
Sınav korkusu
Tek tek hayatlarımız dönüşüyor. Bir yıl önce aklımızdan zerresi geçmeyen şeyler gerçek oluyor. Kapatılıyoruz. Dışarısı düşmanlaştırılıyor, içerilere itiliyoruz. İki soru canımızı yakacak şimdi: Birincisi, içerisi sığınak mı, yoksa hapishane mi? İkincisi, içeride uzun süre idare etmemizi sağlayacak bir "iç dünya"mız var mı?
***
Sınav korkularını her seferinde boş kağıt verip "sınıfta kalma" cesaretiyle yenebilenler bu kez ne yapacaklar?***
***
Modern hayat bir "büyük unutuş" üzerine kuruldu: Dünyaya geldiğimizi ve gideceğimizi unutuş üzerine... Şimdi yeni bir evreye mi giriyoruz, bilemiyorum; yaşadığımızı da unutturacaklar sanki. Hayatta kalmak ya da kalamamak meselesi bambaşka bir şey.***
***
Eski fotoğraflara bakıyorum. İçinde yer aldığım bazı fotoğraflar cidden şaşırtıyor beni. Zaman durmamış sanki. Benden daha hızlı yaşlanmışlar...***
Görüntülerin egemen olduğu sosyal paylaşım platformlarında kriz var. Virüs bu platformları da vurdu. Yeni fotoğraflar "yeni" değil; videolar birbirinin tekrarı duygusu veriyor, nostalji deseniz eski tadı yok. Yerini kelimeler aldı. "Ne güzel saçmalıyorum" diyerek, upuzun metinler kaleme alan ve bu yolla kendini sevdirmeye çalışan influencer'lar çoğaldıkça, çoğalıyor. Hikayeler yavanlaştıkça, kelimelerin şiddeti artıyor. Garip bir anafor. Bir kez daha anlıyorum, insan her şeye katlansa, "özel" olmadığı düşüncesine katlanamıyor. Fark edilmemek, yeni "ölüm" biçimi...Ayrıntılar için lütfen tıklayın.