Kör boğaz için minikler bile iftar sırasında

Sarıyer İstinye'deki iftar çadırında herkes huşu içinde bekliyor. Sonra 3 yaşında çocuklar bile sıraya giriyor. Oruç tutmuyorlar ama ne kadar kişi o kadar yemek

Saat 19.56'da okunuyor önceki akşam İstanbul'da ezan. 19.15'te Sarıyer Belediyesi'nin İstinye mahallesinde kurduğu iftar çadırına yaklaşırken, keşmekeşle karşılaşacağımızı düşünüyorum. Hiç de öyle olmuyor. Vatandaşlar 4 günlük "tecrübeleri" sayesinde düzgünce sıra oluşturmuş, huşu içinde bekliyor çadırın kilitli dev kapısının açılıp içeri buyur edilmeyi... Çadırın kapısını tıklatıp basın kartımı gösterince, kapıyı o an için kapalı tutmakla, biraz sonra da açmakla görevli yaşlıca şahıs, tek kaşını kaldırarak şüpheyle bakıyor karta doğru. Sonra da, kendisine kimlik gösterilen her görevli vatandaşımızın ruhunun derinliklerinde gizli "devlet otoritesi" içgüdüsüyle kapıyı aralayıp, sanki her gün rutin basın kartı kontrolü yaparmışçasına sorusunu patlatıyor: -"Hangi gazete? Tam göremedim." -SABAH dayı, SABAH... Böylece küçük de olsa bir sorgu sualin ardından kapıyı açarak otoritesini ispatlıyor, SABAH gazetesini öyle buyur ediyor kapıdan içeri. Sonra da durumu yumuşatmak ve ortama kaptırıp kendisini görmezlikten gelmemiz riskini bertaraf etmek için can alıcı hamlesini de yapıyor: "Beni çekin de görsün herkes... Oruçlu oruçlu kolay mı uğraşmak bunca insanla..."

ELLERİNDE TEPSİ

Gayet temiz pak masalar, hijyen kurallarına harfiyen uyan görevliler ve mis gibi, sıcacık yemekler. Sıra bütün bu düzen ve intizamın nereden kaynaklandığını bulmaya geliyor. Öğreniyorum ki, Akdağlar Madencilik A.Ş.'nin hayır işiymiş İstinye mahallesindeki iftar organizasyonu. Çadırı Sarıyer Belediyesi kurmuş, yeri tahsis etmiş, Akdağlar Madencilik'in ortakları Mehmet ve Eyüp Akdağ da, 4 yıldır olduğu gibi bu yıl da yemek işini üstlenmiş ve bir "catering" şirketiyle anlaşarak, günde en az 600 kişilik yemek çıkarmaya başlamış. "Acar araştırmacı gazetecilik" serüvenime o anda mecburi bir nokta koymak durumunda kalıyorum. Saat 19.25 oluyor ve kapılar açılıyor. 30 saniye kadar süren kargaşanın ardından, "devlet otoritesi" yeniden tesis ediliyor ve nizam sağlanıyor, yemeğini alan hızla masasına kuruluyor. En çok dikkat çekenlerin başında, ailelerin ne kadar çocukları varsa hepsini birden sıraya sokması geliyor. Neredeyse 3 yaşında bebek sayılabileceklerin bile ellerinde boylarından büyük birer tepsi, hepsi birden sırada yerlerini alıyor. Hangi aile büyüğüne denk gelirse, çocuk-bebek arası miniği havaya kaldırıp tepsisini doldurtuyor, sonra da kendi tepsisine aynı işlemi uygulayıp uygun adım masa kapma işlemine girişiliyor. Tabii bu arada miniklerin silme dolu tepsilerinden yerler de nasibini alıyor. Mehmet ve Eyüp Akdağ'ın 70 yaşındaki amcaları Orhan Akdağ, yılların tecrübesiyle açıklamasını yapıyor: "Ne kadar kelle o kadar yemek demek. Bebekler oruç tutmuyor yoksa..."

HAYIRSEVERİN MUTLULUĞU

Orhan Akdağ ayrı masada, bir "feylesof" edasıyla oturuyor. Şeker ve tansiyon hastasına olmasına, doktorunun "hayır" demesine rağmen inatla tutuyor orucunu. Önce şekerini ölçtürüyor, sonra da akın akın gelen 600 civarında insanın her gün karnını doyurmanın mutluluğuyla günün menüsünü inceliyor: "Mantar çorbası, etli taze fasulye, su böreği ve revani... Güzelmiş."
BİZE ULAŞIN