Anadolu'nun El Hamra'sı
"Üstad, mermer bu camiye öyle emek sarf edip, kapı ve duvarları öyle nakış bukalemun eylemiş ki, methinde diller kısır, kalem kırıktır." İşte böyle anlatmış Evliya Çelebi Divriği Ulu Cami ve Darüşşifasını...
180 DERECE DÖNEN KARTAL BAŞI
Caminin üzerine düşen ışık gölge oyunlarındaki matematik hesabını ise anlamak mümkün değil. İkindi vakti kapıya düşen gölge, rükuda duran bir erkek görüntüsü verirken, sabah ışığıyla cennet kapısında beliren gölge ise namazda oturan bir kadın görüntüsü. "Cennet anaların ayakları altındadır" hadisi nedeniyle bu şekilde tasarlandığı söylenmekte. Sütunlara işlenen çift başlı kartal ise Anadolu Selçukluların simgesi. Gücün, doğruluğun, asaletin, özgürlüğün sembolü. Başının doğu ve batı yönünde olması ise, doğunun ve batının hakimi Selçukluları temsil eder. Kartal başını 180 derece çevirir ki, bu da Selçuklular her yönün hakimidir anlamına gelir. Yanındaki boynu bükük şahin ise Mengücek Beyliği'nin sembolü. Yani Ahmet Şah ve Süleyman Şah'ın. Kartalın boynu büküklüğü ise Selçuklulara itaatin, tevazu ve saygının göstergesi. Darüşşifa ise Ulu Cami ile aynı tarihte, Ahmed Şah'ın eşi ve Erzincan beyi Fahreddin Behramşah'ın kızı olan Turan Melek tarafından yine Hürrem Şah'a yaptırılmış. Ortasındaki su havuzundan akan sular akustik bir yapıda melodi oluşturarak, hastaların tedavisinde kullanılmış. Aynı zamanda akıl ve sinir hastanesi olan darüşşifada, doktor odası bir kat yukarıda. Merdivenlerin basamakları yüksek ve yamuk. Bunun sebebi ise akıl hastalarının çıkmasını engellemek. Külliye öylesine etkili ki, güzelliğini etrafa da saçmış. İçinde sanat aşkı olan ustalar Ulu Cami'den etkilenmiş. Divriği ev kapılarında bunun izleri görülüyor. Sadece ev kapıları değil Divriği Kalesi de, külliyenin güzelliğine destek olmak için oracıkta beklemekte. Divriği'yi süsleyen bu şaheserlere karşılık, tabii ki etraftaki yapılaşma maalesef, bu eserlerin dokusuna zarar vermeye başlamış. Süslemeler; hava, nem ve tuz etkilerine dayanıklı değil. Ahmet Şah bu eskimeyi ön görmüş olacak ki, şöyle bir emir vermiş: "Yumurtanın akı 40 dirhem dahi olsa alınız ve sürünüz." Bu sebeple her yıl yılın belirli aylarında yumurta bayramı düzenlenirmiş. Gerek oradan, gerek civar köylerden insanlar yumurtalarını alır avluda toplanırmış. Kazanlar kurulur, yumurtanın sarısı bir yana akı bir yana ayrılırmış. Sarısı ahaliye ikram edilir, akı ise eserin kapı ve duvarlarına korumak maksatlı sürülürmüş. Ahmet Şah istemiş, parası varmış. Hürrem Şah istemiş, hayalleri varmış. Bazı taşlar yerinde olmasa da, hayaller gerçekleşmiş ve bir şaheser ortaya çıkmış. Ne kadar şanslıyız ki, böylesine bir güzellik hemen yakınımızda, güzel memleketimizde.
EN SON HABERLER
- 1 Büyük balığın peşinde
- 2 Sinop'ta sanatın, tarihin ve lezzetin peşinde
- 3 Yeşilden sarıya kızıldan mora en güzel duraklar
- 4 Arnavutluk Rivierası’nda turkuaz bir kaçamak
- 5 İmparatorun gölgesinde
- 6 Bir dilek, bir şehir Roma
- 7 Türkiye’nin peynir hazineleri
- 8 Şelaleler, göl ve 60 milyon yıllık mağara
- 9 Türkiye’ye turizm ödülü
- 10 Denizin izinde lezzet rotası