HINCAL ULUÇ

İstanbullulara güzel haberler!..

"İstanbul'un sahibi yok" diyordum, yıllardır.. Hafta sonu öyle güzellikler yaşadım ki, biraz erken davranmış olma riskini göze alarak, size müjde vermek istedim..
"Artık var!." Birinci alkışım İstanbul'un yeni Emniyet Müdürü Zafer Aktaş ve Trafik Müdürü Murat Özbek'e..
Geçen hafta kardeşim Kemaller ve can kardeşim Ahmet Kışlalı'nın Kanada'da okuyan kızı sevgili kuzenim Nilhan İstanbul'daydı. Onlarla birkaç defa karşıya gittik. Karşıya gitmek ölümdür benim için.. Ve de uyanıklar, sağdan soldan kaynak yapanlar hariç herkes için.. Yıllarca ve yüzlerce yazdım.. Orada düzen kurmanın ne kadar basit olduğunu anlattım. Ama onca Trafik Müdürü'nden birinin kılı kıpırdamadı. Zincirlikuyu Köprüsü üzerinde kaynakçılar, altıncı şeride kadar çıkıp sağa daldıklarından, köprü ile ilgisi olmayan ve en soldaki beş ve altıncı şeritlerden Beşiktaş'a inenlerin de yolu kesildi. Köprüye dönüş şeritlerine girip sırasını bekleyen uygar vatandaş, sağdan, soldan kaynakçılar yüzünden hatta arabasını stop ettirdi..
100 metrelik Zincirlikuyu Köprüsü'nü nereye gideceksek gidelim, en az 45 dakikada aşabiliyorduk ve İstanbul'un Valisi, Emniyet Müdürü ve Trafik Müdürü'nün kılı kıpırdamıyor, klimalı makamlarından ancak Ankara'dan bir büyük geldiğinde çıkıyor, onda da yolları kestirip önde eskortlarla gittiklerinden İstanbullunun, uygar vatandaşın çektiği işkenceden haberleri olmuyordu.
Bu defa, hem de en kalabalık saatlerdeki üç geçişimde gördüklerime ve yaşadıklarıma inanamadım..
En soldaki beş altıncı şeritler bomboştu.
Beşiktaş'a inecekler frene bile basmıyordu.
Sağdan sırayla Büyükdere Caddesi, E-5 ve Köprü çıkış şeritlerinde devamlı akış sağlanmıştı.
Nasıl?. Çünkü orada ilk defa bilinçli trafik ekipleri ve polisleri vardı ve Zincirlikuyu Köprüsü boyunca dağılmışlardı. Soldaki görevliler, dış şeritlerden gidip kaynak yapmaya kalkanların yolunu kesiyor ve "Doğru devam" diyerek, onları Beşiktaş yönüne sevk ediyorlardı. Uyanık bu defa "Uyuyan polisler" olmadığı için, taa Esentepe'den U, sonra Nispetiye Caddesi'nden bir U dönüşü daha yapmak zorunda kalıyor, bu defa en az 45 dakika o kaybediyordu. Bundan iyi ceza olur mu?. Ne makbuz, ne para.. "Girdiğin şeritte devam" en ağır ceza uyanıklara..
Sağdan kaynak yapmak isteyenlere de durum ayni.. "Burası çıkış şeridi.. Öyleyse 'Çık' bakalım.."
O zaman bütün şeritler akıyor..
İstanbul Emniyet Müdürü.. Trafik Müdürü.. İkinize de yürekten, hem de nasıl yürekten alkış..
Vaktiniz olursa, sizi ziyaret etmek, bir kahvenizi içmek, tanımak ve dertleşmek isterim.
Bu Genel Yönetim ile ilgili müjdem. Yerel Yönetimle olanı da güzel..
Onu da "Belediye" yazısında anlatayım..

