Hz. Hüseyin son geceyi ibadet yaparak geçirdi

Hz. Hüseyin, son gecesi olduğunu bildiği Muharrem ayının 9'unu 10'uncu güne bağlayan gece, sabaha kadar sadece kendisi için değil İslam'ın ve Müslümanların geleceği için Allah'a dua etti

  1. Haberler
  2. Yaşam
Cumartesi 18.12.2010 ABONE OL
Tarihçilerin naklettiğine göre Aşura'dan bir gün önce yani Muharremin dokuzuncu günü (9 Ekim 680) Şemir b. Zilcevşen Hz. Ali'nin oğlu Abbas'ı ve kardeşlerini çağırarak maksatlarının Hüseyin olduğunu, kendilerinin güvende bulunduğunu bildirdi. Bunun üzerine Abbas, "Yazıklar olsun sana! Peygamber'in torunu güven içinde değilken senin bize vereceğin güvene itibar eder miyiz?" diyerek cevap verdi. Yine nakledildiğine göre aynı günün ikinde vaktinde Hz. Hüseyin çadırının önünde kılıcına yaslanmış bir halde iken dizlerine doğru düştü, duyduğu ses üzerine oraya gelen kız kardeşi Zeyneb'e şöyle söyledi: "Rüyamda Resulullah'ı gördüm, bana, "bize doğru geliyorsun" buyurdu. Zeyneb'in "vah kardeşim" diyerek ağlaması üzerine: "Bacım! Metanetli ol! Teselliyi Allah'ın merhametinde ara"! dedi ve arkasından her canlının öleceğini, en iyi ölümün Allah yolunda can vermek olduğunu, Allah'a inananların O'na bağlanıp güvenmesi gerektiğini ifade etti. Kız kardeşine verdiği öğütleri bizzat yaşayan ve tam bir metanet, şecaat içinde bulunan Hz. Hüseyin olacakları tahmin ederek gece kafilede bulunanlara şöyle seslendi: "Onlar beni ele geçirmek istiyorlar. Sizinle alıpveremedikleri yok. İsterseniz, gecenin şu karanlığından yararlanarak buradan gidebilirsiniz, aksi halde zararlarının size de ilişeceğinden endişe ediyorum." Hz. Hüseyin'in bu çerçevede yaptığı konuşmadan sonra, söz alan bütün yakınları bunu asla kabul etmeyeceklerini, bu yola inanarak çıktıklarını ve başlarını koyduklarını ifade ettiler, tam bir vefa örneği sergilediler. Hz. Hüseyin Muharrem'in dokuzunu onuncu güne bağlayan gecenin son gecesi olduğunu biliyordu ve o geceyi çok özel biçimde geçirdi. Kaynakların yansıttığına göre Hz. Hüseyin gece boyunca Kur'an okudu, sadece kendisi için değil İslam'ın ve Müslümanların geleceği için bütün içtenliği ile Allah'a yalvarıp dua etti. Öte yandan Hüseyin emniyet tedbiri olarak çadırların birbirine yaklaştırılıp bağlanmasını, muharebe anında kadın ve çocukların çadırlara konulmasını emretti.

