EMRE AKÖZ EMRE AKÖZ

Küçük yalanlar, minik sahtekârlıklar

Bugün tatil ve havalar çok ama çok sıcak. Gelin memleket meselelerini bir yana bırakıp hafif konulara dallalım.
İnsan davranışları hakkında tahmin yapmayı sever misiniz? Mesela, "Şu adam, az sonra şöyle yapacak" der misiniz? Bazen nahoş durumlar olsa da, ben bu oyunu severim. İşte bir örnek:
Geçenlerde THY'nin Kızıltoprak ofisine gittim. Numaratör bozulmuştu. Bir sıra numarası yazıp verdiler. Ancak bunun işe yaramayacağı belliydi. Çünkü bankoların tepesindeki ışıklı sistem de çalışmıyordu.
Neyse... Elimde numara yazan kağıtla, ofisin ortasındaki banka oturdum. Bir süre sonra tek kaldım. Yani ilk açılan bankoda işimi görebilecektim.
Derken içeriye çantalı bir adam girdi. Etrafa şöyle bir baktı. Dışarıda hava çok sıcaktı. Normal olarak oturup soluklanması gerekiyordu.
Ama oturmadı. Ayakta beklemeye başladı. Hem de elinde çantayla...
"Eyvaaah, çattık" dedim. Belliydi çünkü. Tecrübeme göre... Adam sıra mıra tanımadan ilk açılan bankoya hamle yapacaktı...
Tam da öyle oldu. Görevli kıza hemen bir şeyler anlatmaya başladı.
Yanına gittim. "Sıranın sizde olduğundan emin misiniz" diye sordum. Çok şaşırmış gibi yaparak, "Aaa, sizde miydi, görmedim" dedi.
"Yaa, tabii, böyle bir gövdeyi fark etmek hakikaten de zor" dedim. Bunun üzerine adam, "Kızmayın Emre Bey, buyurun" demez mi?
Bir arkadaşıma bu olaydan söz ettim. "Ooooo" dedi, "herif seni fark etmekle kalmamış, tanıyıp vereceği cevabı bile hazırlamış."

Yeşilli kızın dansı
İnsanların bir başka sosyal numarası da davranışlarına makul gözüken ama uydurma gerekçeler yaratmaktır.
İKSV'nin düzenlediği 19'uncu İstanbul Caz Festivali devam ediyor. Cuma akşamı Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde ABD'li şarkıcı Erykah Badu'nun konseri vardı.
Açıkhava'ya kız arkadaşıyla birlikte gelmiş olan yeşil elbiseli bir genç kadın, iki koltuk ötemdeydi. Birçok seyirci gibi o da önce oturduğu yerde dans hareketleri yapmaya başladı.
Ancak enerjisi yüksekti, hareketleri biraz abartılıydı. "Az sonra ayağa fırlar" diye düşündüm. Tam da öyle oldu.
Büyük bir coşkuyla oynamaya başladı. Kulakları tıkalı bir gözlemci, "Ah ritme nasıl da kendini kaptırmış" derdi.
Halbuki yaptığı figürlerin bir kısmı müzikle uyumlu değildi. Erykah Badu'nun yavaşladığı, sakinleştiği anlarda bizim yeşilli sanki bir değişiklik olmamışçasına dans ediyordu.
Bir ara, kız arkadaşına dönerek, "Abi anlamıyorum yaa, böyle bir müzik çalarken insanlar nasıl yerinde oturur" dediğini duydum. (Benim o lafı işitmem, tam da müzikteki ağırlaşmanın neticesiydi. Yani ayağa fırlayacak bir durum yoktu.)
Zamanla seyirci konsere ısındı. Bloklar arasındaki boşluklara geçip, merdivenlerde dans etmeye başladı. Aynı anda bağırarak, ıslık çalarak ya da nakaratları tekrarlayarak sanatçıya eşlik ediyorlardı.
Sonra ne oldu biliyor musunuz? "Abi bu müzikte oturulmaz" diyen yeşilli kızımız koltuğuna çöküverdi.
Yorulduğundan değil elbette... Ayağa kalkmış o kadar çok kişi vardı ki artık kimse ona beğeniyle ya da gıptayla ya da hasetle bakmıyordu...
Böylece yeşillinin az önceki coşkun hallerinin, kendini müziğe kaptırmaktan ziyade, "beni seyredin şovu" olduğunu öğrenmiş olduk.
Hayat böyle küçük sahtekârlıklarla dolu.