Magazin dünyası neredeeen nereye...

SABAH'ın doğduğu 1985'te, dönemin Başbakanı Turgut Özal tüm Türkiye'nin çehresini değiştirirken, magazin gazeteciliğinin gelişiminde de önemli rol oynadı. İşte bu değişim...

Sözün değerini baki kılmak için yazıya dökülmesi gerektiğini belirten meşhur bir atasözü vardır ya; "Söz uçar yazı kalır," diye. İşte tam da bu sözün önemini kavradım, 'magazin dünyasında son 25 yılda neler olmuş' araştırmamı yaparken... Yazıya başlamadan önce hem benden önceki dönemleri araştırmak hem de benim de içinde bulunduğum 90'lar sonrası magazin yolculuğuna çıkmak için gazetenin arşivinde birkaç gün geçirdim... Neler neler yaşanmış son 25 yılda, neler değişmiş, neler yozlaşmış, neler modernleşmiş hepsini gördüm. Adeta zaman tüneline girmiş gibi hissettim kendimi... Gazetemizin ilk yayımlandığı 1985'te dönemin Başbakanı Turgut Özal tüm Türkiye'nin çehresini değiştirirken, magazindeki gelişimde de büyük rol oynamış. Üstelik sadece Turgut Özal değil, tüm Özal ailesi değişimde etken olmuş... Zeynep ve Efe Özal, babalarının siyasi gündemi oluşturduğu yıllarda, özel hayatlarıyla magazin haberlerinin de gazetelerde manşet olabildiğini gösteriyor... Özellikle Zeynep Özal'ın aşk hayatıyla ilgili haberler gündemden düşmüyor. Gazetelerin o yıllarda ilginç bir misyon edindiği dikkatimi çekiyor. Günümüzdeki magazin gazeteciliği anlayışında 'bir ünlüye eş adayı belirleme' gibi bir durum yokken, o yıllarda gazeteler, manşetlerinde 'Zeynep Özal'a koca adayları' başlıklı haberlere yer vermiş... Turgut Özal ve eşi Semra Özal da, o yıllardan başlayarak 90'lara kadar uzanan dönemde renkli davetlerin değişmez isimleri olarak magazin sayfalarında da yerlerini alıyor. Sanatçılarla ilişkileri çok iyi olan Başbakan Özal, Bülent Ersoy'un sahne yasağını da 1988 yılında kaldırarak tarihe geçiyor... Özal'ın magazin dünyasında açtığı bir başka kapı da, siyasi liderlerin ünlü isimlerin düğünlerinde nikâh şahidi olması, ki bu moda günümüze kadar uzanıyor... 80'li yılların başından sonuna kadar, eğlence dünyasında gazino kültürünün ağırlıkta olduğu yıllar. O yıllarda magazin gazetecileri, gazino sanatçılarının sahne performansı, yaşam tarzları ve özel hayatlarıyla haşır neşir. Ama o zamanlar şöhreti yakalamış, bugün de aynı şekilde şöhret olan birçok ismin yıllar içinde yaşadıkları değişim, hayrete düşürecek cinsten... Mesela İbrahim Tatlıses'in 1985'teki bir basın toplantısına şaşırmamak mümkün değil. 90'lı yılların sonundan başlayarak günümüze kadar sanat dünyasının en sansasyonel aşklarına imza atan, hayatında aynı anda birden fazla kadınla adından söz ettiren Tatlıses, hakkında ortaya atılan eşcinsellik iddialarına yanıt vererek manşetlere çıkmış. Tatlıses'in iddialara verdiği yanıt oldukça ilginç: "Ben hiç eşcinsel olmadım. Kadın dırdırı istemediğim için uzun zamandır yalnızlığı seçtim. Bu yüzden bu dedikodular çıktı ve bazı sözlerim yanlış anlaşıldı." Aşksız geçen günlerinin başına açtığı dertten yakınan Tatlıses, 25 yılın her döneminde magazinin değişmez ismi olmayı başarmış.
90'lar öncesi az sayıdaki magazin gazetecisi ile sanatçıların diyalogları da, şimdiki gazetecisanatçı ilişkisinden çok uzak ve saygın... Sanatçılar haberlerinin yapılması için gazetecilerle ilişki kurup, 'haberin iyisi kötüsü olmaz' mantığında bunun savaşını verirken; 2000'ler sonrası magazin gazeteciliğinde yaşanan patlamanın ardından sanatçılar haberlerinde bir nevi doyuma ulaşınca, haber seçiciliği yapıyor ve haklarında sadece iyi haberlerin yapılması yönünde bir tutum sergiliyor...

