİSTİKLER

Oysa bizim temsilcilerimizin istatistiklerine ve aldıkları sonuçlara bakınca tam tersi bir durum çıkıyor karşımıza. Bu tablo da Milli Takım'a yansıyor haliyle. Fenerbahçe sadece Moskova deplasmanında topa daha az sahip olmuş. Ama Şampiyonlar Ligi'nde yok. Galatasaray evinde avlandığı Braga sınavında yüzde 62 sahip oldu topa. Ama tüm hücum silahlarıyla saldırdı rakibin üzerine. Yakından bilinen silahlarıyla, kestirilmesi ve durdurulması görece kolay taktikle saldırdı ve rakibe "hazırlanıp önlem alma" şansı verdi.
Kısacası ne kadar koştuğun değil "nasıl ve nereye" koştuğun önemli futbolda. Topu ne kadar ayağında tuttuğun değil, nerede tuttuğun ve ayağından nasıl çıkardığın belirliyor kaderini.
Ülke içindeki efektif futbol algısındaki zaaflara, taktik ve strateji sıkıntılarına, Türkiye'nin en güçlü takımı Galatasaray dahil "net santrafor" eksikliği de eklenince, "milli hesaplar" çarşıya uymuyor. Ne sahada ne de uzun vadede grupta…
Abdullah Avcı'ya bir paragraf açmadan da geçmemek lazım tabi. 6 sene çalıştırdığı ve başarılı "addedildiği" kulüp takımının kaç futbolcusu büyük takımlara kadar tırmandı, yıldız oldu? Eski öğrencilerinden Milli Takım'a çağırabileceği kaç futbolcu buldu?
Bilime, rakamlara, istatistiklere çok inanıyor hoca. Ama Sir Ferguson'un da dediği gibi; "İstatistik mini etek gibidir. Çok şey gösterir ama asıl göstermesi gerekeni değil…"

BİZE ULAŞIN