Abdi Bey'in öldüğü gece oradaydım

Gazeteci Abdi İpekçi, terörist M. Ali Ağca tarafından katledildikten az sonra olay yerindeydim. Kendi gazetemin genel yayın müdürünün cesedini morga nakletmek zorunda kaldım

Yarın Abdi İpekçi'nin ölüm yıldönümü. 31 sene önce katledildiği o meşum gece pek çok insan gibi benim için de özel bir gece. Bu haftaki olayın hemen sonrasında neler yaşandığını daha önce yazdım. Ama bu kez çok anlamlı bir anda ölüm yıldönümünde tüm detaylarıyla ve ilk kez yayınlanan fotoğraflarla paylaşıyorum sizinle bu MOLA'mda. Yaşım 24'tü... Milliyet Gazetesi gece muhabiriydim. Her gece saat 23.30'da gazeteye geliyor, nöbeti duayen haberci Seracettin Zıddıoğlu'ndan teslim alıyorum. Aylardır izin filan hak getire. Sadece İstanbul'da günde 4-5 kişinin siyasi cinayete kurban gittiği zamanlar yaşanıyor çünkü. En yakın arkadaşımın düğünü var o gece. Rica edip "Biraz geç geleyim" demişim, kırmamışlar. Düğün Tarabya'da Paella adlı bir tavernada. Ailece oradayız. Anne babamın ikinci oğul saydıkları Coşkun Aral da bizim masada. Gelinin nikâh şahitliğini dayısı Orgeneral Sabri Deliç Paşa yapıyor. Saat ilerliyor. Ortam kıvama geldiği anda elektrikler kesiliyor, orkestra susuyor. Sahnenin kıyısında bir akordeon var. "Bari sen çık çal söyle. Mum ışığında dans edelim" diyorlar. Ve sahnedeyim. Birkaç şarkı çaldıktan sonra istek üzerine "Deniz ve Mehtap" şarkısını tutturmuşum. Birden tam karşıma geçen Coşkun Aral garip garip el işaretleri yaparak bana bir şeyler anlatmak istiyor.

ABDİ BEY VURULDU
Önce dikkate almıyorum. Sonra ısrarını sürdürüyor Coşkun. Fevkalade bir durum olduğunu anlıyor, kesiyorum müziği. Milletten "Yapma etme" sesleri yükseliyor. Coşkun'un yanına giderken yanıyor ışıklar. Ve o anda kül rengi bir Coşkun Aral suratı görüyorum. - Savaş. Telefonda Başkomiser Affan var. Seni istiyor. - Hayırdır Coşkun ne oldu? - (yutkunarak) Bilmem ben. Ona sor... Başkomiser Affan dediğim Affan Keçeci. Sonradan çok başarılı, namlı bir emniyet müdürü oldu malum. O dönemlerde de kardeş gibiyiz. Şişli Gece Ekipler Amiri. Bölgesinde çok önemli bir şey olmalı ki arasın. Yoksa ağzı beter sıkı bir polis şefiydi Affan. - Alo Affan, hayırdır ağabeycim? - Savaş araya taraya zor buldum seni. Tavernanın telefonunu güç bela buldum. - Ne oldu ki? - Kötü!.. Abdi Bey vuruldu maalesef Savaş. Bizim bölgede vuruldu. Şişli Çocuk Hastanesi'ndeyiz. Telefon elimden mi düştü, Affan'ın yüzüne mi kapattım, Allah canımı alsın ki hatırlamıyorum. Masamıza doğru gittim. Babamın kulağına eğildim; "Ben gidiyorum baba" diyebildim sadece. Coşkun'la birlikte dışarı nasıl çıktık. Benim köhne arabama nasıl binip, Tarabya'dan Şişli'ye son hızla nasıl gittik!.. - Durumu ağır mı acaba? - İnşallah hafif yaralıdır. - Kim ne ister Abdi Bey'den be?..

GAZETEDE ÖLÜM SESSİZLİĞİ
HASTANEYE
girdiğimde Affan ve ekibi morg kapısında bekliyordu. Boynuma sarıldı ve ağlamaya başladı koca adam: - Kaybettik. Kaybettik Abdi Bey'i. Sersem hallerimiz kaç dakika sürdü kim bilir? Sonra birlikte morga indik. Sonra gazeteye gittim. Sadece bizimkiler değil. Diğer gazetelerde gece görev yapan kim varsa, hepsi bizim binaya doluşmuş. Sayfalar yıkılacak, acı haber tam sayfa verilecek. Yazı işleri gececi gündüzcü tam kadro orada. Turhan Aytul, Hasan Pulur, Doğan Heper, Tufan Türenç, Zeki Sezer, Hakkı Martı, Eren Güvener ve diğer yazı müdürleri. Hepsi hepsi orada ama, Tufan abi hariç hiçbirinin eli işe gitmiyor ki. Masaya Hürriyet ve Tercüman'dan gelen müdürler, sayfa sekreterleri oturmuş, birlikte çiziyor sayfaları. Manşet donuk ve mat: "Abdi İpekçi Öldürüldü" Sonra bir fotoğraf seçip koyuyorlar göbeğe. Abdi Bey'in kalbine giren kurşunlardan biri iç cebindeki dolma kalemi kırmış önce. Foto Muhabiri Yalçın Çınar, karakolda işte o tarihi kareyi, "Kurşunun kırdığı kalem"i çekmiş. Birkaç gün sonra toprağa verdik büyük ustayı. Gazeteden uğurlanışında gazetedeki en yakın dostu ve halefi Turhan Aytul'un sözleri geliyor. "Onu biz öldürdük. Hepimiz..." Cenazesinde görev yaptık. İzlenim notlarını da istihbarat şefimiz Güngör Gönültaş yazdı. Notların sonuna da o ünlü sözleri iliştirdi: "Böyle haber yazılır mı diyeceksiniz Abdi Bey. Ama siz hiç, bir gazetecinin bayrağa sarılı tabutu ardında bütün bir ülkenin yürüdüğünü gördünüz mü?"

BİZE ULAŞIN