İdris Kardaş

İdris Kardaş

06 Temmuz 2018, Cuma

HDP’ye siyasi parti diyebilir miyiz?

Siyasi partiler belirli dünya görüşünü, hizmet anlayışını, bazen bir ideolojiyi, hayata bakışı paylaşan insanlardan oluşur. Ancak siyasi partiler, böyle tanımlansalar da asıl olarak amaçları, hedefleri dolayısıyla bir anlam kazanırlar. Zira sivil toplum kuruluşları yada başka örgütlenmeleri de böyle tanımlanırlar ilk bakışta. Oysa siyasi partilerin varlık sebebi en başta iktidar olmak, ülkeyi yönetmek, ülke yönetimine doğrudan etki etmektir. Ancak bu güce kavuşmadığı durumlarda, kendi savunduğu fikirleri doğrultusunda yönetimleri etkilemeye çalışmak, muhalefet etmek ve bu yönde de kendine taraftar oluşturmak hedefiyle yaşarlar.

Bir yapıyı siyasi parti yapan temel motivasyon iktidar olup ülkeyi kendi dünya görüşü ve yöntemleriyle yönetmektir ancak bunun dışında başka özelliklere de sahip olması gerekir.

Bunlardan birkaçına daha yakından bakalım.

Öncelikle siyasi partiler meşruiyetlerini halktan alırlar. Almalıdırlar. Eğer bir siyasi parti meşruiyetini, gücünü başka odaklardan, örgütlerden, uluslararası yapılardan, devletlerden, ulusal yada uluslararası vesayet gruplarından alıyorsa o halde bu yapılara siyasi parti diyemeyiz. Demokratik sistemlerde bu yapıların karşılığı siyasi parti olamaz. Velev ki bir yandan da toplumdan destek görüyorlar olsalar dahi. Zira toplumdan gördükleri destek, bu siyasi örgütlerin asıl gücünü ve meşruiyetini başka odaklardan aldığı gerçeğini değiştirmeyebilir. Zira önemli olan sonuçlardır. Eğer meşruiyetinizi halktan alan bir siyasi yapı iseniz o halde üreteceğiniz politikalar da, stratejiler de halk odaklı olur ve onun çıkarına olur. Bu da sizi demokratik sistem içerisinde bir siyasi parti haline getirir. Ancak belirli bir oy çoğunluğuna ulaştığınız halde ürettiğiniz politikalar yada sonuçlar halkın çıkarına değil, bağlı olduğunuz örgütü yada vesayet grubunu önceliyorsa o halde sonuç bellidir. Siz bir siyasi parti değilsinizdir. Elbette kendini siyasi parti olarak kabul eden ve sistem içinde böyle olduğu da kabul edilen partiler vardır ancak bunların vesayet odaklarının birer aparatlarıdırlar ancak.

Gelelim HDP konusuna. HDP'nin meşruiyet zemini kendisine oy veren seçmenler değil. Bu çok açık. Ürettiği politikalar ve sonuçlar itibariyle bunu temellendirmek çok kolay. 7 Haziran, 1 Kasım ve en son 24 Haziran'da barajı geçen HDP'nin bu süreçlerde kendine oy veren seçmenlerin lehine tek bir davranış biçimi olmamıştır. Hendekler ve ülkenin geneline yayılan teröre verdikleri desteğin, halkın değil PKK'nın çıkarlarını güçlendirdiğini söylemeye bile gerek yok sanırım. PKK'nın her talimatı ve hassasiyeti HDP tarafından kararlılıkla uygulandı hep.

HDP'nin meşruiyet kaynağı PKK'dır dememin birkaç nedeni daha var. Sırayla gidelim.

Öncelikle HDP'de siyaset yapmak isteyen herkes PKK yöneticilerinin onayından geçmeli. İlçe başkanından il başkanına, belediye başkanından milletvekiline kadar herkes Kandil'den onay almak zorunda. Partilerin genel merkezleri olur ya hani. Adaylar oraya gider mülakat yaparlar ve parti yöneticileri yada liderleri oturur adayları belirlerler. Bu da gayet meşru ve yasal bir durumdur. Siyasi partilerin içerisinde kurulları vardır ve işleyiş ona göre devam eder. Zaten o liderleri ve yöneticileri de halk ve parti üyeleri o pozisyona getirmişlerdir. Bu noktada HDP'de durum bayağı farklı. Partinin genel merkezi Kandil'dir. Parti yöneticileri de kamuoyuna sundukları eş başkanlar değil, KCK yürütme konseyi üyeleridir. Bayık, Karayılan, Hozat vd. HDP'li en küçük üyeden milletvekiline kadar her ismin belirlemesinde tek söz sahibidirler. Bunun bir örneğini İmralı notlarında Öcalan, Bulan ve diğer yetkililer arasındaki diyalogda görebilirsiniz. Burada geçen diyalogda HDP'li siyasetçiler, belediye başkan adaylarının Kandil tarafından belirlendiğini anlatıyorlar Öcalan'a. Bu yüzden de HDP'nin gücü halktan değil, PKK'dan geliyor. Yöneticileri, milletvekilleri halkın çıkarları aleyhine dahi olsa, kendisini oraya getiren Kandil'in söyledikleri gibi siyaset yapacaklardır. Bunun da siyaset değil. Silahlı bir terör örgütü sizi belirliyorsa o halde siz onun bir parçasısınız ve yaptığınız eylemin adı da siyaset değil, siz de siyasi bir parti değilsinizdir.

HDP'nin meşruiyet kaynağının PKK olduğunun bir diğer nedeni de PKK'lı yöneticilerin HDP için oy talebinde bulunması, yani seçim çalışmalarına katılması. Elbette bu, televizyondan HDP için oy çağrısı yapmakla bitmiyor takdir edersiniz ki. Elinde silah olan, illegal bir terör örgütünün seçim çalışması da silahla olur haliyle. Köy köy, ilçe ilçe her evde kimin HDP'ye kimin AK Parti'ye oy verdiğini bildikleri ve bu insanların seçim öncesi tehdit edildiğini herkes bilir. Kimisi bu tehditlere bizzat maruz kalmaz ancak atmosfer ve tehdit söylentilerinden etkilenir ve sonuçta oy tercihi etkilenir. Kimisi bu tehditlere direk maruz kalır. Kendisi olmasa ailesi maruz kalır. Seçim sonrasında Ağrı'da ve sonrasında Diyarbakır'da öldürülen kişilerin tek suçu AK Parti'ye yakın seçmenler olmaları. Yani demokratik sistem içerisinde yarışan bir siyasi parti kaybedince özeleştiri yaparken, yöneticilerini değiştirirken; HDP kaybettiği yerlerde PKK eliyle insanları katlediyor. Aslında PKK, HDP'nin seçim çalışmasını yürütüyor ve bunu silahla, ölüm tehditleriyle yapıyor. Seçim öncesi ve sonrasında PKK, HDP'nin seçim performansını silahla değerlendiriyor. Sadece seçim dönemlerinde de değil. Doğu-Güneydoğu'da öldürülen AK Partili siyasetçiler HDP'nin "siyasi" çalışmalarının bir parçası olarak okunmalıdır.

Bir yanda legal yollardan sivil siyaset yapmaya çalışan AK Parti, diğer yandan kırk yıllık bir terör örgütünün propaganda çalışmalarına silahla, insanları katlederek destek verdiği HDP. İkisine de siyasi parti dersek haksızlık etmiş olmaz mıyız.

SON DAKİKA