***


..Ve Belediye Başkanımız da var!..
Kuzguncuk karşı tarafın en güzel, en İstanbul semtlerinden biri.. Nerdeyse olduğu gibi kalmış.. Babamın Kuleli Lisesi'nde iken hafta sonları, o çok şık sırmalı haricileri çekip arkadaşları ile turladığı ünlü cadde orası.. Bayılırım.
Geçen yıllarda bu caddenin alt bölümü tek yönlüydü. Düzenleme yapıldı. Tüm caddede iki yönlü akış sağlandı ve gidiş gelişler çok ama çok rahatladı.
Bu yaz pandemi yüzünden sevgili caddeme gitmem gecikti. İlk gittiğimde bir baktım, sadece sola park izni var. Sağa yasak..
Hatta "Çekilir" tabelaları bile asılmış.
"Bu ne" dedim.. "Sağdaki Ermeni Kilisesi itiraz edince sağa park yasaklandı" dediler..
Ayni caddenin karşılıklı kaldırımlara, Paris sokaklarını andıran masalar atan esnafından solda olanlara büyük haksızlık.
Uygar ülkeler bu işi bir gün sağ, bir gün sola park izni vererek çözüyor..
Onu yazdım ve Beylikdüzü'nde çok başarılı başkanlığını defalarca gidip gördüğüm, orada tanıyıp ahbap olduğum Büyükşehir Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu "Kuzguncuk'a gelir, bir kahvemi içerseniz, haksızlığı gözlerinizle görürsünüz" dedim..
Yazım çıktı. İki saat sonra telefon geldi..
"Başkan cumartesi günü üçte, söylediğiniz kafede olacak!." Yahu Belediye için de yüzlerce yazı yazdım ben.. Cevap verme tenezzülünde bile bulunmadılar on yıllardır.. Şimdi Başkan bizzat kalkıp geliyor..
Saat 3'teki randevumuz için 2.5'ta Çikolata Fabrikası'na geldim. Burası benim yıllanmış yerim.. Başkanı bekliyoruz.
Önce arabası geldi boş.. Arabadan inenler "Başkan beş dakika sonra burda" dediler..
Bekliyoruz, gelmiyor.. Sonunda geldi. Ben de niye geciktiğini anladım.. Bakırköy'den deniz yoluyla Kuzguncuk'a gelmiş. Tam İcadiye Caddesi'nin önündeki sahilde inmiş ve "Gör Başkanım" dediğim caddeyi yürüyerek çıkmaya başlamış, halkın arasından.
Tabii her gören yolunu kesiyor, bir şey soruyor, resim çektiriyor. Etrafta koruma, eskort, halkı iten, kakan yok.. Yani yarım saatte geldiğine şükür..
Bir saat oturduk.. Beş kelime edemedik..
Durmadan birileri geliyor..
"Bir resim başkan!." Başkan kalkıyor.
Aralarına giriyor. Resim. Oturur oturmaz bir başkası.. "Bir resim başkan.." Kalk.. Çektir, otur.. İnanın en az yüz kere kalktı oturdu..
Resim çektirdi, dert dinledi..
Bana söylediği mi?.
"Karadan gelseydim, Bakırköy'den bir saat sürerdi. Denizden 15 dakikada geldim..
İstanbul ulaşımında denizi kullanmamız lazım.. Deniz Taksi işini en kısa zamanda çözeceğim.." 40 sene evvel İstanbul'a geldiğimde "Yahu metro diye bu her santiminde tarih olan kentin altını kazanacağınıza, işte her semte sahilden ulaşın, deniz yoluyla..
Denize dikey de otobüs seferleri koyun bitsin gitsin" diye yazdıklarım duruyor.
..Ve daha üç günlük Başkan "Trafiği denize kaydırma çözümü" için kol sıvıyor..
Ekrem Başkana bir tavsiye..
Kuzguncuk'ta nerdeyse hiç konuşma imkanımız olmadı. Onun için burada yazıyorum.. İstanbul Boğazı'nı İstanbul trafiğine sonuna dek açmak için adını benim "Çılgın Proje" diye koyduğum Kanal İstanbul'a ihtiyaç yok mu?
Tankerler, kuru yük gemileri kanaldan..
Halkı taşıyan deniz otobüs ve taksileri de Boğaz'dan..
Başkan, birlikte gelen İstanbul Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı Utku Cihan'a dedi ki..
"Buradaki sorun önemli. Derhal çözmemiz gerek. Bence önce cadde boyu iki taraflı parkı yasaklayan çözüm yollarına bakalım.
O zaman kökünden çözeriz." Sonra bana döndü..
"Bunu saymıyorum. İki çift laf bile edemedik" dedi. "Bir dahaki sefere çok tenha bir yerde buluşalım.."
"İstanbul'da sizin için tenha yer yok, Başkan" dedim..

***


Olmuyor Burak!..
Burak'ın ilk 11'de oynadığı Lille maçını başından beri izledim. Bir şeyler yapılmazsa, bir daha ilk 11'i zor görür.. Zira dost acı söyler.. Ben de açık söylüyorum.. Bu kafada oynarsa, bir daha 11 değil, kulübe görmesi zor olur ve kendini gene Çin'de ya da Arabistan'da bulur..
Bir defa, hocası Burak'ı tanımıyor. O oynuyorsa, ona göre oyun kuracaksın.
Sergen Yalçın bir türlü anlamadı.
Golcü Burak, savunmanın arkasına atılan toplara atak yapıp ağlarla buluşturan adamdır. Maç boyu o şekilde tek top atılmadı Burak'a..
Yardımcı Burak, sağa sola ataklar yapan ve stoperi peşinde sürükleyerek, ikinci santrfora koridorlar açan adamdır.
Lille hocası bu taktiği de kullanmadı.
Peki Burak ne yaptı?.
Koşmuş görünür olmak için sanki, Belhanda gibi dolandı durdu.. Topa çıkmış görünmek için rastgele zıpladı.. Bunlardan birinde ona çarpan top da uzaklarda Bamba'nın önüne düştü de, adam kişisel çabasıyla şut pozisyonuna girdi de, attığı harika şut gol oldu da, bizim gazeteler "Burak asist yaptı" dediler.
Burak'ın yaptığı tek şey, Türkiye'deki kötü huyu, hakemi kandırma düşüşleriydi. Ama Fransız kadın hakem, bizimkiler gibi yutmadı ve hiçbirini çalmadı.
Burak'ın menajeri her kimse, Lille Hocasıyla oturup konuşmalı.
Çok kısa oynamasına rağmen Yusuf Yazıcı çok daha umutvardı.

