Biz hayata layık değiliz

José Saramago, Filin Yolculuğu'nda, adı Süleyman olan bir filin Hintli terbiyecisi eşliğinde çıktığı çileli Avrupa yolculuğunu anlatıyor. Usta kalem, "Gerçek gaddardır ve insan da bu gaddarlığın simgesidir. Biz hayata layık değiliz" mesajını veriyor

Nobel ödüllü Portekizli yazar José Saramago'nun geçen yıl yazdığı sıradışı romanı Filin Yolculuğu, 16'ncı yüzyılda Portekiz Kralı'nın adını Osmanlı padişahı 'Muhteşem' Kanuni Sultan Süleyman'dan alan aynı adlı fili Avusturya Arşidükü Maximillian'a hediye etmek istemesiyle başlıyor. Yazar, Türkiye'de özellikle Görmek ve halen filmini sinemalarda da izlediğimiz Körlük adlı romanlarıyla tanıdığımız bir hikâye erbabı. Saramago, kelimelerinde dikkat çeken kuralsız ve isyankâr dilbilgisini, "Ben hikâyemi sözlü anlatıcıların tarzında anlatıyorum. Temelde, aynı zamanda beni ileriye taşıyan bir anlatı sunuyorum" sözleriyle savunuyor. Yazarla, Filin Yolculuğu'nu konuştuk.
- Süleyman'ın bir Osmanlı Padişahı'na da gönderme yapıyor olması üzerine belli bir niyetiniz var mıydı?
- Ben isim seçmedim. Filin adını değiştirmeye karar veren Avusturya Arşidükü idi, ben değil.
-Bu hikâye için bir nevi 'aykırı' Hac yolculuğu da diyebilir miyiz?
- O devirde kralların özel hayvanat bahçeleri kurmaları çok yaygın bir uygulamaydı. Benim kitabımda anlattığım şey, sadece zaman zaman eğlenceli, zaman zaman trajik ve sonunda ölüm olan bir yolculuğun hikâyesi. Fil, nereye götürüldüğünü bilemez, haberinin olmadığı bir yazgıya doğru ilerler, hemen hemen biz insanlar gibi. Elbette her türlü yorum mümkündür, ama yazdığım süreçte hiçbir metafizik kaygı taşımıyordum.
- Geleceğin Avrupa'sının gözünü Akdeniz'e dikmesini nasıl yorumluyorsunuz? Ve size kalırsa, Türkiye'nin bu Avrupa haritasındaki rolü ne olabilir?
- 'Tek ve nihai' bir uygarlık nedir? Belki de bir karabasan olurdu böyle bir şey. Kültür zenginliği farklılıktan ayrılamaz. Avrupa her zaman kıtasal olduğu kadar Akdenizli de olmuştur, Avrupa'nın bugün Akdeniz'e gösterdiği ilgide yeni bir şey göremiyorum. Türkiye'nin gelecekteki rolü onun Avrupa Birliği ile olan ilişkisinin yapısına bağlıdır. Entegrasyon? Ortaklık? Bunun kararını verecek kişi ben değilim.
- Fil Süleyman ile Fritz'in varoluş öyküleri, ikisine birden hürmet ve merak duymamızı sağlıyor.
- Eşit değiliz. Sorun, eşitlik değil, saygı. Biz hayata saygı gösteriyor muyuz? Hayır. Dolayısıyla hayvanlara zorla kabul etirdiğimiz efendi-köle arasındaki yakınlık cinsinden radikal bir revizyona yer açacak bir kültürel devrim beklemek yararsızdır.
- Bu fil yolculuğu günümüzde de tekrarlansa, önyargılarımız ve 'sansasyon' duygumuz yine hiç değişmeyecekmiş gibi bir duygu oluşuyor. Fikriniz?
- Avrupa'da milyonlarca başka fil var: Mülteciler, kaçaklar ve başkaları. Bir başka hayat aramak zorunda kalmış o erkek ve kadınların çektikleri cefanın yanında Süleyman'ın yolculuğu güllerle döşeli bir yoldu.
- Kitapta 'ebedi bir labirent' diye tariflenmiş insanlık, içinde kendi çıkışını gerçekten taşıyor mu?
- Ben bir kötümserim, belki de günümüz yazarlarının en kötümseri. Bu benim suçum değil.
- Kitaptaki anlatıcı, bir ara "İlahi bilgelik başka türlüsünü buyurmuyorsa, evrensel barışa ulaşmanın en iyi koşulu, herkesin kendi yolunu bilmesi ve orada kalmasıdır" diyor. Bu nasıl olabilir?
- Evrensel barış mümkün değildir. Bu konuda antlaşmalar ya da basit romanlar yazılabilir, sonunda ortaya az ya da çok masum sayılacak bir tür eğlence çıkacaktır. Gerçek ise gaddardır ve insan da bu gaddarlığın simgesidir. Biz hayata lâyık değiliz.
- Romanınız Körlük'ün film versiyonu hakkında, geçen aylarda görme engelli insanlarla ilgili yazılan 'ayrımcılık' eleştirilerine katıldınız mı?
-
Mutlak bir kötümser olarak, temelde kendimizi eleştirmemiz gerektiğine inanıyorum.
- Bu hikâye ile Doğu'nun masalları ile Batı'nınkiler arasına, güneyden kuzeye alternatif bir 'Fil' hamlesi yapıp, yeni bir rota çattığınız düşünülebilir mi?
-
Hayır, Batı'daki satranç oyununda filler bulunmaz. Atlar vardır, ama Fil yoktur!
- Romanınızdaki asıl kahraman için kimi kendinize en yakın görürsünüz? Fili mi? Fritz'i mi?
-
Fil hakkında bir şey bilmiyorum, belki de bu yüzden kendimi ona daha yakın hissediyorum.

TÜM KÜRESELLEŞME TOTALİTERLİĞE DÖNÜŞÜR
- Gazze üzerine devreye girerek diğer dünya aydınlarıyla ortaya koyduğunuz ortak tavırda geldiğiniz son aşama nedir? 2006'dan sonra yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Gazze sorunu bloke olmuş durumda. İsrail, Filistinlileri her geçen gün daralan bir bölgeden kovalama projesinden vazgeçmiyor. Sıkça soykırımdan söz ediliyor. İsraillilerin toplama kamplarında ölmüş atalarına gerçekten yakışır bir görüntü vermelerini isterdim. Bunun bir gün olacağına dair hiçbir umut taşımıyorum.
- Kişisel blog sayfanızda dünyayı etkisi altına alan Domuz Gribi virüsüne değindiniz. Bu yazı, kitabınızı Türkçede okuduğumuz döneme rastladı. Hırslı idarecilerin, küreselleşmeden de kaynaklanan bir manzara yarattığı yönünde uyarılarınız var. Kitaptaki kilise kurumu ve arşidükleri de, iktidar ve statü virüsünü bireyler üzerine bulaştıran dönemin 'küreselleşmeci'leri olarak bu manzaranın içine katabilir miyiz?
-
Er ya da geç tüm küreselleşme totaliterliğe dönüşür. İşte problem.
BİZE ULAŞIN