Ebru Çeliktuğ: Aile bağları ve ölüm üzerine

Amerikan bağımsız sinemasının önemli isimlerinden John Cassavetes’ten bayrağı devralan Nick Cassavetes, “KIZKARDEŞİMİN HİKAYESİ” (My Sister’s Keeper) ile insan ruhuna bir kez ve ayrıksı bir açıdan bakmayı deniyor. Mevzu oldukça göz yaşartıcı ve provokatif gözükse de, tartışmaya davet çıkaran filme kayıtsız kalmak mümkün değil.

Nick Cassavetes, altıncı sinema filmi "Kız Kardeşimin Hikayesi" ile, "Notebook/ Not Defteri"nin ardından bir başka edebiyat uyarlamasıyla karşımıza çıkıyor. Oyunculuktan sonra senarist ve yönetmen olarak sürdürdüğü kariyerinde aileyi hedef alan melodramlarla kendinden söz ettiren, tıpkı babası John Cassavetes gibi Amerikan bağımsız sinemasının kendine özgü isimlerinden biri haline gelen Nick Cassavetes'i en son, gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı ve yönettiği "Alpha Dog/Rehine" ile sinemalarımıza konuk etmiştik. Bağımsız sinemacı kimliğini bir tarafa bırakmadan hem kişisel olabilme, hem de evrensel temaları perdeye aktarmadaki başarısıyla tanıdığımız yönetmen, "Kız Kardeşimin Hikayesi" ile bu kez pek çok tartışmaya açık bir öyküyü işliyor. Özellikle aile ve ilişkiler üzerine yazdığı romanlarıyla tanınan ve beğenilen ABD'li yazar Jodi Picoult'nun akılları karıştıran romanı "Kız Kardeşimin Hikayesi", kanser hastası kız çocuklarını iyileştirmek için genetik olarak uygun bir kız çocuk daha yapan Sara ve Brian Fitzgerald çiftinin, yıllar sonra karşı karşıya kaldıkları ahlaki, vicdani ve hukuki problemlerin çevresinde gelişiyor. Aile, bir kız ve erkek çocuk sahibiyken, iki yaşındaki kızları Kate'in lösemi olduğu gerçeğiyle karşılaşıyor. Tek umutları, ilerleyen genetik mühendislik sayesinde Kate'in tamamen genetik olarak eşi olan bir kız çocuğu doğurmak olunca, bu son şanslarını kullanıyorlar. Özellikle Sara, Kate'in hayatta kalabilmesi için bir anne olarak son derece kararlı ve inatçı davranıyor. Anna, kısacık hayatı boyunca, Kate için yaşayan bir şifa kaynağına dönüşüyor. Kök hücre, kemik iliği nakli gibi zorlu ve önemli operasyonlar için Anna, Kate'e destek oluyor, onun hayatta kalma nedeni haline geliyor. Ama Anna 11 yaşına geldiğinde ve bu kez Kate için bir böbreğini feda etmesi gerektiğinde artık isyan ediyor. Tıbbi açıdan bedeninin özgürlüğünü isteyen Anna, bir avukat bularak ailesine karşı Kate'in geleceğini de tehlikeye atan bir dava açıyor. Bu noktadan sonra da işler karışıyor, Anna'nın da yaşamak istediği bir hayatı var ve Kate'in ölümle sürekli mücadelesi, davanın hangi tarafında yer alacağımız konusunda tüm ahlaki değer sistemimizi allak bullak ediyor!

(...)

Kitap ülkemizde de April Yayıncılık tarafından "Kız Kardeşim" adıyla yayımlandı. Kitap ile film arasında kaçınılmaz olarak farklılıklar var tabii. Bunların en başında finali geliyor. Ayrıca romanda daha ön planda olan karakter Anna olmasına rağmen film, Kate'in annesi için bıraktığı hatıra defterindeki anılarına dayanıyor büyük ölçüde.

BİZE ULAŞIN