Mustafa Taha Dağlı

Mustafa Taha Dağlı

16 Ocak 2017, Pazartesi

Trump ve Suriye Kürtleri

20 Ocak'tan itibaren yeni bir dönem başlıyor. ABD'nin mevcut politikalarını keskin bir şekilde terk etmesi çok da beklenen bir durum değil ancak Türkiye'nin hassasiyetleri konusunda Obama'ya oranla kırıp dökmeden atılacak adımların olduğu da şimdiden belli.

Trump'ın özellikle Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları için aday gösterdiği iki isim Rex Tillerson ve James Mattis'in geçtiğimiz haftaki Türkiye eksenli açıklamaları, Obama'nın giderek artan agresif politikalarına bir fren yapılacağının işaretlerini veriyor.

Önce Obama, Suriye'de Türkiye'ye karşı neler yaptı onları hatırlayalım.
DAEŞ'le mücadele bahanesiyle PKK uzantısı PYD teröristleriyle sıkı bir ittifak kuruldu.
Türkiye'nin hassasiyetleri tamamen hiçe sayıldı.
Ankara'nın 'olmaz' dediği tüm konulara 'olur' denildi.
PYD'ye silah desteği bunun en açık göstergesiydi.
Obama giderayak, PYD omurgasındaki Suriye Demokratik Güçleri adlı paravan örgüte Washington'da ofis açma konusunda bile iltimas verdi.

Buna karşın Türkiye geçtiğimiz Ağustos'tan itibaren Suriye politikasını Rusya ile yürütmeye başladı. Fırat Kalkanı, Halep ateşkesi ve Suriye genelindeki ateşkes hamleleriyle, Astana süreci ABD'nin bulaştırılmadığı Suriye başlıklarıydı.

Obama'nın Suriye politikası DAEŞ üzerine kurulu ve tüm bu yaptıklarını "DAEŞ'le mücadele" diye etiketledi.
Trump ise DAEŞ'i Obama'nın oluşturduğunu söylüyor.
İki başkanın Suriye politikasında böylesine keskin bir farklılık var.

Donald Trump'ın Suriye ekibi, Obama'nın Türkiye'ye karşı uyguladığı agresif politikaların sürdürülebilir olmadığının farkında.
Mevcut politika devam ederse en önemli NATO müttefiki olan Türkiye, daha da Rusya'ya yaklaşacak.
Her ne kadar Trump, Rusya ile ilişkilerde Obama'dan 180 derece farklı düşünse de yeni kabine olası ABD-Rus ilişkilerinde Türkiye'nin yerini ayrı tutuyor.
Yani Amerika yeni dönemde Rusya ile sıkı işbirliğine girse de, ortadaki pürüzleri asgariye indirse de, Türkiye'nin bu denklemdeki yerinin Moskova'dan ziyade Washington'a yakın olmasının gerektiği düşünülüyor.

Rex Tillerson'un Suriye konusunda yeniden Cumhurbaşkanı Erdoğan'la işbirliği yapalım önerisi ABD'nin 20 Ocak sonrası Suriye politikasının gidişatı açısından önemli bir veri sağlıyor.
Tabi bu sözler "Suriye'de PYD'yi terk edip, Türkiye ile çalışalım" demek değil.
"Öncelikli müttefikimiz Türkiye olsun, PYD konusunda ise Türkiye'nin hassasiyetlerine kulak verelim" gibi bir özeti var.

Peki buradaki hassasiyet krizi nasıl aşılır?
Yeni ABD yönetimi Suriye politikasındaki alışkanlıklarından tamamen vazgeçecek değil.
Zira PYD ittifakıyla Suriye'nin kuzeyindeki oluşturulan koridor ve bu koridordaki ABD üsleri öyle kolay kolay terk edilecek bir politikanın parçası sayılmaz.

Ama yeni yönetim şunları yapabilir.
ABD'nin Suriye politikasındaki önceliği Türkiye sınırında, Suriye'nin kuzeyindeki o malum koridor.
Bu hattı PYD ittifakıyla değil de Türkiye'ye tehdit unsuru içermeyen yerel güçlerle güvenli hale getirmek, mesele DAEŞ meselesiyse bununla mücadeleyi PYD ile değil Türkiye ile yapmak olabilir.

Tabi burada en önemli vurgu Suriye Kürtleri meselesi.
Obama'nın Suriye Kürtleri hassasiyetinde tüm tasarruf sahibi içerisinde asgari Kürt unsurların bulunduğu bir terör şebekesi olan PYD'ydi.
Trump'ın Suriye politikasında da Suriye Kürtlerinden vazgeçilmeyeceği gerçeğinden hareketle bu Kürt konusunun sadece PYD'den geçmediği vurgulanmalı.
Türkiye için tehdit oluşturmayan Suriye'deki yerel Kürt unsurların Amerika adına "Suriye Kürtleri" algısında yer edinmeleri gibi bir alternatif ortaya konulmalı.
Mesele Kürt ise Türkiye'nin Suriye Kürtleriyle bir problemi yok.
O halde Trump da Suriye politikasını PYD üzerinden değil pekala Suriye Kürtlerinin yerel güçleriyle çözme yolunu denemeli.

SON DAKİKA