***


Karşıda güzellikler!..
Atatürk'ün talimatı ile kurulan Moda Deniz Kulübü, Zafer Bayramı'nı 26 Ağustos'ta özel bir gece ile kutladı. Biz de kulüp üyesi sevgili Güven Osma'nın davetlisi olarak ailece gittik.
Gecenin özel konuğu, kulüp üyesi Erol Evgin'di. Gene harikaydı Erol.. Gene tatlı şakalarıyla güldürdü.. O harika Melih Kibar/ Çiğdem Talu şarkılarıyla duygulandırdı..
Ata, Kurtuluş Savaşı'nı Ankara Garı'ndaki direksiyon odasında yönetirken, hastalanınca ona bakmaya gelen, hayatının gölgede kalan aşkı Fikriye'nin yatağın başında söylediği çok sevdiği türkü Manastır'la en azından beni ağlattı..
Sonra Büyük Taarruz.. İzmir'e giriş ve "İzmir'in Dağlarında Çiçekler Açar"ı ayakta ve ellerimizde bayraklarla bağıra çağıra, coşkuyla öyle bir söyledik ki, sesimiz hem de bugünlerde Ege'nin öbür yanında duyulmuştur.
İkinci güzellik Kalamış'taydı. Bedri Usta bin defa "Bu son" diye yeminler ederek bizi ailecek yeni açtığı dükkana davet etti.
Gittik..
Bu defa gerçekten "Son" olmalı.. Çünkü önü yeşil, yeşilin ardında deniz.. Tam da "Bir tatlı huzur almaya" gidilecek yer.
İkincisi.. Bahçesi, salonu, üst katları ve Adalar'a bakan terası ile harika bir "Fine Dining" restoran.. Harika tasarım. Harika dekor..
Yani Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri konuğunsa hiç çekinme, al götür, öylesi..
Servis elemanlarını değiştirmiyor Bedri..
Herkesi tanıyan ve koşturan harika emektarlar..
Ocağın başında bizzat Bedri Usta'nın kendisi ve yetiştirdiği ustalar.. Yani o şaşmaz Bedri Usta Lezzeti.
Kemal'in eşi sevgili Nükhet "İstanbul'a geldiğimizde bir daha bana 'Nereye gidelim' diye sorma, Hıncal Ağbi" dedi.. "Cevabım hep, 'Bedri Usta' olacak."

***


Altıncı kez Gazi!..
Bir İngiliz atının sadece üç yaşında iken hayatında bir kere koşabileceği Gazi Koşusu'nun 94'üncüsünü bir kez daha Ahmet Çelik kazandı.. Üst üste altıncı kez kazandı Çelik ve 94 yıllık tarihte benzeri olmayan bir rekor kırdı.
Pandemi dolayısıyla ilk kez seyircisiz koşulan Gazi'de sürat rekoru, hala Bold Pilot'la koşarken 2 dakika 26.22 yapan ve Gazi'yi aralıklarla o da altı kez kazanan Halis Karataş'a ait. Ahmet Çelik 2.30.18 yaptı, 2400 metrelik koşuda, son 400'e dek beklediği halde..
Halis Karataş ve Bold Pilot'ın filmi yapılmıştı. Çok duyguyla izledim.
Bence Ahmet Çelik'in Zafer Bayramı'ndaki Altıncı Gazi öyküsü de yazılmalı ve çekilmeli..

***


Sevdiğim Laflar
"Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır."
Mustafa Kemal Atatürk
Tebessüm
- Arı niye vızıldar?.
- Kelimeleri söyleyemez de ondan..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
X
Sitelerimizde reklam ve pazarlama faaliyetlerinin yürütülmesi amaçları ile çerezler kullanılmaktadır.

Bu çerezler, kullanıcıların tarayıcı ve cihazlarını tanımlayarak çalışır.

İnternet sitemizin düzgün çalışması, kişiselleştirilmiş reklam deneyimi, internet sitemizi optimize edebilmemiz, ziyaret tercihlerinizi hatırlayabilmemiz için veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız.

Bu çerezlere izin vermeniz halinde sizlere özel kişiselleştirilmiş reklamlar sunabilir, sayfalarımızda sizlere daha iyi reklam deneyimi yaşatabiliriz. Bunu yaparken amacımızın size daha iyi reklam bir deneyimi sunmak olduğunu ve sizlere en iyi içerikleri sunabilmek adına elimizden gelen çabayı gösterdiğimizi ve bu noktada, reklamların maliyetlerimizi karşılamak noktasında tek gelir kalemimiz olduğunu sizlere hatırlatmak isteriz.