GAZETECİ-SANATÇI İLİŞKİLERİ
1985-90 yılları arası için magazin gazeteciliğinin en özgür zamanları demek belki de yanlış olmaz... O yıllarda bir magazin dedikodusunun ya da çekilen bir aşk fotoğrafının gazetelerde yer almaması neredeyse imkânsız. Haberini engelleyebilecek güce sahip olan kişiler yok denecek kadar az. Bu yüzden sanatçılar bir yana siyasilerin bile aşkları ve kaçamakları gazetelerin yanı sıra dönemin Hafta Sonu, Ses ve Hayat dergilerinin manşetlerinde yer alabiliyor. 90'ların başlarında cemiyet gazeteciliği de magazin gazeteciliğinin önemli unsurlarından biri haline geliyor... Önceleri sadece VİP ve Fame isimli dergilerde boy gösteren sosyetik isimler, 92 yılında Klips dergisinin yayın hayatına başlamasının ardından gelişiyor. 92'den sonra paparazzilik kavramına da yeni bir boyut geliyor. Önceleri sadece takip ve belirli istihbarat sonucu yapılan paparazzilik, 92 yılı sonrası renkli İstanbul gecelerinde, gece kulüplerinde yaşanan hayatları ortaya koymaya yardımcı oluyor. Bu yıllarda magazin gazeteciliği, günümüzden çok farklı şekilde yapılıyor... Benim de muhabirlik yaptığım o yıllarda magazin gazeteciliği çok daha zor yapılıyor. Şimdiki gibi teknolojik imkânların olmadığı o yıllarda araştırmacılık, bilgi birikimine sahip olma ve mesleki tecrübe önemini çok fazla hissettiriyor. Çünkü yazılacak bir haberin ön bilgisine sahip olmak için elinizin altında internet yok o yıllarda. Bir haberi kurgulamak ve yazabilmek için ya ciddi bir araştırma yapmış olmak ya da ciddi bir arşiv belleğinizin bulunması gerekiyor. Bu durum magazin gazetecileri açısından zor olsa da araştırma ve takipçilik anlamında ciddi bir gelişim sağlıyordu. İki kişinin yan yana görüntülenmesi şimdiki magazin gazeteciliğinde final durumu olarak sergilense de, o yıllarda sadece işin başlangıcı olurdu. Çünkü haber öncesi ciddi bir araştırma yapmak gerekiyordu. Üstelik tek dert bu da değildi... O dönemlerde magazin muhabirlerinin çalışma şartları da çok zordu... Öğle saatlerine doğru gazeteye gelinir, akşam için önce davet ve organizasyon araştırması yapılırdı. Üstelik 90-95 yılları arasında gazetelerin ulaştırma servisleri de magazincilere hizmet vermiyordu. Magazin muhabirleri işlere toplu taşıma araçlarını kullanarak gitmek durumunda kalırdı. İstanbul'un en gözde gece kulüplerinin olduğu Nişantaşı, Taksim, Etiler bölgesindeki kulüpler tek tek dolaşılırdı. O yıllarda gece kulüplerinin hiçbiri magazin gazetecilerine yasaklı değildi. Aksine kapılar sonuna kadar açıktı. Zaten o yıllarda paparazzilik işler, şimdiki gibi mekânların kapı önlerinde değil, mekânın içinde çekilirdi.

BİZE ULAŞIN