'Açılımların tam zamanıydı'
Ecevit, İsmail Cem ve Yılmaz Güney'in dostu Yunan-Fransız sinemacı Costa-Gavras, "Azınlık sorunlarına yumuşak biçimde, hoşgörüyle yaklaşmak Türkiye'yi daha da güçlü kılar" diyor
NİÇİN ÇIPLAKLAR KAMPI?
Filminizin genç kahramanı, Avrupa sahilinde gözünü açınca kendisini bir çıplaklar kampında buluyor!.. Niçin bu keskin çelişkiyi seçtiniz?
Karşılaştığı ve de karşılaşacağı insanları tüm çıplaklığıyla görmesini istedim (kahkahalar!). Aslında bu dediğiniz gibi gerçekten keskin bir çelişki. Ama Kuzey Afrika'nın, adını filmde özellikle vermediğim bir ülkesinden gelen bir Müslüman gençle Fransız usulü çıplaklar kampının karşılaşmasından daha vurucu ne olabilir? Bir kültür kadını olabildiğince giydirmeye, hatta kapamaya çalışıyor. Öbürü ise olabildiğince soymaya... Peki, bu iki kültür nasıl bağdaşacak?
Size göre nasıl bağdaşacak?
Bağdaşmak zorunda... Çünkü göç olayı, özellikle 20. yüzyıl başlarının büyük olayıydı. Şimdi bir yüzyıl sonra, yine öyle. İnsanlar geri kalmış, hadi kibar olalım, yeterince kalkınamamış ülkelerden yola çıkıp kalkınmış, zengin sanayi toplumlarında yaşamaya geliyorlar. Kimi eski imparatorluklar çökmüş ve yerlerine kurulan küçük devletler ve minik ülkeler, halklarına refah ve mutluluk veremiyorlar. Onlar da göç ediyor.
Peki, oralarda mutlu oluyorlar mı?
Elbette ki hayır. Çünkü göç alan ülkelerin halkları bu kez homurdanmaya başlıyor. Özellikle son dönemde artan işsizliğin başlıca suçlusu olarak dışardan gelen yabancıları görüyor. Ve onları istemiyor. İstenmediğiniz bir ülkede nasıl mutlu olabilirsiniz? Giderek o göçmenler kendi ülkelerinde kalsalar daha mutlu olabilirlerdi bile denebilir. Ama bu da yanlış, çünkü idealize edilmiş bir batılı bakış. Eğer mutlu olabilselerdi, tehlikeli yolculukları göze alıp gitmeye kalkışırlar mıydı? Göç birçok durumda tek çare ve son çözüm olarak görünüyor. Onun için, bu olayı anlamak ve gerçek boyutlarına oturtmak gerek.
Costa-Gavras bu konu üzerinde çok düşünmüş. Sayılar veriyor: 60 milyonluk Fransız toplumunun yaklaşık dört milyona yakını göçmenlerden oluşuyor. Ki nüfusa oranı yüzde 7.5-8 kadar... Bu oran, Kanada'da yüzde 17, ABD'de yüzde 10, Almanya'da yüzde 9... Demek ki Fransa'da hepsinden düşük. Şöyle diyor: Bu kadar insanın hepsi de kendiliğinden gelmiyor. Bir dönemde onları biz davet etmiştik. Sanatçı, aslında göçmen konusunda iki tarafı da dinleme gereğini hatırlatıyor: "Göçmenlere hep talihsiz kişiler diye bakılıyor, hep mutsuzluk öyküleri akla geliyor. Oysa bu iki yanlı bir şeydir. Kimi zaman çok olumlu da olabilir. Ben de buraya göçmen olarak geldim. Ama başarılı oldum. Yeni ülkeme uyum sağladım.
AZNAVOUR ÇOK MUTLU
Sanatçıya Türkiye'nin son dönemdeki Kürt ve Ermeni açılımlarını soruyorum. Şöyle diyor: Bence tam zamanıydı. Türkiye çok büyük ve güçlü bir ülke. Azınlık sorunlarına yumuşak, hoşgörüyle yaklaşmak, onu daha güçlü kılar. Geçmiş düşmanlıkları, tarihin acı olaylarını aşmak gerekiyor. Fransa'da Yunan kökenli bir aydın olarak Türkiye'ye ilişkili konulardaki etkinliklere bizzat katılıyorum. Ermeni açılımı, buradaki diasporayı çok mutlu etti. Karşılaştığım Charles Aznavour'un ağzı kulaklarına varıyordu!... Aynı şey, Kıbrıs konusundaki çabalar üzerine buradaki Yunan diasporası için de söylenebilir. Bu yolda devam etmelisiniz.
EN SON HABERLER
- 1 Taş evleri, doğası ve tarihiyle büyülüyor! Türkiye'nin 4 köyü dünya listesinde
- 2 Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç: Turizm ve ticarette yeni iş birliklerinin önünü açıyoruz
- 3 Dünyanın en iyi pastırmaları seçildi! Türk pastırması en iyiler arasına girdi
- 4 Kaçak çalıştırılan yabancı uyruklu şahıslar yakalandı: İş yerlerine milyonluk ceza!
- 5 Çanakkale’de feci kaza! Kimlikleri belli oldu...
- 6 Tüm adayı yılanlar istila etti! Çareyi havadan binlerce fare bırakmakta buldular
- 7 Bakan Yusuf Tekin’in katılımıyla “İl Milli Eğitim Müdürleri” toplantısı yapıldı
- 8 Balıkesir'de 'tek yumruk' cinayeti: 2 sanık için verilen karara itiraz!
- 9 Malatya'da komşu dehşeti: İtfaiye eri Eser Kaya hayatını kaybetti!
- 10 Tokat'ta silah kaçakçılığı operasyonu! 9 gözaltı