MERVE YURTYAPAN
Atv dizisi ‘Sustalı Ceylan’da rol alan Burak Yörük: Oyunculuk ün kapısı değil zanaattır
Burak Yörük, son dönemin en ünlü isimlerinden, projelerin aranılan oyuncularından. Romantik komedideki başarısının ardından dramalarda oynadığı sert rollerde kendini kanıtladı. Ünlü oyuncu şimdilerde atv'nin yeni dizisi 'Sustalı Ceylan'da izleyiciyi karşısına çıkıyor. Yörük; babası yüzünden organ mafyasının eline düşen bir çocuğun dramını ve şiddet gören bir kadının mücadelesini anlatan dizide 'Ferhat Kanturalı' karakteriyle izleyiciyle buluşuyor. Yörük ile bir araya geldik ve 6 yaşında başladığı oyunculuk serüvenini, yeni projesini ve özel hayatını konuştuk...
'Ferhat' derinlikli biri, içerisinde çok derin muhasebeler ve muhakemeler var, tek cümleyle anlatacak olsam; çocukluğundan kalma yarasını sarmanın peşinde ömrünü harcayan bir adam. İçine kapanık, iki kere düşünüp bir kere konuşan, içindeki fırtınayı ve gücü kontrol altına almayı başarmış bir adam. Ben de 'Ferhat'ın kısaca karşılığı bu.
Seyirci her karakterde tutunacak bir dal bulacak. Herkesin farklı bir perspektiften bakmasına olanak sağlayacak bir iş bence. Benim için en önemlisi gerçeklik. Bu senaryoda gerçek, samimi bir hikâye var. Kimse karton değil. Herkesin bir derdi, herkesin bir sebebi var. Seyirci o samimiyeti hissedecek.
Çok ağır bir hikaye. Bu ve benzeri hikayeler ne yazık ki var. Bu konuları doğru bağlamlarla işleyerek farkındalığı artırmak ve etkili bir şekilde aktarmak gerekiyor. Bazı insanların gerçeklerden kaçmaya ve üzerini örtmeye bir eğilimi var. Bizler bu gerçekleri unutturmak yerine, kötüyle iyiyi ayırt etmeyi öğrenmeliyiz. Hikaye bana ne hissettirdi? Çaresizlik karşısında insanın yine de ayakta kalma çabasını. Acıya rağmen mücadele edebilme gücünü. Bazı insanlar için hayatta kalmak, nefes almak kadar kolay değil. Bu hikaye, o gerçeği yüze vuruyor. Ve hatırlatıyor: Bazen birinin mücadelesi, başkasına umut oluyor.
Çok özel bir ekibimiz var. Kimse kimseye benzemiyor çok renkli bir ekip. Bunun en güzel yanı sürekli meslek ve hayatla ilgili yeni şeyler öğrenmek ama her şeyden önemlisi herkes işini çok severek yapıyor.
İyi arkadaş olduk, Sümeyye çok iyi bir insan, işini önemsiyor sahipleniyor, çok iyi bir ikili olduk. Karakterler üzerine konuşuyoruz en iyisini ekrana yansıtmak için çok çalışıyoruz.
Ben maskesiz biriyim, o konuda Ferhat'tan farklıyım. İçime dönük ve saklamam gereken bir hayat yaşayan biri değilim ama herkesin maskeleri vardır, her zaman her şeyi açık yaşamak insanı daha gerçek yapmaz. Bunu da bilmek gerek, aslında maskesiz olmak her şeyi açıkta yaşamak, hiçbir özelinin olmaması demek değil. Bu açık sözlülük ile patavatsızlık arasındaki fark gibi.
Severim ama sadece fiziksel olarak değil, psikolojik aksiyonu da severim. Bir karakterin içsel çatışması bazen bir patlamadan daha etkileyici olabiliyor.
Ben aslında oynadığım her rolü çok seviyorum, işimi çok seviyorum çünkü, romantik komedilerle çok güzel hikayeler anlattım, şimdi biraz daha derinlikli, meydan okuyan karakterlerde kendimi deniyorum. Bu roller beni zorladığı kadar büyütüyor da.
Ne mutlu bize (gülüyor), gerçek hayatta insanlar diline, dinine, ırkına, rengine göre kader yaşamıyor, sektör gerçekliğe yaklaştı artık tip değil, ruh aranıyor. Renkler değil, gözlerin ne anlattığı önemli. Sarışın olmak, rolü taşıyamayacağın anlamına gelmiyor. Taşıyorsan, inandırıyorsan, o rol senin.
ÜNLÜ OLMAK SORUMLULUK
Tabii olmuştur mesela kamera önüyle küçük yaşta tanışınca set disiplini, ekip saygısı gibi şeyler içgüdüsel hale geliyor. Ama en büyük avantajım: oyunculuğu bir 'ün kapısı' değil, bir zanaat gibi görmeyi küçük yaşta öğrenmiş olmam ama küçük yaşta başlamaktan mı yoksa ailemle mi alakalı bilmiyorum, ben mesleğimi kendimden çok kolayca ayırabiliyorum.
Hiç öyle bir durum hatırlamıyorum, hala da öyle değilim, hep normal kalmaya çalıştım. Ün hiç 'ayrıcalık' olmadı, daha çok 'sorumluluk' oldu.
Kendini ve yapabileceklerini kanıtlamak için bir platforma sahip olmak uzun bir yolculuk. İnsanlar sana gel buyur diye yerini göstermiyor, kendi yerini yapmaya çalışıyorsun, bu mental olarak yorucu çünkü kendi vücudunla ve yarattığın karakterle, tipinle boyunla her şeyinle puanlanıp sorgulanıyorsun. Bu durumun kişisel olmadığını algılamak, kendine güvenmeye devam etmek gerek. 8 milyar insanın parmak izi nasıl farklıysa her sanatçının kendini anlatma, kendini yansıtma yolculuğu da farklı. Kendi stilini kabul ettirmek zor, mücadele gerekli. Mücadeleyi sevenin girmesi gereken bir sektör. Bu arada kişilerle değil kendinle mücadele...
TUANA İLE EVLİLİK ÇOK YAKIN
Birlikte büyümek, birlikte üretmek beni besliyor.
Artık insanlar gerçeklik görmek istiyor. Sahicilik her şeyin önüne geçti. Bir ilişki yaşıyorsam bunu gizlemek için yaşamıyorum. Ama her detayı da sergilemek zorunda hissetmiyorum.
Oluyor tabii ama bizim evimizde işlerimize çok büyük bir saygı var. O yüzden çok birbirimizin işine karışmamaya çalışıyoruz. Birbirimizden yardım istediğimiz zaman dahil oluyoruz. Müzik Tuana'nın ve benim hayatımda zaten hep çok önemli bir yerde. Oyunculuğu da, müziği de birlikteyken paylaşım alanı olarak görüyoruz.
Hep yakındı, hâlâ yakın; hazırlanıyoruz doğru zamanı bekliyoruz. (gülümsüyor)
GASTRONOMİ DE OKUDUM BİR ŞEFİ OYNAMAK İSTERİM
Mutfağı çok severim becerikli olduğumu da düşünüyorum ama bir mekan açıp şef olmayı düşünmedim, belki bir şefi oynarım ama bunu gerçek hayatta yapmak çok büyük emek, sorumluluk isteyen bir iş, vakit gerek. Şu an kendi mesleğime verdiğim emeğe daha da emek katmak derdindeyim.
Ben çok iyi burger yaptığımı düşünüyorum. (gülüyor)
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.