
Mutluluk, haz ve sen
İşler hiç yolunda görünmediği anda bile yolumuzdayız biz. Kendi yolumuzda.
Gerçekten öyle mi? Kişinin istekleri biter mi ki? Hep bir üst sınıftayken gözümüz, hep bir yukarıya bağlarken mutluluğumuzu nasıl mutlu olabiliriz ki.
Haz beynin yaratımı, mutluluk ruhun meselesi. O yüzden bu kadar kısa sürermiş mutluluk görünümlü hazlar, o yüzden içimizdeki boşluk katlana katlana büyümeye devam edermiş.
Sen mi istedin tüm bunları. Bak kaç yaşındasın. İşin, arkadaşların, eşin, sevgilin... belki de uzun zamandır sevgilin, sevdiğin bile yok. Hissetmiyorsun sevgiyi. Genele bakarsan boşluk, robotluk hali seninkisi. Günlerini geçiriyorsun, zaman dolduruyorsun gibi. İnançların da köreldi. O kadar dua, dilek çöpe mi gitti?
Yok olmuyor bu hayat. Beceremedin sen bu işi. Belki herşeyin var, yani dünyevi. Ve fakat eksiksin işte. Sarmıyor seni. İfade edemiyorsun kendine bile kendini.
Bir dolu hedef koyuyorsun önüne, ee insan hedefsiz bir hiç. Biraz yapıyorsun, biraz sıkılıp yarıda bırakıyorsun. Hedefe ulaşınca yine ipte sallanıyorsun.
Tıkandın sen, üzerinden atamıyorsun, zihnini susturamıyorsun. Çok bunaldın sen.
Yalanlara, sahteliklere, ruhunu aç bırakan bu dünyaya doydun. İlham da gelmiyor artık. Kurudun.
O zaman hoş geldin. Bence tam da yerine geldin. Hayatının virajına geldin.
Kişisel gelişimci değilim, kocaman değilim, bilirkişi hiç değilim ama küçük bi'şey öğrendim. İşte tam bu anda kendine dönmektir tek adresin.
Çekilmektir olduğun ve fakat olamadığın, olduramadığın yerden. O'na dönmektir. İçini dinlemektir, temizlemektir. Dilemektir. Dua etmek ve beklemektir. Geliyor cevabın, sen kulağını, kalbini açınca geliyor. Kimse boşu boşuna nefes almıyor. Tıkandıysak yanlış yerdeyiz, yolumuzdan sapmışız demektir, hepsi bu. Biraz karmaşadan uzaklaşıp, özümüze sarılmamız gerekiyor. Sonra yoluna giriyor hatta zaten yolunda. İnsan bunu fark ediyor.
İyi pazarlar.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.