NAZLI ILICAK
KCK davası ve Kürtçe
Yasaklar, hiçbir zaman çözüm getirmiyor. İşkence, faili meçhuller, dil yasağı, Kürtlerin inkârı ile Türkiye hangi noktaya vardı bir düşünelim... Bu yüzden, mahkemelerde Kürtçe savunma yapma yasal zemininin hazırlanması gerektiğine inanıyorum. Zaten bireyin, Türkçe bilmiyorsa Kürtçe konuşma hakkı kanunda mevcut. Bu hükümler esnetilerek, pekâlâ böyle bir hak tanınabilir. Bir yandan "Açılım" der ve Öcalan'la bile devlet temasa geçerken, PKK'nın siyasallaşması adımı sayılan KCK'nın yargıya taşınması da önemli bir çelişkiydi. Bir de üstüne, dil tartışması eklendi.
Geçen hafta, Diyarbakır'da sivil toplum örgütleri başkanlarıyla sohbet imkânı buldum. Eksiklere, rağmen iklimde bir yumuşama göze çarpıyor.
Tabii ki her şey güllük gülistanlık değil; olumlu gelişmeler var. Ama unutmayalım ki, ateş düştüğü yeri yakıyor. Diyarbakır'dan uçakla İstanbul'a gelirken, KCK tutuklusu Alaattin Aktaş'ın eşine rastladım. Yanında 10 yaşlarında bir erkek çocuk vardı. Neriman Hanım, KCK davasından geliyordu. "Kocam, 12 Eylül'de tutuklandı ve 20 yıl cezaevinde kaldı. Hapisten çıktıktan sonra, 10 yıl mutlu bir hayatımız oldu. Bir kız çocuğumuz vardı, iki de erkek evlâdımız oldu. Benim kocam hiçbir şey yapmadı. Sadece Enstitüde öğretmen. Demek çilemiz bitmemiş. 6 yaşındaki oğlum, babasının iş için Diyarbakır'da olduğunu sanıyor. Bana devamlı, 'Anne, babam Diyarbakır'da çalışmasın hep birlikte olalım' diye yalvarıyor."
Kim bilir bu dava ne kadar uzayacak? Peki, şartlar böyleyken, ortam nasıl yumuşayacak?
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.