Acımasız saldırı başlıyor

Kaynakların verdiği bilgilere göre, 10 Muharrem aşura günü (10 Ekim 680) sabahın erken saatinde Ömer b. Sa'd bir grup askerle birlikte Hz. Hüseyin'e doğru yürüyerek saldırıyı başlattı. Hz. Hüseyin kadın ve çocuklar için alınan emniyet tedbirlerini devreye soktu. Askerleri canla başla saldırırlara karşı koymaya çalışıyordu. Gözünü hırs bürümüş, inanç ve vicdanlarını kaybetmiş azılı topluluğa karşı asla yalvarma amacıyla değil, hatırlatma ve uyarı amaçlı olmak üzere şöyle seslendi: "Siz benim kim olduğumu, kimin soyundan geldiğimi bir hatırlayın! Ardından kendinizi sorgulayın ve düşünün! Benim kanım size helal olabilir mi? Ben Peygamberin kızının ve yine Peygamber'in amcası oğlunun oğlu değil miyim? Ben müminler arasında Allah'a en yakın olan ve Resulünü tasdik edenlerden biri değil miyim? Şehitlerin efendisi Hz. Hamza benim babamın amcası değil midir?..." Hz. Hüseyin canilerin akıl ve vicdanlarına seslenen konuşmasını sürdürdü, devamında kimseyi öldürmediğini, kimsenin malına zarar vermediğini, dolayısıyla kanını helal kılacak hiçbir durumun söz konusu olmadığını ifade etti, kendilerinin de zulümden uzak kalmaları gerektiğini haykırdı. Ardından Hz. Hüseyin'in gözde adamlarından Züheyr b. Kayn söz alarak Kufe ordusunu insafa davet edip konuşmasında şunları söyledi: "Ey Kufeliler Allah'tan korkun. Bizler aynı dine inanan mümin kardeşleriz. Aramıza kılıç girecek olursa inanç bağı kesilir. O zaman siz ayrı bir topluluk, biz ayrı bir topluluk oluruz. Gerçek şu ki Allah sizleri de bizleri de imtihan ediyor..." Ne var ki karşıdaki insanlar bu ruh ve bilinci çoktan kaybetmişlerdi. Nitekim gerek Hz. Hüseyin'in gerekse Züheyr'in sözleri gönüllerde yankı bulmadı. Şemir, konuşmasını sürdürürken Züheyr'e, "kısa zamanda canın cehenneme gidecek" diyerek tehditte bulundu, Züheyr de ona, "Beni ölümle mi korkutuyorsun, Allah'a yemin ederim ki Hüseyin'le beraber ölmek senin gibi zalimlerle ebediyen yaşamaktan daha sevimlidir" cevabını verdi. Daha sonra Hz. Hüseyin kendisine onlardan uzak olmasını emrettti, o da Hüseyin'in yanına döndü. Hz. Hüseyin ve Züheyr konuşmalarından etkilenen sadece Hür b. Yezid oldu.

Hür b. Yezid Hz. Hüseyin'in safına geçiyor

Daha önce Hz. Hüseyin'in kafilesini kuşatıp nehirden su almalarını engelleyen Hür b. Yezid, Hz. Hüseyin'in askerlerine doğru yürümekte olan Ömer b. Sa'd'a yaklaşarak gerçekten Hz. Hüseyin'e kılıç çekip çekmeyeceğini sordu. O "Evet, yemin ederim ki onunla yapacağım muharebenin en basit şekli başların kesilmesi ve ellerin düşmesi şeklinde olacaktır" diye cevap verdi. Bunun üzerine olup bitenleri vicdanında değerlendirmeye tabi tutan Hür b. Yezid aldığı kararla atını mahmuzlayıp Hz. Hüseyin'in safına katıldı. Büyük bir mahcubiyet içinde Hz. Hüseyin'in yanına gelen Hür, "Canım sana feda olsun Allah resulünün torunu! Yaptıklarımı biliyorsun. Ben olayların bu noktalara geleceğini ummamıştım. Şimdi yaptıklarımdan dolayı Rabbime tövbe etmiş olarak geliyorum. Ölünceye kadar yanında olacağım. Ne dersin, Allah beni affeder mi" diye sordu. Hz. Hüseyin kendisine, "Evet, Allah senin tövbeni kabul etsin ve kusurlarını bağışlasın" diye cevap verdi. Ardından Kufeliler'e seslenen Hür b. Yezid, Hz. Hüseyin'in tamamen masum olduğunu, her türlü canlının yararlandığı Fırat'ın suyundan Hüseyin ve adamlarının mahrum bırakılmasının çok büyük bir zulüm olduğunu, vaktiyle kendisinin de bu zulmü işlediğini, fakat bundan pişmanlık duyduğunu söyledi ve onları Hak'ka ve hakkaniyete davet etti. Ancak onlar Hür'ün davetine ona ok atarak cevap verdiler.

Çarpışmalar şiddetleniyor
Hür b. Yezid'in saf değiştirmesine çok bozulan Ömer b. Sa'd onun yaptığı konuşmadan daha da rahatsız oldu ve sancağıyla birlikte ileriye atılıp ok yağdırmaya başladı. Önceleri teke tek yapılan çarpışmalarda sayıca azlıklarına rağmen Hz. Hüseyin'in askerleri karşı taraftan birçok kişiyi öldürdü. Ömer b. Sa'd'ın başlangıçta sağ ve sol cepheye yerleştirdiği öncüler Hz. Hüseyin'in ölüme meydan okuyan askerleri karşısında ciddi kayıp verdi. Ardından sayıları dört bini bulan Irak'lı askerler Hz. Hüseyin'in 30 kadar atlı, 40 dolayında piyadeden oluşan sembolik kuvvetine dört bir taraftan çullanarak acımasızca hücuma başladılar. Çarpışmaların şiddetlendiği sırada Ömer b. Sa'd, 500 okçuyu Hz. Hüseyin ve onunla birlikte olanların yanına gönderdi, bunlar kısa zaman içinde hepsinin bineklerini öldürdü. Kalanlar artık piyade olarak vuruşmaya devam edebildi. Hz. Hüseyin ile beraber olanlar karşı taraftakilerin sayıca alabildiğine çok olduklarını gördüklerinde şevkleri artıyor, ölümün üzerine cesaretle yürüyorlardı. Ancak zaman ilerledikçe Hz. Hüseyin'in yakınları birer birer şehit düşüyordu. Çok geçmeden Hz. Hüseyin birkaç kişi ile yapayalnız kalakaldı. Ne ki İslam tarihinin yüzü en kara şahsiyetlerinden biri olan Şemir b. Zilcevşen Hüseyin'in başını almaya kararlı idi. Adamlarını sürekli tahrik ederek süvarilerin Hz. Hüseyin'in etrafındaki çemberi iyice daraltmalarını sağladı. Nihayet Hz. Hüseyin'in en yakınındaki küçük oğlu Abdullah bir okla şehit oldu, peşinden diğer oğlu Ebu Bekir azgınlardan İbn Ukbe tarafından vuruldu, çok geçmeden yanında kalan son adamı Süveyd de yere yıkıldı. Böylece Hz. Hüseyin tek başına kaldı.

Hz. Hüseyin'in mübarek başı kesiliyor

Hz. Hüseyin gözü önünde şehit olan yakınları, yorgunluk, açlık ve susuzluk ile hayli bitap düşmüştü. Ancak asla teslim olmamıştı ve inancından aldığı güç ile etrafını kuşatan askerlere karşı sağlı sollu mukabelelerle onların hücumları savmaya çalışıyordu Kardeşinin içinde bulunduğu durumu gören Zeynep göz yaşları içinde "Keşke gökyüzü yere kapaklansa" diye iç geçirdi. Hz. Hüseyin karşısındaki azgınlara, "Beni öldürmek için mi geliyorsunuz? Bundan sonra Allah size kurtuluş vermez, hiç beklemediğiniz şekilde alır intikamımı" diye haykırmaktan geri durmadı. Hz. Hüseyin'e yaklaşan askerler onun nurani, ama aynı zamanda ihtişamlı görünüşü karşısında irkilerek geri çekiliyor, hiç kimse ona kılıç vurma cesaretini gösteremiyordu. Bu manzara bir süre devam etti. Fakat manzarayı seyreden Şemir daha fazla dayanamayarak askerleri akıl almaz ifadelerle Hüseyin'e karşı kışkırttı. Nihayet on kişilik bir grup Hz. Hüseyin'i çember içine aldı. Şemir'in "Hâlâ ne duruyorsunuz?" yollu tahrikinin ardından Zür'a b. Şerîk, Hz. Hüseyin'in sol eline, ardından da omzuna bir darbe indirdi Hz. Hüseyin sendelemiş durumda iken Sinan b. Enes hamle yapıp mızrağı ile bir darbe daha vurunca Hz. Hüseyin yere yığıldı. Sinan, Havalî b. Yezid'e seslenerek Hz. Hüseyin'in başı kesmesini emretti. Ne var ki Havalî bunu yapmak istemişse de kendisini bir titreme tuttu ve geri çekildi. Bunun üzerine Sinan b. Enes ona "gücünü yitiresin" diye söylenip atından indi ve tarihin en büyük zulümlerinden birisini işleyerek kılıcı ile Hz. Hüseyin'in mübarek başını gövdesinden ayırdı. Hz. Hüseyin'in vücudunda otuz üç mızrak yarası, otuz dört de kılıç darbesi tespit edildi. Muharrem ayının onuncu günü (10 Ekim 680) meydana gelen ve İslam tarihinin en kızıl sayfalarından biri olan Kerbela faciasında Hz. Hüseyin'in adamlarından 72 kişi şehit olmuş, karşı taraftan ise seksen sekiz kişi ölmüştü.